Okuma süresi: 4 dakika

Dil, bir kültürün aynasıdır. O halde dilimize yerleşen bazı sözlere göz atarak kültürümüzde sanatın nasıl algılandığına dair bazı ip uçları yakalayabilir miyiz?

Önce dilimize yerleşen bu sözlerin ne anlamda kullanıldıklarına kısaca değinmekte fayda olabilir.

Mutlaka siz de hayatınızda birçok kez şuna benzer şeyler duymuşsunuzdur: “Ah, bırak canım şimdi edebiyat parçalamayı/yapmayı da derdin ne, bana onu söyle!”

TDK’ye göre “edebiyat yapmak” sözü şu anlama geliyor: “bir konu üzerinde gereksiz yere süslü sözler söylemek.”

Diğeri de yine sıkça duyduğumuz “felsefe yapmak”… Hani özellikle hummalı bir tartışmanın ortasında biri şöyle der ya; “Bana felsefe yapma, günlük hayatta söylediklerinin bir karşılığı yok.”

TDK’ye göre “felsefe yapmak” sözü de şu anlama geliyor: “gereği yokken, olayların nedenleri ve sonuçlarıyla ilgili olarak, kişisel ve soyut birtakım düşünceler öne sürmek / bilgiçlik taslamak”

Son yıllarda bir de şunu sıkça duymaya başladık: “caz yapmak”

TDK’ye göre “caz yapmak” sözü ise “boşa konuşmak, gevezelik etmek/aykırı düşünceler ortaya atmak.” şeklinde açıklanıyor.

Üçünün de ortak yanı pratikte bir işe yaramayan, somut bir çözüm ortaya koyamayan, günlük hayatın gerçeklerine yönelik fayda sağlamayan ve zaman kaybına neden olan bir kavramın dile getirilmesidir.

Bu da edebiyat, felsefe ve cazın kulağa hoş gelen ama aslında pratikte hiçbir fayda sağlamayan, soyut bir dünyanın gerçekleri olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Buradan da anladığımız üzere edebiyat süslü kelimelerle, felsefe soyut kavramlarla ve caz da zaman öldürmeyle eşleştirilmiştir.

Bu üç terim de sanki hayatta büyük bir derdi olmayanların, boş zamanları çok olanların, hayalperestlerin, ütopyacıların ve bir şeyler bildiğini sanan insanların laf salataları olarak konumlandırılmıştır. Bir de dilimize yerleşmiş “fakir edebiyatı” sözü vardır. Bu söz genelde “duygu sömürüsü yapmak” anlamında kullanılır.

Tiyatro da bu değer kaybından nasibini almıştır. Örneğin; «Hayat bir tiyatrodur.» derken, insanların belirli rollere bürünmek zorunda kalmasından ötürü yaşama yüklenen bir anlam söz konusudur; dolayısıyla bu bir benzetmedir. Diğer bir deyişle, bir metafordur. Fakat «Tiyatro bunların hepsi… Bizi yiyorlar!» cümlesindeki gibi dilimize akseden kullanım, tiyatronun oyun ve kurguyla ama daha da acısı bunun kandırmaca, yalan, entrika ve sahtekârlıkla özdeşleşen bir şekilde kullanılmasıdır.

Tabii, bir de «Artist misin? Havan kime?» ya da «Bana artistlik yapma!» gibi sözler var. Artist kelimesinin dilimizdeki birebir karşılığı her ne kadar sanatçı olsa da buradaki artist kullanımı «ünlü kişi, şöhret sahibi kimse» ve artistlik ise «hava atan, burnu havada, ukala, şımarık, gösteriş meraklısı» vb. anlamındadır.

