Özet

Şeker Portakalı, Brezilya’nın Minas Gerais bölgesinde yaşayan fakir bir ailenin beş yaşındaki oğlu olan hayal gücü çok gelişmiş Zeze adlı çocuğun başından geçenleri konu edinir. Jose Mauro Vasconcelos, bu eserinde kendi hayatından kesitlerle bizi yüzleştirmektedir. 16 dile çevrilen bu eser büyük yankı uyandırmıştır.  1968 yılında tamamlanan bu eser, 2012 yılında beyaz perdede seyirci ile buluşmuştur. Biz de Şeker Portakalı adlı eser ile aynı adlı eserin sinema uyarlaması arasındaki benzerlik ve farklılıkları tespit etmeye çalışacağız. Bu tespiti yaparken göstergelerarasılık yöntemini kullanacağız. Bunun sonucunda da göstergelerarasılığın romana veya aynı romanın film uyarlamalarına olan katkılarına değinmeye çalışacağız.

Giriş

Ailesinden baskı ve şiddet gören, bu yüzden aradığı değerleri başkalarında ve başka şeylerde bulan bir çocuğun, başlangıçta korkması ve sonra da değer verdiği kişiyi babası, ağacını da dostu yerine koyması; çocuk yaştaki bireyin yaşadığı acıları gözler önüne sermiş bir dostluk hikayesi anlatılmaktadır. Olay Brezilya’nın Minas Gerais bölgesinde geçmektedir. Eserin yazıldığı dönemde çocukların zihinsel potansiyelini kavramaktan uzak bir toplum yapısıyla karşı karşıya kalmaktayız. Zeki çocukların şeytan olarak yaftalandığını görmekteyiz. Aynı zamanda da işsizlik ve yoksulluk toplumun ortak problemi olarak varlığını göstermektedir. Başkahraman Zeze’nin portakal ağacıyla konuşması o dönemde aile içi iletişimin sorunlu olduğunu; ailesinin Zeze’yi hem anlamadığını hem de etkili bir iletişim kuramadıklarını göstermektedir. Zeze acıları öğrenmeye hayatın farkına varmaya başlamıştır. Portekizli dostu öldükten sonra hastalanır, tüm yaşam enerjisini kaybeder. Fakir bir ailenin çocuklarından biri olan Zeze, 5 yaşında olmasına rağmen hayal gücü ve zekası çok gelişmiştir. Zeze aynı zamanda çok yaramaz bir çocuktur ve o yüzden mahalle için şeytan olarak anılmaktadır. Zeze’nin babası işsizdir ve aile bu yüzden büyük bir fakirlik çeker. Evde çalışan tek kişi annesidir. Taşınmak zorundadırlar ve bu Zeze’ye acı verir. Bu acısını azaltmak içinde Zeze’den  yeni taşındıkları evde bir fidan seçmesi istenir. Ama kardeşleri ağaçları kendi arasında paylaştığı için Zeze’ye Şeker Portakalı fidanı kalır.  Zeze başlangıçta her ne kadar bu fidanı istemese de ona ilgi gösterir. Bu şeker portakalı fidanının bir özelliği vardır. O da Zeze ile konuşmasıdır. Zeze’nin hayallerinden bir tanesi de yarasa gibi kasabanın en havalı arabası olan Portekizlinin arabasının arkasına asılarak rüzgarı hissetmektedir. Bir gün cesaretini toplar ve bunu dener. Fakat denemesi ile başarısız olması bir olur. Üstüne bire de Portekizli’den dayak yer. O gün büyüdüğünde Portekizliyi öldüreceğine dair yemin eder. Fakat bir gün Zeze ile Portekizli dost olmuştur hatta Zeze onu babasının yerine koymaktadır. Zeze yaramazlıklarına devam eder ve ailesi de onu sürekli döver.

