Ekofeminizm son 40 yıldır kadınların ezilmesi ile doğanın baskı altına alınması arasında bir bağlantı olduğunu göstermesi açısından önemli bir kuram olsa da kendi içerisinde bazı özcü söylemleri barındırmaktan maalesef kaçınamamıştır. (Merchant, 1980)

Bu yazının konusu da bu özcü söylemlerin ne oldukları ve yarattıkları etik/politik sorunlar olacaktır.

Temel anlamıyla Plumwood’un sık sık vurguladığı üzere Platon’dan Descartes’e, Bacon’dan Marx’a birçok batı düşünüründe gözlemlenebilecek kartezyen düşünme biçiminin eleştirisi, ekofeminizmin temel argümanını oluşturur. (Plumwood, 1993) Kadının doğa, bilinmezlik ve duygular ile özdeş görülmesi ve erkeğin akıl, mantık, medeniyet ile anılması ekofeminizm açısından Batı düşünce tarihinin eril bir çıkmazıdır ve kadın özgürleşmesi için kaçınılması gereken savlardır.

Eril/Dişil, Doğa/Kültür, Doğu/Batı, Akıl/Duygu gibi sayısız ikilikler ile tezahür eden kartezyen eril düşünme biçimi, örneklerden anlaşılacağı üzere sadece cinsiyet tartışmalarına dair bir tahakküm ilişkisinin değil çok daha geniş bir alanın tartışmasıdır. Bu yönüyle ekofeminizm de sadece ekoloji ve cinsiyet tartışmaların kesiştirildiği bir teorik düzlem olarak görülemez.

Ekofeminizm maalesef radikal bir şekilde batı düşünce tarihinin eril ve doğa düşmanı yönlerini ortaya çıkarmasına rağmen birçok yönleriyle biyolojik determinizmden ve iki cinsiyetçilikten kendini kurtaramamıştır.

ekofeminizm 1

Her şeyden önce doğanın doğurganlığı ve anneliği üzerine üretilmiş binlerce yıllık özcü söylence Vandala Shiva gibi birçok ekofeminist tarafından olduğu gibi kabul edilmiş ve üretilmiştir.

Doğanın üretken/doğurgan olarak tarif edilmesi ve bunun doğurma özelliği olan kadınların yaşam pratiğine benzetilmesi ilk bakışta doğa ve kadının aynı hat üzerinden dışlandığını bize göstermesi açısından güzel bir paralellik gibi görünse de konunun daha derinine indiğimizde bu benzetmenin çeşitli kadınlık hallerini dışlayan ve doğa ile özdeş olma şerefine “nail” olan üstün kadın kategorisi üreten bir söylem olduğunu görebiliriz.

Bir kadınlık halinin doğurma özelliğinden dolayı özel bir deneyim ve doğa ile yeniden yan yana getirilmesi bu yönüyle sonsuz sayıda olabilecek kadınlık hallerini dışarıda bırakmaktadır.

ekofeminizm 2

Bugün teknolojinin henüz tam olarak sonuç veren rahim nakillerini trans kadınlar için gerçekleştiremediğini hatırlayarak doğa/doğurganlık/kadın üçlemesinin trans kadınlık deneyime karşı bir şiddet ürettiğini, trans kadınları ekofeminizm içerisinde adeta “kadın olmayan kadınlar” statüsüne getirdiğini görebiliriz. Aynı şekilde trans deneyimi olmayan ama çeşitli nedenlerden ötürü doğurma özelliği olmayan veya doğurma özelliğinden kendi isteğiyle vazgeçmiş kadınların da bu üçleme içerisinde kendilerine yer bulamadıklarını görmekteyiz.