Ayrıca medyada çok sık duymaya alışık olduğumuz «halka mal olmuş sanatçı» gibi sözler de vardır. Burada halka mal olmuş sözü, toplum tarafından kabul görmüş, sevilen, saygı duyulan, halkı anlayan, halkı savunan, onlar için emek veren, herkes tarafından takdir edilen sanatçıları betimlemek için kullanılmaktadır. Fakat ne acı ki sözü edilen bu kişilerin çoğu aslında sanatçı değildir. Sadece şöhrettir. Bir diğer deyişle «artist»tir. Yalnız işin daha da vahim tarafı, sanatçı olduğu varsayılan bu isimler halk tarafından kabul edilip sevilse de aslında onlar sadece halkın imrendiği insanlardır. Halk onlara imrenir çünkü onlarla aynı kültür yapısı içerisinde olmalarına rağmen toplum tarafından değer verilen, bir yerlere gelmiş, rahat bir yaşam süren bu insanlar, bir gün onların da değerlerinin anlaşılacağına dair bir umut taşımalarına neden olur. Kendilerinden bir parça bulurlar. Böylece kendilerinin de aslında değerli birer insan olduğunu teyit etmelerinin bir başka avuntusudur bu algı.

Özetle; işin sanat veya sanatçı olmakla hiçbir ilgisi yoktur. Sanatın ne olduğunu bilmeyen bir toplum, sanatçının kim olduğunu da bilemez. Ünlü biri olması sanatçı sıfatını alması için yeterlidir bu zihinlerde. İşte o yüzden de hayatında yediği suşi vb. yiyeceklerin sayısı simitten daha fazla olan biri, halkın gerektiğinde simit yiyerek ömrünü geçirebileceğini söyleyip halka mal olmaya devam edebilir. Çünkü o halkın sanatçısı değil, malıdır.

Sanatı anlamayan, sanatı şöhret ile karıştıran bir toplumun diline baktığımızda ise kolektif aklın yansımasını görürüz.

Sanatıyla değil simit almak, ekmek bile kazanamayan, üstelik “20. yüzyıl romanının kurucularından” sayılan Robert Musil’in acı durumu, belki de sadece ülkemizde değil, dünyada da sanata verilen değeri gözler önüne sermektedir.

Robert Musil

Avusturyalı romancıların en büyüğü Robert Musil, 1942’de sığınmacılığın yoksulluğu içerisinde öldü; geride kalan belgeleri arasında şu not bulundu:

Artık devam edemem! Kendim üzerine yazıyorum ve yazar olduğumdan bu yana, ilk kez oluyor. Söylemek istediklerim, başlıkta. Ve son derece ciddi… Enflasyondan önce, bana sade koşullarda ulusuma bir yazar olarak hizmet etmemi sağlayan bir mal varlığına sahiptim. Çünkü bu ulus, sözünü ettiğim olanağı bana kitaplarımı satın alarak sağlamıyordu. Kitaplarımı okumuyordu. Ancak kitaplarımı okuyan birkaç bin ya da on bin kişi vardı ve bana bugünkü ünümü getiren eleştirmenler ve amatörler de onların arasındaydı. Şu tuhaf ün! Güçlü ama yüksek sesli değil. Çoğu kez üzerinde düşünmeye zorlandım: Bu ün, bir görünümün var olmasıyla var olmaması konusunda düşünülebilecek en çelişkili örnek…

Ve ikinci bir not:

yaşamım, … her gün kopabilecek bir pamuk ipliğine bağlı ve son yıllarda Niteliksiz Adam üzerine çalışırken, insanın can düşmanı için bile istemeyeceği epey zamanlarım oldu.

Ve İsviçre’deki acı sürgünden, bir vatansızın örümcek ağı kadar zayıf yaşamından önce, onu umursamayan bir vatanda yazdıkları:

Gerçekte ise, Niteliksiz Adam’ı yazmaya başladığımdan bu yana o kadar yoksulum ve yaradılışım nedeniyle her türlü para kazanabilme olanağından öylesine yoksunum ki, yalnızca kitaplarımın geliriyle, daha doğru söylemek gerekirse, yayıncının belki de böyle bir gelirin gerçekleşebileceği umuduyla bana verdiği avanslarla yaşıyorum. *

Yoksa, “20. yüzyıl romanının kurucularından” sayılan Robert Musil’in de fakir edebiyatı yaptığına mı inanıyorsunuz?

* Niteliksiz Adam – Robert Musil – Yapı Kredi Yayınları – Önsöz: Ernst Fischer – Çeviren: Ahmet Cemal