Zeze artık dayak yemekten bıkmıştır ve ölmeyi istemektedir. Bunun için tek yok olarak trenin önüne atlamayı düşünür ama dostu olan Portekizli onu vazgeçirir.  Bir gün Zeze okuldayken kötü haber gelir. Portekizli arabasının içinde iken tren arabasına çarpmıştır. Araba paramparça olmuştur ve Portekizli ölmüştür. Hayatındaki en sevdiği kişiyi kaybetmek Zeze’yi yaşayan bir ölü haline getirir.  Zeze öyle kötü olur ki tüm kasaba haline acır. Fakat hiç bir şey Zeze’yi kendine getiremez. Bir tek en iyi arkadaşı olan şeker portakalı fidanı ile konuşur. Fakat onun da ömrü artık sınırlıdır. Zeze bir şekilde hayatına devam etmek zorundadır. Zeze, küçücük yaşta büyük insanların hayatını öğrenen bir çocuk olmuştur.

Dostunun vefatı onu derinden etkilemiştir. Hastalandığı esnada Şeker Portakalının çiçek açtığını öğrenir. Ama artık ne yarasa ne de çiçek açan şeker portakalının onun için önemi yoktur. Çünkü biricik dostunu kaybetmiştir. Tüm bu olanlardan sonra yaşadıkları Zeze’yi hayata hazırlamıştır. Şeker Portakalı adlı bu eser bize yazarın hayatından kesitler sunmaktadır. Yazar, ele almış olduğu bu eserin sonunda kendi kalemi ile açıklamıştır. ‘’Bu kitabı 20 yıl yüreğimde sakladım ve 12 günde yazdım.’’  Kitap 1968 yılında yazılmıştır. 2012 yılında da aynı adlı filmin sineması çekilmiştir. Yukarıda ele almış olduğumuz bilgiler doğrultusunda, Jose Mauro de Vasconcelos’un Şeker Portakalı adlı eserinin ve aynı adlı eserin sinema uyarlamasının benzerlik ve farklılıklarının ortaya koymaya çalışacağız. Çalışma,  medyalarararasılığın edebiyata katkılarını  tespit etmek, roman ile aynı adlı romanın film uyarlaması arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koymak amacıyla yapılacaktır. Kullanacağımız yöntem de medyalararasılık olacaktır.

Jose Mauro De Vasconcelos kimdir

Ele almış olduğumuz eser bize yazarın hayatından kesitler sunduğu için yazarın hayatına göz atmak faydalı olacaktır. 26 Şubat 1920 tarihinde Brezilya’nın Rio de Janeiro kenti yakınlarındaki Bangu kasabasında, anne tarafından yarı Kızılderili ve baba tarafından yarı Portekizli olarak 11 çocuklu yoksul bir ailede doğmuştur. Eğitimi için Brezilya’nın kuzeydoğusunda yer alan Natal kentindeki akrabalarının yanına gönderilmş ve liseyi burada tamamlamıştır. Lise yıllarından sonra yine Natal’da iki yıl boyunca tıp eğitimi almıştır. Eğitimine resim, hukuk veya felsefe dallarında devam etmek istese de bu fikrinden daha sonra vazgeçmiştir. Yazar olmasının öncesinde çeşitli işlerde çalışan Vasconceles, gece kulüplerinde garsonluk, resamlar ve heykeltıraşlar için modellik, muz bahçelerinde hamallık ve işçilik, balıkçılık ve hatta boks antrenörlüğü yapmıştır. Yaşamını farklı işlerle ve farklı kesimlerden insanlarla geçirmesi yazdığı roman ve hikayelerin kaynağını oluşturmuştur. İyi bir gözlem yeteneği vardır ve yaşadığı anılar, hikayelerini şekillendiren başlıca unsurdur. Eserlerinde yetiştiği ve içinde bulunduğu farklı kesimlere ait sosyokültürel yapıyı başarılı biçimde yansıtmıştır. Zeki bir çocuk olan yazar henüz okula dahi gitmesinin öncesinde tek başına öğrenmiştir. Yaşamının her döneminde çok büyük bir hayal gücüne sahip olan- yüzmeyi ancak 19 yaşında Natal kentinde iken Potengi Irmağı’nda öğrenmiş ve ileride yüzme şampiyonu olma hayalleri kurmuştur- Vasconceles’un yazarlık konusundaki yeteneği genç bir yaşta ortaya çıkmıştır. Kitaplarının önemli bir bölümü çocukluk anılarına, yaşadığı çevrede şahit olduklarına dayanmaktadır. Roman karakterlerinin ortak özelliği zorlu yaşam koşullarında hayatlarını sürdüren kişiler olmalarıdır. Kendisi de yoksul bir aileden geldiği ve böylesi bir çevrede yetiştiğinden yoksulların yaşamını tüm çıplaklığı ile çarpıcı bir biçimde anlatır. Her ne kadar kahramanları hayat mücadelesi içinde güçlükler yaşayan kişiler olsa da, hikayelerine mutlaka iyimserliği de katmış, duygusallığı öne çıkarmıştır.

