Arktik küresel ısınma açısından hassas. Kürenin genelinde meydana gelen bir derecelik sıcaklık artışı bölgede iki kat etki yaratıyor. Örneğin son yüzyılda kürenin geneli 0.7 derece sıcaklık artışı yaşarken bu Kanada’nın Arktik bölgesinde 2-3 derece olarak karşılık buldu. Bunun bir derecelik kısmı son 15 yılda gerçekleşti. İvmesi, radikalliği, tundra ikliminin kendini geç onarması gibi sebepler göz önüne alındığında pamuklara sarılması gereken bir bölge Arktik.İstanbul’da bu yaz meydana gelen sel baskınları, “neden böyle oluyor?”, “neden biz?” gibi sorulara ve “nerede bu devlet, nerede bu belediye?” isyanına neden oldu. Kimileri “doğanın intikamı”, kimi “insanın rant kavgası”, kimi de “hiç metrekareye düşen damla sayısına baktın mı?” dedi. Benzer biçimde ABD, son 10 günde Harvey Kasırgası’yla gündemde. ABD gibi okyanus kıyısı bir ülkede bu tür kasırgalar alışılan gerçekler. Ancak basit ekonomik göstergeler bile her kasırga maliyetinin bir öncekinden yüksek olduğuna odaklanıyor. Yani felaket gün geçtikçe büyüyor. Peki dünyaya ne oluyor, neden tepesi atmış da önüne neyi katarsa alıp götürecek gibi davranıyor?

Kürenin kızgınlığı İstanbul özelinde betonlaşma, plansız yapılaşma gibi karşımıza çıkan sebepler, küresel anlamda ekonomik kâr ve jeopolitik üstünlük için devletlerin ve şirketlerin rekabetinden kaynaklanıyor. BM ve pek çok çevre örgütünün haklı olduğu bir gerçek var: İklim değişikliği ve küresel ısınma. Bunun yüzde 90’dan fazlasının insan kaynaklı olduğu da söylenmeli.

Küresel (dünyanın yuvarlak olduğunu varsayıyoruz tabii ki) ve çevresel kaygıların hissedildiği pek çok bölge var. Ancak Arktik bir başka noktada yer alıyor. Buradaki bir felaketin maliyeti ekonominin sınırlarının ötesinde. Bu hafta yönümüzü Arktik’teki hassas ekolojik dengeye, ona zarar veren tehditlere çeviriyoruz.

Zenginliğin kaynağı Arktik 

Arktik, nüfusu dört milyonu bulan yerli halka (Indigenious) ev sahipliği yapıyor. Ayrıca kutup ayıları, Arktik tilkisi, balinalar, deniz aygırı gibi pek çok farklı tür yine bölgenin sakinleri arasında. Deniz gergedanı ve şekil olarak tek boynuzlu ata benzetilen balık türüne de sadece burada rastlanıyor. Nadir tür olmasa da besin değeri yüksek olan balık türleri ve deniz canlıları Kuzey’in soğuk sularında bulunuyor.

Buradaki buzullar dünyadaki temiz suyun yüzde 10’unu kapsıyor. Üstelik buzullar, ışığın yansıtılması, deniz suyu sıcaklığının korunması ve soğuk su, canlılar için hayati önemde. Arktik’in canlı çeşitliliği, iklim yapısı ve özellikleri bölgeyi doğa bilimlerinin bilgi birikimi ve çalışmaları açısından vazgeçilmez yapıyor.

Arktik’in yukarıda sıralanan özellikleri en büyük zenginliği olsa da “zenginlik eşittir para” yaklaşımının da karşılığı var. BP ve ABD Enerji Bilgi Dairesi raporlarına göre bölge küresel petrol rezervinin yüzde 13’üne ve doğal gazın yüzde 30’una sahip. Zaten büyük kıyamet senaryosu bu noktada billurlaşıyor. Arktik’i felakete götürebilecek başlıca tehditleri:

Kulağımı tıkarım petrolüme bakarım 

Exxon Valdez sızıntısı, 1989

Arktik’in enerji rezervleri, ulusal ve uluslararası enerji şirketleri arasında bir yarışa dönmüş durumda. Peki, bölge için bu ne anlama geliyor? Arktik dendiğinde akla gelen en korkulu senaryo, petrol sızıntısı ve bunun maliyeti. Bu korkunun temelinde doğanın kendi dengesi değil, insanların yine doğaya hükmetme ve bunun ekonomik bir artığa dönüştürme gayreti yatıyor.

Statoil, Rosneft, Gazprom gibi ulusal şirketler Arktik’te petrol çıkarma faaliyeti yürütüyor. “Petrol sızıntısı olursa ne olur?” sorusuna şirketler yılların deneyimini gösterme ve çok dikkatli olduklarını söylemenin dışında elle tutulur bir yanıtı veremiyor. Oysa hem 1989’da Alaska’da hem de 2010’da Meksika Körfezi’nde bölgesel bir felakete neden olan petrol sızıntısının müsebbipleri Exxon ve BP gibi deneyimli enerji şirketleriydi. Deneyiminin getirdiği aşırı özgüvene yaslanan şirketlerinin Arktik’teki bu değeri kendinden menkul yanıtı yalnızca “işimiz size kaldıysa…” umutsuzluğuna ve Greenpeace’in protestolarıyla sınırlı kalıyor.

