Sizleri şahane bir insan ve şahane bir kitapla tanıştırmak istiyorum. Radyo ve müzik programlarıyla onu tanıyor olabilirsiniz: Gökhan Çınar. Bu kimliğinin yanı sıra psikolog da olan Çınar, bu kez “Geçecek mi?” kitabını okurlarıyla buluşturdu. Kafa Dergisi’nde yer alan “Terapist Kafası” bölümünde yazdığı yazıları bir deneme haline getirdiği kitapta, bir psikoterapist gözünden insanca hallerimiz gözler önüne seriliyor. Bir yandan Geştalt Terapi Yaklaşımı’na giriyoruz, diğer yandan acılarımızı paylaşırken kendimizle konuşuyoruz. Gökhan Çınar ile “Geçecek mi?” hakkında konuşurken, bir yandan müzik diyoruz, diğer yandan da terapiye giriyoruz…

“Bende sanırım kontrol edilebilir halde bir yetişkin hiperaktivitesi var.”

İlk olarak sizi tanıyabilir miyiz, sizinle yeni tanışacaklar için?

İlk olarak 12 yaşımdayken, yerel ve bölgesel radyolarda çocuk programları yapmaya başladım. Yıllar ilerledikçe, programların içerikleri değişti. Üniversite zamanı gelince de Psikoloji Bölümü okumaya başladım. Eğitim devam ederken, bir yandan da JoyTürk’te radyo programı yapıyordum. Her zaman radyoda bir şeyler yapmak, daha doğrusu içerik yaratmak hayalimdi. Psikolojiyi de zevkle okudum. Daha sonra Klinik Psikoloji üzerine yüksek lisansa başladığımda JoyTürk’ün müdürlüğünü yapmaya başlamıştım. Doktorada da daha tamamlayamadığım sinemaya yöneldim. JoyTürk’ten ayrıldıktan sonra Doğuş Medya ile televizyonda çalışmaya başladım. NTV ve Kral Pop’ta Akustik ve 90’lar isimli müzik programlarının yapımcılığını yaptım. Kafa Dergisi’nde yazılarıma devam ediyorum ve ilk kitabım ”Geçecek mi?” yi çıkarttım.

İki farklı alan olan Psikoloji ve medya’yı birlikte götürmek zor olsa gerek…

Psikoloji ve medya; birbiriyle iletişim açısından benzerlik gösterse de, bir yandan ikisinin alanı çok ayrı. Psikologluk ve terapistlik, bir odanın içerisinde ve tamamen gizlik isteyen bir düzen iken, medya ise insanlara çok açık bir alan. Bende sanırım yetişkin hiperaktivitesi var, tabii kontrol edilebilir halde. Hepsiyle bir anda ve içimden geldiği gibi uğraşmayı seviyorum. Ben anlatıcıyım ve anlatmayı seviyorum. Terapide dinliyoruz o başka bir alan ama yazarken anlatmanın başka bir büyüsü var. Kafa Dergisi ile tanışmadan önce de bloğum ve Instagram sayfamda, hayat üzerine sorgulamalar yazıyordum. Hepsini birbirinden güzel bir şekilde ayırdıktan sonra karışmıyor aslında…

“Yazmak benim için tedavi edici bir şey.”

Yazmak, sizin için ilk olarak nasıl başladı ve nasıl devam etti?

Çocukluğumdan bu yana sürekli yazıyorum. Bildiğim, gördüğüm, anladığım kadarıyla kendim ve çevremde gördüklerim hakkındaydı bu yazdıklarım. Bu yazdıklarımın ‘deneme’ olduğunu ve bundan vazgeçemeyeceğimi fark ettim. İlerleyen dönemlerde daha derli toplu bir şekilde yazım süreci devam etti ama bir kitap hayalim yoktu. Çünkü yazmak, benim için tedavi edici olarak güzel bir yerde durmaya başlamıştı. Ve yazmanın da çok çıplak bir şey olduğunu ve insanlarla çok paylaşılır bir şey olduğunu zannetmiyordum. Sosyal medyanın büyük bir mecra haline gelmesiyle beraber bir hesap üzerinden yazmaya başladım. Buradaki yazılar sonrasında, ilk defa canlı reaksiyonlar almaya başladım.