Medyalararasılık

Yalnızca yazınsal alanda değil, sanatın diğer biçimlerinde ve değişik sanatsal biçimler arasında da karşılıklı olarak yoğun alışveriş işlemlerine rastlanmaktadır. Göstergelerarasılık iki farklı gösterge dizgesi arasındaki (örneğin yazının resimle, resmin müzikle vb.) alışveriş işlemini, değişik gösterge dizgelerine ait yapıtlar arasındaki açık ya da kapalı ilişkileri belirtir. Bu ilişkiler iki biçimde gerçekleşir: Birincisi, sözsel bir sanat sözsel olmayan bir sanatı söze dökerek kendi içerisine alır. İkincisi, sözsel-olmayan bir sanat açıkça sözsel olan bir sanata gönderme yapar. Sözsel olmayan bir sanatın, sözsel olan bir sanat biçimine gönderme yapması durumu, sözsel olmayan sanatlar söz konusu olduğundan fazla ya da öncelikli olarak yazın eleştirisinin ilgi alanına girmemektedir. Buna karşın yazının tüm diğer sanat biçimlerinin esinlendiği, gönderme yaptığı, malzemesini tükettiği, beslendiği bir kaynak olduğunu anımsatmak gerekir. Edebiyat ile sinema arasındaki ilişki, filmin edebiyat yapıtlarını uyarlamasıyla ve edebiyattaki bazı anlatım biçimlerini örnek almasıyla sınırlı değildir. Giderek artan biçimde gündelik yaşam ve kültür üzerinde belirleyici etkisi bulunan görsel-işitsel medyaların, özellikle de filmin içeriklerinin ve anlatım biçimlerinin edebiyata da yansımaması düşünülemezdi.

Edebiyat öykülerindeki gibi olay akışını ve okurun dikkatini yönlendiren, mekansal, zamansal ve düşünsel bağlantılar oluşturan bir anlatıcı merci filmde bulunmaz. (Bordwell 1985: 62) Ancak filmde anlatıcının hiç bulunmadığını söylemek de doğru değildir. Filmin anlatıcı merci genelde kameranın lensi olarak düşünülebilir. Bu anlatıcı kendini belli etmese de, ilke olarak bir romandaki anlatıcıyla eş tutulabilir. Bunun yanı sıra filmin metinselliğine dayanak olarak şunlar ileri sürülebilir: sinema filmlerinin de edebiyat metinleri gibi kurmaca bir dünya oluşturması, anlatısal olması, çizgisel bir zaman içinde anlatma eylemini gerçekleştirmesi ve metinlerarasılık ilişkileri kurması. Ayrıca filmin üretim aşamasında yazılı metinlere önemli ölçüde ilişkilendirildiğini de belirtmek gerekir. Bir film için hazırlık yapılırken çok sayıda metinden yararlanılır.

Metin paradigması bağlamında film medyasının son 30-40 yılda metin olarak okunabilir olduğu giderek benimsendi. Bu durumun film çözümlemeleri bakımında yol açtığı sonuçlar arasında en önemlisi, edebiyat bilimcilerin film çözümlemesi yapmasının mümkün, hatta gerekli olduğunu göstermiş olmasıdır. (Kayaoğlu,2016,37)

