Tüm dünyaca oldukça zor bir süreçten geçtiğimiz bu günlerde COVID-19 (Korona) virüsü ve bu durumun bize verdiği stres ve korku ile  savaşmaya çalışıyoruz… Aslında ilk başta pek ciddiye almazsak da  Koronanın bu kadar çabuk yayılması ile gerçeklerle yüzleşip durumun ciddiyetinin farkına varabildik!

Korona ile savaşmanın yollarına odaklanmışken, Korona virüsünün ve bugüne kadar var olan diğer hayvan temelli salgın hastalıkların asıl çıkış noktası olan ve virüslerin ortaya çıkmasına en uygun zemini hazırlayan hayvan üretim çiftlikleri ve pazarlarına yeteri kadar dikkat çekilmedi! Konu sadece yaban hayvanlarının pazarlanması ve tüketilmesi gibi algılansa da, geçmişten günümüze aslında dünya, çiftlik hayvanlarının endüstriyel hayvan çiftliklerinde kalabalık ve sağlıksız ortamlarda bulundurulması ile ortaya çıkan bir sürü salgın hastalık ile savaştı. Brusella, tüberküloz, domuz gribi, BSE (deli dana), kuş gribi, salmonella, leptospirosis hatta şarbon gibi hastalıklar hayvanlardan ve  hayvanların sütünden dahi bulaşmaktadır. Bu konuyu göz önünde bulunduracak olursak özellikle şu anda nasıl beslendiğimiz çok önemli bir rol oynuyor.

Bir yandan bağışıklık sistemimizi güçlendirirken diğer yandan vücudun direnç sistemi üzerinde büyük etkisi olan stres faktörü ile nasıl başa çıkabiliriz? Bu konular ile ilgili en çok merak edilenleri sizler için İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu’ya sordum. Kendisine ve bütün sağlık çalışanlarına buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.

Güçlü bir bağışıklık sisteminin tüm hastalıklarda olduğu gibi korona virüsü ile de savaşmak için en önemli etken olduğunu biliyoruz. Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için hangi gıdaları tüketebiliriz?

Bu konuda çeşitli doktorlar ülkemizde televizyonlarda çıkıp insanların kelle paça yemesini yumurta tüketmesini söylediler. Bu önerilerin bilimsel dayanağı yoktur! Bilimsel çalışmalar influenza virüsünden korunmak için sebze ve meyve tüketmeyi öneriyor. Yapılan bir çalışmada, daha çok meyve yiyen insanların daha az influenza virüsüne yakalandığını göstermiştir. Yeşil çay içmekle ilgili de çalışmalar mevcut. Yeşil çay içmenin yine soğuk algınlığının sıklığını azalttığı ve çocuklarda influenza riskini azalttığına dair çalışmalar mevcut. O yüzden bu korona virüs salgınında insanlara önerim bol sebze ve meyve tüketmeleri, yeşil çay içmeleri. Bir de şunu unutmamak gerekir ki korona virüsün etkilediği  popülasyon genellikle kronik hastalıkları olan insanlar. Diyabeti, hipertansiyonu, kalp damar hastalığı olan insanlar. Bu hastalıkların hayvansal ürün tüketimi ile yakın ilişki içerisinde olduğunu unutmamak lazım. Bu yüzden korona virüsün etkilediği popülasyonda olmak istemiyorsak hayvansal ürünlerden de uzak durmalıyız.

Son günlerde çok fazla duyduğumuz alkalen gıdalarla beslenmek gerçekten faydalı mıdır?

Alkalin beslenme genel olarak hayvansal ürünlerden uzak, bitkisel ağırlıklı bir beslenmedir. Alkalen diyet, ash diyeti diye adlandırılan beslenme şekli, farklı uygulamaların olduğu ancak temelinde bitkisel ağırlıklı ve hayvansal ürünlerden uzak durulduğu bir beslenme şeklidir. Yararları da tamamen bitkisel beslenmek ve hayvansal ürünleri tüketmemekten gelir. Buradaki yarar ve zarar söylemi kanın pH’ının yükselmesi ya da azalmasından kaynaklı değildir. Hayvansal ürünlerin farklı mekanizmalarla vücudumuza zarar verdiği bilimsel çalışmalarla ispatlanmıştır. Örnek olarak hayvansal protein tüketimine bağlı oluşan TMAO kalp damar hastalıkları ve rektum kanseri riskini artırır. Bu hastalıkların kan pH’ıyla ilişkili olduğu ile ilgili bilimsel bir veri henüz yoktur. Bitkisel beslenmenin kalp hastalıkları, şeker hastalığı, hipertansiyon, kanser ve romatizmal hastalıklara karşı koruyucu olduğunu biliyoruz. O yüzden hem bu pandemi (salgın hastalık) sürecinde hem de sonrasında bitkisel beslenmeye yoğunlaşmalı hayvansal ürünlerden uzak durmalıyız.