“Doğa anne” kavramına vurgu yapan bir ekofeminizm, kadınlık deneyimini sadece doğurma özelliği olan kadınlara ayrıcalıklı bir statü gibi vermekle kalmıyor, doğurma yetisini kullanan kişinin bir kez daha bu hiyerarşi içerisinde annelik gibi bir konum ile taçlandırılmasını sağlıyor. Bunun bir çeşit annelik güzellemesi olduğunu ve heteronormatif üreme fetişizmini yeniden ürettiğini kolaylıkla söyleyebiliriz.

ekofeminizm 3

Kadın kelimesi/kategorisi/kuramı için söylenmesi gereken şudur ki bireyin herhangi bedensel özelliği onun kadınlığını belirleyen bir özellik olarak ele alınamaz. Kadınlık birçok feminist etik kuramın teyit edebileceği üzere ancak kişinin kendi beyanı üzerinden inşa edilebilecek bir süreçtir.

Doğanın metaforik bir şekilde de olsa anne olarak tanımlanması (belki önceki çağlarda bu o kadar net söylenemeyecek olsa da) yaşadığımız çağda kabul edilebilir bir söylem değildir. Doğa doğadır. Doğada toplu tecavüzler, çocuk boğumları, eş katli gibi bizim dünyamızda özdeşlik kurulduğunda “korkunç” görülen olgular vardır.

Aynı şekilde doğada Kropotkin’in Karşılıklı Yardımlaşma kitabında sıkça kanıtlamaya çalıştığı üzere bir yardımlaşma, dayanışma, dostluk, merhamet de vardır (Kropotkin,1989) ancak bunlar bize doğanın anne, baba veya bizim dünyamıza ait başka bir şey olmasına dair bir şey söylemezler çünkü doğa bizim ona atfettiğimiz romantik söylemlere göre şekillenmez. Doğa bizim iyimizin ve kötümüzün ötesinde doğadır ve onun için bu kadar tanım gayet yeterlidir.

Elbette tüm bu eleştiriler belli bir ekofeminist söylem için ifade edilebilecek eleştirilerdir. Bazı feministler farklı farklı ekofeminizm tanımları yaparak, örneğin sosyal ekofeminist ve sosyalist ekofeminist gibi, eleştirinin odağını daha iyi ortaya çıkarmaya çalışmaktadırlar. (Carlassare, 1994)

ekofeminizm 5
Ekofeminist sanatçı Moana Pearl tarafından yapılan organik heykel

Ekofeminizm içerisinde kadın ve doğa sömürüsü arasında kurulan özdeşliği daha ikna edici kılmak adına annelik ve doğurganlık pratiklerinin olumlanması feminizm için başlı başına bir sorun yaratmaktadır. Doğurma yeteneği daha önce bahsettiğimiz çeşitli kadınlık hallerini gözettiğimiz zaman kadın olma deneyiminin temel bir özelliği olarak görülemez ve ekofeminist söylem içerisine yerleştirilemez.

Rahimsiz/doğurmayan sayısız kadınlık halleri vardır ve doğurma yeteneği olan veya bunu tercih eden kadınlar kadar ekofeminist kuramın öznesidirler.

Eğer ekofeminist teori benim de varlığını kabul ettiğim üzere, kadının ve doğanın paralel ilerleyen baskılanmalarına karşı bir söylem geliştirmek istiyorsa, bunu rahim fetişizmine dayanan/transfobi üretmeye kapı aralayan benzetmelerle değil daha özgürlükçü ve ayakları yere basan argümanlarla yapmalıdır.
Hazırlayan: Meriç Aytekin

Kaynakça:

  1. Carlassare E.(1994). Essentialism in Ecofeminist Discourse. Merchant, C.. Editor (Ed.), Ecology. Atlantic Highlands, NJ: Humanities Press.
  2. Kropotkin, P. A. (1989). Mutual aid: A factor of evolution. Montreal: Black Rose Books.
  3. Merchant, C. (1980). The death of nature: Women, ecology, and the scientific revolution. San Francisco: Harper & Row.
  4. Plumwood, V. (1993). Feminism and the mastery of nature. London: Routledge.