Günümüzde edebiyat biliminin temel yaklaşımlarından biri haline gelmiş olan medyalararasılık terimi şöyle açıklanabilir: ‘’ Belli bir medyaya özgü teknikler, konular, anlatım biçimleri vs. başka bir medyada taklit ya da konu edinildiğinde, bu yabancı medyanın teknikleri, biçimleri, söylemleri ve içerikleri konu eden ya da öykünen medyaya bir medyaya bir anlamda dahil edilmiş oluyor. Böylece bu öykünen ya da konu eden medyanın sırlarını genişleten, ona bir anlam ve özellik katan durumlar ortaya çıkabiliyor. Buradan hareketle, en genel anlamıyla medyalararasılık, konvansiyonel olarak farklı oldukları kabul edilmiş en az iki ifade ya da iletişim medyasının bir sanatsal üründe fark edilebilir ve kanıtlanabilir biçimde yer alması olgusunu ifade eder.’’ (Kayaoğlu, 2009,9)

Medyalararasılık yöntemi karşılaştırmalı edebiyat bilimi çalışmalarında son yirmi yılda önemli bir değişime yol açmıştır. Daha önceleri bu alanda ağırlıklı olarak farklı kültürlere, dönemlere ait edebiyatlar arasındaki farklar ve benzerlikler araştırılırken, artık edebiyat metinleri ile diğer sanatların yapıtları arasındaki çeşitli ilişkiler, sınır aşımları, benzerlikler ve farklılıklar da incelenme konusu olmaya başladığını görebilmekteyiz. Ele alacağımız eserde de hem edebiyattan hem de farklı bir sanat olarak sinemadan yararlanacağımız için, bu yöntemi kullanmak işimizi kolaylaştıracak, doğru ve verimli sonuca ulaşmamızı sağlayacaktır.

Kitap ve filmde aynı olan kahramanlar

Film: 2012 yapımıdır. Yönetmenliğini Macros Bernstein yapmıştır. Yapımcısı ise Katia Machado’dur.

Zeze: Küçük yaşta okuma yazma öğrenen, yaramaz bir çocuktur. Ailesinden sürekli şiddet görmektedir ve ailesinde aradığı sevgiyi bulamamaktadır.  Zeze ismi; modern, cömert, ciddi, neşeli ve dost canlısı anlamlarına gelmektedir. Zeze karakterine bu ismin seçilmesi tesadüf değildir. İsmi tam olarak onu yansıtmaktadır. Hikayenin baş kahramanıdır.

Totora: Zeze’nin abisidir. Sürekli Zeze’nin parasını almak ister ve onu kandırmak için uydurmaca hikayeler anlatır.

Edmundo: Zeze’nin dayısıdır. Çok zeki ve kültürlü biridir. Sürekli Zeze’ye bir şeyler öğretir. Zeze, onun dahi olduğunu düşünmektedir. Edmundo dayısından bir şeyler öğrenmek için sürekli onu ziyarete gider ve onu çok sevmektedir.

Gloria: Zeze’nin ablasıdır. Zeze’nin sürekli dayak yemesine çok üzülür ve sürekli onu korumaya çalışır.

Manuel: Portekizli, Zeze’nin biricik can dostu, babası yerine koyduğu, Zeze’ye değer veren, onu seven kişi.

Ariovaldo: Zeze’ye şarkılar öğreten, onunla birlikte sokakta şarkılar söyleyen ve para kazanan sokak çalgıcısı.

Mangaratiba: Brezilya’nın Rio de Janeiro eyaletinde bir şehirdir. Aynı zamanda sürekli bu bölgeden geçen bir trenin adıdır. Fakat o zamanın döneminde kullanılmaktadır. (1930-1970)

Şeker Portakalı: Zeze’nin emek verdiği, çok sevdiği fidanı. Aynı zamanda Zeze’nin hayalgücü ile konuşabilmektedir. Zeze ilk önceleri ağacını sevmez çünkü onu kendisi seçmemiştir. Portakal fidanını kabul etmek zorunda kalmıştır. Zeze’nin fidanına verdiği emek ve sevgi sayesinde ağacı konuşmaya başlar Zeze ile. Bazen at olur Zeze’yi çok uzaklara götürür bazen de dert ortağı olup bütün derdini dinler. Bu yüzden artık Zeze için çok özel ve sevdiği bir fidandır Şeker Portakalı.