Bu sırada da Kafa Dergisi ile muhabbetiniz başladı galiba…

Daha çok insana ulaşabileceğimi düşündüğüm zaman ise Kafa Dergisi ile bir temasımız oldu. “Terapist Kafası” adından bir bölüm oluşturduk ve yazılar orada çıkıyordu. Orada çıkan yazılar da çok paylaşıldı ve cümle cümle geri dönüş alıyordum. Yaşam, sorgulama, ümit etmek, utanç, ölüm, kaygı ve depresyon üzerine yazdığım yazıların birçok insanın hikayesine başka yerden dokunduğunu gördüm.

”Geçecek mi?” kitabı nasıl ortaya çıktı peki?

Kafa Dergisi yazarlarından ve kalemini çok sevdiğim Aylin Balboa, başka bir sohbet sırasında benden bahsetmiş. Ardından Destek Yayınevi bana ulaştı ve yazdığım yazılarla ilgili bir kitap fikri ile geldi. Yayınevi ile üstüne oturup tartıştık ve 38 tane denemeyi bir araya getirdik. İsim konusunda birçok fikir çıktı ortaya. “Geçecek mi?” Kafa’da yayınlanan denemelerim arasında, galiba insanlara en çok ulaşmış ve dokunmuş yazılarımdan bir tanesi. O yüzden kitabın adını da “Geçecek mi?” olarak kararlaştırıp yayına çıkardık.

“Terapi, insanın biricikliğine eşlik eder ve yan yanadır.”

“Geştalt Terapi Yaklaşımı”nın insan üzerine yoğunlaşılmış hali kitapta göze çarpıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında bütün terapi ekolleri insan üzerine çalışıyor. Ama Geştalt Yaklaşımı’na göre; insan biriciktir ve bütündür. İnsanlar iyidir, kötüdür, insanlar böylelerdir ya da bu durumdalar bunu yaparlar gibi genellemeler yok. Geştalt Terapi Yaklaşımı’nda, terapist bir otorite figürü olarak danışanının üzerinden yorumlamalar veya onu belli kategorilere sokma yapmaz. Terapi, insanın biricikliğine eşlik eder ve yan yanadır. Danışana nasıl fark edeceğini ve nasıl hissedeceğini öğretemez terapist. Daha fazla fark etmesi için uygun soruları sorar ve ona yol gösterir. Herkes depresyonda olabilir ama her birimizin depresyonu bambaşka ve kendi hayat hikayelerimizden geldiği için biricik. İnsan ve psikoloji üzerine yapılan araştırmalar tabii ki önemli. Ama daha çok insandan bakıyoruz.

Yaşanmışlıkların da etkisi var aslında. Hayatta çok şey yaşıyoruz bence ve ‘hayatımı yazsam roman olur’ denmesi çok doğru geliyor. Galiba bir süre sonra hepimiz, o kocaman soru işaretinin çevresinde bir araya geliyoruz.

İnsan ne yaşıyorsa, o bir şekilde hayatına etki ediyor kesinlikle. Hepimizin ortak soru işaretleri de var, bireysel olarak da kendi var oluşumuzla ilgili de soru işaretlerimiz var. Geştalt Terapi Yaklaşımı’nda ‘’ Bir insanda bir şey varsa böyledir’’ gibi kalıplar yok. İnsan kendisini oluşturan parçalardan ve yaşadıklarından daha farklı bir bütündür. Bütün kavramı önemli ve yaklaşım oradan gidiyor.

“Bir psikoterapist gözünden insanca hallerimiz” çok güzel bir cümle. Bir anlamda insan da kendi içinde her zaman yolculuğa çıkan bir varlık. Kendi içimizde keşfettiğimiz duraklar da oluyor. İnsan da enteresan bir varlık…

Kitabın içerisinde “Herkese oluyor mu?” diye bir yazı var. Utançtan bahsederken, ‘…herkese oluyor, senin yerinin dibi benimkinden daha derin değil inan ki…’ diyor. Çünkü hepimiz utanıyoruz ve yer yer kaygılanabiliyoruz bir şeylere. Kaygı, bizleri harekete geçirmek için var. Herkesin duygusal olarak kötü olduğu veya depresif olduğu zamanlar oluyor ara ara. Başka başka durumlarda yaşaya biliyoruz, kimimizinki ise daha ağır ve bambaşka yollardan geçerek yaşıyoruz. Ama bunların hepsi insanca hallerimiz. Hepimiz bambaşka ve biriciğiz, ama duygularımız ortak olduğu için benzer yanlarımız da yok değil…

“Geçecek mi” diye sorduruyor kitap, ya da size çok yöneltiliyor. Kimilerinin; her şey yolunda giderken bir anda mutluluğum geçecek mi, acım geçecek mi, ne zaman bir şeyi dert etmeyi bırakacağım gibi soruları da olabiliyor…

Bir sorun yaşarken, bir acıyla baş etmeye çalışırken ya da korkarken ki hallerimizde; bana en çok gelen soru aslında ‘Geçecek mi?’. Geriye dönüp baktığımda, şefkatle karşıladığım ve benim de kendime sorduğum bir soru bu. Belli dönemlerde ortak bir soru haline dönüşebiliyor.