Özellikte bu dönemde birçoğumuz yoğun stresle mücadele ediyoruz. Yediklerimizin ruh halimize bir etkisi var mı?

Mutlaka var. Hatta bunun 2 farklı mekanizma ile çalıştığını söyleyebilirim. Öncelikle hayvansal ürün tüketmeyen kişilerin yediklerinin zulme yol açmadığını  bilmek manevi anlamda büyük bir rahatlık verir. “Zarar vermiyorum, öldürmüyorum” Öte yandan hayvanların mezbahalara zorla sokulması, oradaki atmosfere tanık olmaları, bağlanmaları gibi etkenler hayvanlarda strese yol açar. Stres hormonu devreye girip hayvanın bütün dokularına işlemektedir! İnsanların et yemesi, zararlı olan doymuş yağlar ile birlikte stres hormonunu da vücutlarına almaları demektir.

Yapılan bir çalışmada hayvansal ürünleri yemeyi bırakan insanların kısa zamanda daha iyi bir ruh haline sahip oldukları gösterilmiştir*.

İçinde bulunduğumuz belirsizlik haliyle ruh halimizi de etkiliyor! Depresyon ile savaşmak için hangi gıdalara ağırlık vermeliyiz?

Elimizdeki bilimsel verilerden de yola çıkacak olursak, gerek kronik hastalıklardan korunmak, gerek modumuzu yükseltmek için olsun anahtar yine bitkisel beslenme! Burada önemli olan omega 6 alımımızı düşük tutmak omega 6 /omega 3 oranını 4’ün üzerine çıkarmamaktır. Bu yüzden yağlardan olabildiğince uzak durmak temel hedefimiz olmalı. Omega 3 alımını artırmak için ise kuruyemişler, koyu yeşil yapraklı bitkiler, dutsu meyveler, fasulye, turpgil sebzeler, chia, keten tohumu, kenevir tohumu gibi yiyeceklerden faydalanabiliriz.

Son yıllarda ve günümüzde savaştığımız virüslerin hayvansal gıda tüketmek ile ilişkisi nelerdir?

Covid-19 Pandemisi hepimizin bildiği üzere Çin’de bir hayvan pazarında ortaya çıktı. Binlerce hayvanı aynı yerde tutarak virüslerin antijenik değişimlerini başka türlerde yapabilmeleri için onlara mükemmel ortamı insanlar sağladı! Yalnız Covid-19 pandemisi için değil, daha önce görülen kuş gribi, domuz gribi, İspanyol gribi gibi salgınlar da yine hayvan çiftliklerinde ortaya çıktı. Bu tabii ki de rastlantı değil. 1 milyon tavuğun aynı ortamda bulunduğu devasa çiftlikler var ve yalnızca Çin’de bu çiftliklerden 70.000 tane olduğu söyleniyor. Bu tarz pandemilerin önüne geçmek için bir an önce endüstriyel hayvancılığı sonlandırmalıyız. En kötü senaryolardan biriyle örnek vermek gerekirse, H5N1 virüsü kuş gribine yol açar ve kuştan insana bulaştığı zaman %60 öldürür. Neyse ki insandan insana bulaşma özelliği yoktur fakat  H5N1 virüsünün (kuş gribi) bu çiftliklerde insandan insana geçebilecek bir forma evrilmesi dünyada milyarlarca insanın ölmesine sebep olabilir.

Zeki insan problemi çözen, bilge insan ise önleyendir.
Albert Einstein

Kaynaklar :

https://nutritionj.biomedcentral.com/articles/10.1186/1475-2891-11-9

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ku%C5%9F_gribi

https://ankara.tarimorman.gov.tr/Belgeler/liftet/zoonozhastaliklar.pdf