Şeker Portakalı adlı roman ve aynı adlı romanın film uyarlaması arasındaki benzerlik ve farklılıklar 

Ele almış olduğumuz eser ve aynı adlı eserin film uyarlaması arasında çok belirgin olmamakla birlikte farklılıklar görülmektedir. Tespit edilen bu farklılıklar genel olarak kitapta kullanılan bölümlerin filme yansıtılmamasından kaynaklanmaktadır. Bunun sebebini de yönetmenin, filmde kullanılmayan bu bölümleri gereksiz görmesi olabilir ya da bu bölümler kullanılmadığı zaman filmde bir eksiklik olmayacağı düşüncesi olabilir. Bu farklılıklara değinecek olursak;

Zeze’nin Parla’nın ayakkabısını boyaması ve Parla’nın ona 200 reis yerine 500 reis vermesi kitapta geçerken; filmde bu bölüm kullanılmamıştır. Hatta filmde Parla’nın Zeze’ye para verme bölümü hiç canlandırılmamıştır. Yönetmen bu bölümü ya kısaltmak istemiş ya da kullanma ihtiyacı duymamıştır. Ama baktığımız zaman; bu bölümün kullanılmaması filmi çok etkilememiştir. Sonra yönetmen Zeze’nin babası için sigara seçimi yapması ve en pahalı olanı seçme bölümünü de filmde kullanmamıştır. Lakin bu bölümün kullanılması gerektiği düşünülmektedir. Çünkü burada Zeze, sigara seçimi yaparken babası için en iyisini almak istemektedir. Böylece babasının onu daha kolay affedeceğini düşünmektedir.

‘’Siz olsaydınız hangisini seçerdiniz? ‘’ diye sordum.

‘’İkisi de iyidir. Bütün babalar böyle bir armağan aldıklarına sevinirler.’’ (Vasconcelos,1999,64)

Yönetmen birkaç bölümde filme kendisi yön vermiş ve kitapta olmayan bazı bölümleri kendisi kurgulayarak, beyaz perdeye yansıtmıştır. O bölümlerden biri de; Zeze ve Louis’nin hayali olarak kurguladıkları hayvanat bahçesine girmeleri ve oyun olarak yaptıkları uçağa binmeleridir. Bu bölüm kitapta tasvir edilmemektedir. Ama yönetmen bunu kurgulayıp yansıtmıştır. Bunu da Zeze’nin hayalgücünün genişliğini gözler önüne sermek amacıyla yapmış olduğunu düşünebiliriz.

“Gelsene Louis, hayvanat bahçemizi gezelim, aslanlar acıkmıştır. Onlar için yemek saati.”

“Neredeler Zeze? Ben göremiyorum.”

“Gel, işte buradalar, korkma aslanlar insanlara hiçbir şey yapmaz Louis.”

(Bambu ağaçlarının arasına girerler, ortalıkta hiçbir hayvan yoktur)(Film,2002)

Kitapta, ailesi ve komşular Zeze’nin yapmış olduğu yaramazlıklardan bıkmış olduğu için, ailesi Zeze’yi okula yazdırmak ister. Zeze’nin okulda akıllanacağı ve artık yaramazlık yapmayacağı düşüncesi vardır. Böylece Zeze’nin ablası Gloria, bir gün Zeze’yi okula götürür ve kaydettirmek ister. Lakin Zeze 5 yaşında olduğu için okulun müdürü Zeze’yi kaydetmek istemez. Yaşanılan bu sorun, kitapta anlatılırken; filme yansıtılmamıştır. Bu da filme eksik bir yön katmıştır. Çünkü burada; okul aileler için çocuklardan bir kaçış noktası olarak görülmektedir. Yaşı okul çağına uygun olsun ya da olmasın aileler bir şekilde çocuklardan kurtulmak için okula göndermekte diretmektedirler. Yazar bu mesajı vermek isterken, yönetmenin bu bölümü atlaması önemli bir sosyal mesajın göz ardı edilmesine neden olmuştur.