Uzmanlara göre Greenpeace başta olmak üzere Arktik’teki protestolar ve ifşalar iki etki yaratabilir. Birincisi, şirketlerin daha şeffaflaşarak arama ve çıkarma çalışmalarını denetime açması. İkincisi ürkütücü. Daha da içe kapanarak alternatif baskı mekanizmalarıyla faaliyetlerini örtbas etmeleri. Ancak küresel gündem ve yorumlar denetim mekanizmaları ve süreçlerinden ziyade Greenpeace protestocularının korsanlık faaliyetlerine odaklanmış durumda. Oysa bilim insanları, petrol çıkarma faaliyetlerinin bu şekilde devam etmesi durumunda sızıntıya kesin gözüyle bakıyor.

Burada felakete neden olan önemli bir paradoksa dikkat çekmek gerekiyor. Bilindiği gibi küresel ısınmanın en önemli nedenlerinden birisi karbon salınımı. Karbon salınımına neden olansa hidro-karbon, yani petrol, kömür ve doğal gaz. Arktik’te dünyanın enerji ihtiyacını gidermek için tüm küreyi riske atan petrol çıkarma işlemleri, tüketimi perçinlediği için küresel ısınmayı artırıyor. Özetle insanlık kâr hırsıyla kamçılanan şirketlerle “çevre ve kürenin geleceği sizin kârınızla kıyas kabul etmez” diyenler arasında ayrışmış durumda.

BP Meksika Körfezi sızıntısı, 2010

Felaketin yeni rotası: Kuzey Hattı 

Rusya ve Norveç için müjde niteliğindeki Kuzey’in uluslararası gemi taşımacılığına açılması Arktik’in yerli nüfusuna, hayvanlara ve bitki örtüsüne tehdit oluşturuyor. Halihazırda Kuzey rotasının önemi üzerine bir araştırma yapıldığında raporların geneli, kısalan mesafe, kıyıdaşların transit geçişten alacağı ücrete ve jeopolitik kazanımlara odaklanıyor. Peki bölgenin dengeleri?

Gemi ticareti hızlandığında bunun buzulların erimesinin artacağı aşikâr. Benzer biçimde belirli bir hızla ilerleyen bu araçların bölgenin alışkın olduğunun üstünde dalgalanmaya neden olacağı biliniyor. Ayrıca bu ticaret rotası için gerekli donanım, teçhizat, bataryalar ve deniz altına döşenecek kablolar düşünüldüğünde tehdit katmerleniyor.

O silah patlarsa ne olur?

Tiyatroda bir oyun sahnelendiğinde eğer sahnede dolu bir silah gösterilirse onun oyun içinde mutlaka patlayacağı söylenir. Arktik de diğer yazılarda da ele alındığı üzere nükleerinden konvansiyoneline silah deposuna dönüşmüş durumda. Ya o silah patlarsa? Silahın patlaması bir yana halihazırdaki yarış dahi bölgenin dengesini bozuyor. Füze rampası, radar istasyonu inşası, yüksek desibelli savaş uçakları, askeri üsler, hava üsleri, buz kırıcılar, nükleer deniz altılar, savaş gemileri; ses, dalga ve nüfus açısından hassas olan bölgeye zarar veriyor. Silah patlarsa da kıyametin kapıları açılmış olacak.

İnsanlığın yeni vebası: Küresel Iısınma

Arktik küresel ısınma açısından hassas. Kürenin genelinde meydana gelen bir derecelik sıcaklık artışı bölgede iki kat etki yaratıyor. Örneğin son yüzyılda kürenin geneli 0.7 derece sıcaklık artışı yaşarken bu Kanada’nın Arktik bölgesinde 2-3 derece olarak karşılık buldu. Bunun bir derecelik kısmı son 15 yılda gerçekleşti. İvmesi, radikalliği, tundra ikliminin kendini geç onarması gibi sebepler göz önüne alındığında pamuklara sarılması gereken bir bölge Arktik.

Duruma ilişkin diğer çarpıcı bir öngörü daha var. 2050’ye kadar karbon salınımı bu haliyle devam ederse, Rusya ile Norveç’in kıymetlisi Barents Denizi’nin tüm buzulları erimiş olacak. Buysa halihazırda belirli bir soğukta ve buzul kaplı habitatta yaşayan kutup ayıları başta olmak üzere deniz ve kara canlılarının türlerinin tükenme tehlikesi demek. Ayrıca artan nüfus, çevre kirliliği nükleer atıklar, gizli nükleer denemeler ve endüstriyel balıkçılık bölgeyi felakete götürebilecek diğer unsurlar.

Arktik yazı dizisinin son yazısı, aktörleri değişmekle birlikte maliyetinin tüm dünyaya mâl olacağı/olduğu bir gerçeği açık ediyor. Ekonomik getiri, jeopolitik rekabet hedefiyle kıyıdaşlar elinden geleni ardına koymadan birbirine meydan okuyor. Açıktır ki meydan okunan kürenin ve insanlığın geleceği. Özetle felaketin büyüğüne hazır mısınız ve bunu önlemek için ne yapıyorsunuz?

Alıntı: Gazete Duvar – Mühdan Sağlam