You Tube kanalımda 15. bölümüne geldiğim ve kültür-sanat dünyasından isimlerle sohbetler ettiğim “Bir DALİ Muhabbet” programımın bu bölümüne, uzun zaman önce Amerika’ya yerleşen ve orada başladığı ‘Muse’ adlı tek kişilik oyununu Türkiye’ye getiren başarılı oyuncu Fadik Sevin Atasoy’u konuk ettim. Birkaç yıl önce Antalya Film Festivali’nde tanıştığım Fadik Sevin Atasoy ile; Ankara’da birkaç kez karşılaştıktan sonra, oyunun ve kısa filminin haberleriyle birlikte bir röportaj yapmanın zamanı gelmişti.

Ankara’da 2013 yılında başarılı oyuncu Erdal Beşikçioğlu liderliğinde açılan “Tatbikat Sahnesi”nde izlediğim oyunlarla ilgili daha önce uzunca bir yazı yazmıştım. O yazının ardından sahnede birkaç oyun daha izledim. Bunlardan dikkat çeken bir tanesi de “Muse: Bir Esin Perisi Davası” oldu. Oyunu yazmaya ve İngilizce oynamaya Amerika’da başlayan Fadik Sevin Atasoy, oyunu Türkçe dilinde ve Erdal Beşikçioğlu’un rejisiyle Ankara Tatbikat Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluşturdu. Gelecek sezon İstanbul’da ve diğer şehirlerde turne de yapacak olan oyun, yurt dışında da festivallerde yer alacak.

Jake Gyllenhaal için ‘Donnie Darko’ ne ise, ‘Zeynep’in Sekiz Günü’ de benim için o.”

Kendine bol ödül kazandıran ve başarılı yönetmen Cemal Şan’ın 2007 yapımı “Zeynep’in Sekiz Günü” filmindeki performansına bayıldığım Atasoy ile sohbetimize, o filmle başlıyoruz. Sevgili Fadik için de “Zeynep’in Sekiz Günü” çok önemli bir yerde. Hatta kendisi: “Jake Gyllenhaal için ‘Donnie Darko’ ne ise, ‘Zeynep’in Sekiz Günü’ de benim için o” diyerek belirtiyor.

Ayvalık’ta Açıkhava sinemasında “Hair” müzikalini izlerken, filmde avize üstünde isyan sahnesini gördüğünde oyuncu olmaya karar verdiğinden bahseden Atasoy: “Filmdeki özgürlük duygusu, beni müthiş derecede harekete geçirmişti.” diyor. “Hayat karşı cesur davrandığım için Amerika’ya yerleştim” diyen ve uzun zaman önce Amerika’ya taşınan Atasoy, Amerika’ya geçiş sürecinin de Bir Dali Muhabbet’te anlatıyor.

“Muse: Bir Esin Perisi Davası”

İnsanlara ait özelliklerin başka varlıklara atfedilmesi anlamına gelen antropomorfik üçlemeye imza atan Atasoy, bu üçlemenin ilk halkası “Fadik ve Kırmızı Bavul” romanının ardından “Muse90401” oyununa başlama hikayesini ve oyunun “Muse: Bir Esin Perisi Davası” adıyla Türkiye’ye Ankara Tatbikat Sahnesi’ne geliş sürecini anlatıyor.

Tek kişilik oyunda 5 farklı karaktere hayat veren Atasoy, oyunun sürprizini bozmadan: “Tarihten, edebiyattan ve resim sanatından tanınan değerli isimleri karakterleşiyor oyunda ve onlara farklı bir bakış açısı var. Bizim ilham perimiz, dünyaya ve ustalara iham vermesi için gönderilmiş birisi. Fakat, o ustaların kadın karakterler için yazmış olduğu finallere içerlemiş ve onlara müdahale etmeye çalışmış. Ustalar da Sanat Gezegeni Mahkemesi’ne esin perimizi şikâyet etmiş.  Esin perimizin savunmasını da sahnede, müzikal olarak dinliyoruz.” diyerek anlatıyor.

“Bir kadın oyuncu olarak, ülkemizde kadın hikayelerinin eksikliğini duyuyorum”

Antropomorfik üçlemenin en son ayağı olan ve ilk kez yönetmen koltuğuna oturacağı kısa metrajlı filmi “Jülyet’in Yolculuğu” hakkında detayları da anlatan Atasoy, görüntü yönetmeni Uğur İçbak ile birlikte çalışacaklarını söylüyor.

Bir porselen bebek metaforundan hareketle kadınların hikayesine dokunmaya devam edeceğini dile getiren Atasoy: “Ben kadın hikayesi anlatmak istiyorum. Bir kadın oyuncu olarak, bunun eksikliğini duyuyorum. Söylem olarak da eksik buluyorum. Bu cinsiyetin içine verildiysem, bunu en iyi anlatabileceğim yolda hikayem buradan çıkıyor.” diyerek belirtiyor.