Zeze’nin okula gönderilmesi yaramazlık yapmasına engel olamamıştır. Çünkü Zeze sadece okulda uslu durmaktadır. Öğretmenini çok sevdiği için onu üzmek istemez bu yüzden de kendisini uslu durmaya mecbur hisseder. Bir gün öğretmeni için komşusunun bahçesinden bir demet çiçek çalar. Fakat bu filmde bir gül olarak gösterilmiştir. Burada da farklılığı görmekteyiz. Fakat bunun çok göze çarpan ve filmin akışını bozan bir farklılık olduğunu söylemek mümkün değildir.

Bir gün Zeze yine yaramazlık yaparken ayağına cam parçası batar ve Zeze’nin ayağını derin bir şekilde keser. Ertesi gün Zeze okula topallayarak giderken düşmanı Portekizli’ye rastlar. Portekizli Zeze’yi fark eder ve arabasını durdurarak Zeze’ye ayağına ne olduğunu sorar. Bu bölüm de filmde farklı verilmiştir.

“Ayağın mı acıdı sivrisinek, dedi. Cevap bile vermeden yürüdüm.”(Vasconcelos,127,1999)

“Ayağına ne oldu ufaklık?”

“Mangoya bastım, efendim”

“Mangoya bastığında ayağın acımaz ki.

“Cam kesti.” (Film 2012)

Zeze’nin vermiş olduğu cevapta mango dikkat çekmektedir. Yazarın neden mango meyvesini seçmiş olduğu aklımıza soru işareti olarak düşmektedir. Bu durumun sebebi ise; Yukarıda da ele aldığımız gibi yazar Brezilyalıdır. Brezilya’da da her yerde çok fazla kolaylıkla bulunabilen bir meyvedir mango. Hatta neredeyse her sokakta 10 adet ağacını bulmak mümkündür. Bu sebeple de yazarın bu meyveyi kullanmış olabileceği düşünülmektedir.

Portekizli, Zeze’nin ayağının acıdığını görünce onu hastaneye götürmek ister. Fakat Zeze gitmemek için diretir. Bunun sonunda kazanan Portekizlidir. Zeze’yi arabasına binmek için ikna eder. Arabaya bindiğinde de Zeze ile bir anlaşma yapar.

“Eğer benimle doktora gelip ayağını tedavi ettirirsen, doktordan sonra pastaneye gideceğiz ve sana kocaman bir bardak limonata ile pasta söyleyeceğim.”

“Sahi mi? Pastaneye gidecek miyiz?”(Vasconcelos,1999,117)

“Okulumu geçtiniz bayım.”

“Okula gitmiyoruz sivrisinek.”

“Nereye gidiyoruz?”

“Doktora. İtiraz yok.” (Film,2012)

Zeze’nin hastane olayı Portekizli ile arasında dostluk temellerinin atılmasını sağlamıştır. Bir gün Zeze, Portekizliye hayali hayvanat bahçesini gezdirir. Fakat bu bölüm kitapta yoktur. Yine yönetmenin gözünden filme yansıtılmıştır. Portekizli burada Zeze’nin hayal dünyasının ne kadar geniş olduğunu ve Zeze’nin ne kadar zeki bir çocuk olduğunu anlar.

Zeze’nin kendini affettirmek için babasına söylediği Bay Ariovaldo’nun şarkıları kitapta ve filmde farklıdır.

“Yaşlı annemle burada yaşarım

İkimiz de çok fakir ve çok parasızız

Elimizde ne var ne yok sattık, ikimiz de çok ama çok açız

Annemin büyük şişman bir kedisi var, ona hep diyorum ki artık bu kediyi sat.”(Film,2012)

 

“Çırılçıplak bir kadın isterdim, çırılçıplak isterdim onu.

Gece ay ışığında, bir kadın bedeni isterdim…”

(Vasconcelos,156,1999)

Kitapta yazan şarkının içerisinde geçen ‘’çırılçıplak’’ kelimesi çocuğa görelik açısından değerlendirildiği zaman, doğru ve yerinde kullanılmış bir kelime olmayacaktır. Bu sebeple yönetmenin bu şarkıyı kullanmak istememesi mümkündür. Kitaptaki şarkı yerine değiştirilmiş olarak farklı bir şarkı kullanılmıştır.

Tüm bu yukarıda ele almış olduğumuz farklılıklar dışında, babasının Zeze’yi dövdükten sonra annesinin bütün gece Zeze’nin başında beklemesi ve ona ninni söylemesi; Portekizli ile şakalaşmak için Portekizlinin Zeze’yi göle ittirmesi ve Zeze’nin gölete düşmesi (yazar gerçek hayatta da yüzmeyi eserde geçen gölde öğrenmiştir), Zeze’nin şeker portakalı ağacına serçe parmak adını vermesi, Portekizlinin aile yadigârı kalemini Zeze’ye armağan etmesi filmde kullanılırken kitapta geçmemektedir.

Ve ek olarak; Portekizlinin arabasına trenin çarptığını söyleyen kişi filmde bunu öğretmene söylemektedir. Fakat kitapta, kısık bir sesle arkadaşına anlatmaktadır, Zeze de bu şekilde öğrenir.

SONUÇ

Jose Mauro de Vasconcelos tarafından ele alınan ‘’Şeker Portakalı’’ adlı eser göstergelerarasılık bağlamda ele alınmıştır. Kitap ile aynı adlı filmi arasında benzerlik ve farklılıklar tespit edilmiştir. Benzerlik ve farklılıklar doğrultusunda eserin yazılı olarak işleniş ve sunuluş biçimi daha ayrıntılıdır. Film ise daha farklı detaylara yer vermiştir. Film belli bir süreye sahip olduğu için kitapta ele alınan olayların tamamına değinilmemiştir.  Eserde ele alınan bazı önemli olaylar, filmde sahnelenmemiştir. Fakat bu farklılıklar filmde çok büyük eksikliğe neden olmamakla birlikte, eseri okuduktan sonra yokluğu hissedilmektedir. Fakat kilit noktalara dokunularak ana konuya sadık kalınmıştır. Edebiyat metinlerinde yazarın muhatabı okuyucudur. Metni okuyan kişi kendi biriktirdikleri doğrultusunda kafasında imajlar yaratacaktır. Fakat filmde bu şekilde değildir, olaylar veya kişiler yönetmenin seçtikleri ile önümüze hazır olarak sunulmaktadır. Bu durum da bazen seyirci de hayal kırıklığı yaratabilmektedir. Eseri okuyan ve aynı eserin filminden yüksek beklentisi olan bir kişi bu hazıra konmuşluktan zevk almayabilir.

Yazarın eserle beraber aslında kendi geçmiş yaşantısını da uyarlanan film ile gözler önüne sermesi, göstergelerarasılığın ilgi alanlarından bir örnektir. Bu nedenle, giderek gelişen kitle iletişim araçları, edebiyatın kitaptan başka medyalar aracılığıyla halka ulaştırılmasını sağladığından, edebiyatın bu çeşitli medyalar arasındaki yolculuğu da karşılaştırmalı edebiyat alanına girmektedir. Göstergelerarasılığın çalışma alanına girmekte olan eser ve aynı adlı eserin film uyarlaması dönem ve yabancı bir toplum tanımak açısından, bununla birlikte toplum ve aile baskılarının neden-sonuçlarını saptamak, çocuk psikolojisini anlamak açısından karşılaştırmalı edebiyat bilimine katkı sağlayacaktır.

KAYNAKÇA

Aytaç, Gürsel; Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi: İstanbul, Say Yayınları, 2013
Kayaoğlu, Ersel; Edebiyat ve Film, İstanbul: Hiperlink Yayınları, 2016
Vasconcelos, Jose Mauro; Şeker Portakalı, İstanbul: Can Yayınları, 1999
Aktulum, Kubilay; Metinlerarasılık//Göstergelerarasılık,  Ankara: Kanguru Yayınları, 2011
Çetin, Nurullah;  Roman Çözümleme Yöntemi, Ankara: Akçağ,2015
Sakallı, Cemal; Karşılaştırmalı Yazınbilim ve Yazınlararasılık /Sanatlararasılık Üzerine, Ankara: Seçkin Yayınları, 2012

Hazırlayan: Büşra Yıldız