Bu soruyu soran insanları kitle şeklinde bölebilir miyiz; yaş, kişilik, cinsiyet vs olarak? Yoksa genel bir tablo olarak mı değerlendirebiliriz?

Tüm insanlar için ortak anılardan izler var kitapta. Ama tabii ki ‘’ Tüm insanların hayatını anlatmak ‘’ bu kitabın iddiası değil. Kitap, daha çok duygulara odaklı. Ama sonlara doğru insanın hayatını daha zorlaştıran durumlar, mesela ‘panik atak, sosyal fobi, narsistlik’ gibi, belli konular üzerine belli yazılar da var. Bu konuların ‘hastalık’ denip bir tarafa atılmayacağını da görmek mümkün. İnsanca haller ve kimi zaman kıyılarında dolaşabiliyoruz.

“Bu kitabın, üreten insanlara dokunuyor olması bana çok iyi geldi.”

Kitap ilk günlerinden itibaren çok satanlar listesinde yerini aldı. Nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Çok kısa bir zamanda gerçekleşti bu ve çok büyük bir heyecanla karşıladık. Tabii ki “Çok alan oldu.” dendiğinde heyecanlanıyorum ve mutlu oluyorum. Ama ben yazdım artık ve okuyucuya emanet. Güzel bir ekibin başarısıyla da şahane bir şekilde tanıtılıyor. Çok da güzel tepkiler aldık. İnsanlar kitapla birlikte fotoğraf çekip gönderiyorlar, kitabı okurken fotoğraflarını çekiyorlar ve bu beni mutlu ediyor. Kelimelerin altını çizip gönderenler oluyor ve onlara ayrıca ihya oluyorum. Benim en çok şaşırdığım, kitabı ilk geceden alıp 1 günde bitirdik diyenler oldu. Ayrıca, uzun zamandır birlikte çalıştığım sanatçılardan çok güzel dönüşler aldım. Bu kitabın, üreten insanlara dokunuyor olması bana çok iyi geldi. Aynı eğitimlerden geçtiğim fakat farklı yollardan yürüdüğümüz arkadaşlarım ve hocalarımdan şaşırtıcı reaksiyonlar aldım. Gayet yolunda gidiyor ve umarım daha çok kişiye ulaşır.

Kral POP TV’de yayınlanan ‘Kral POP Akustik’ programı da çok güzel devam ediyor. Müzik dünyasının iyi isimleri programa geliyor, nasıl geçiyor?

Her şey yolunda gidiyor. Benim oradaki amacım, her zaman keşfetmek. Keşfedip, yeni bir proje yaratmayı seviyorum. O yüzden akustikler yollarında gittiler. O sanatçıların müziklerini, canlı canlı ve başka bir formatta yolunda götürmek güzeldi. Rubato adında bir grup var, inanılmaz iyiler. Yıllardır Sezen Aksu ile çaldılar ve gruplarını kurdurlar. Onlarla bir şekilde yolumuz kesişti ve bir program yaptık. Programa pop sanatçısı da, sokakta rap yapan da, genç enstrümanistler de, Türk Sanat Müziği’nin devleri de gelsin dedik ama başka söylesinler istedik. O yüzden de adı “Rubato ile Başka Şarkı” oldu. NTV ve Kral Pop’ta yayınlanıyor. İzlemelerden güzel geri dönüşler alıyoruz ve YouTube’da da baya izleniyor.

Doksanlı yıllar üzerine bir program daha var sanırım

Evet, bir yandan Doksanlar devam ediyor ve benim çok apayrı bir tutkum var. Şarkıları anlatıyoruz ama bir yandan oynadığımız tasoları, Ferhunde Hanımlar’ı da anlatıyorum.

O yıllara ait, ayrıksı diyebileceğiniz şarkılar var mı?

Sibel Alaş şarkılarını ayrı bir yerde tutuyorum. Tarkan’ın döneminin çok ötesinde olan “Biz Nereye” adında bir şarkısı vardır.

Plak koleksiyonunuz var mı?

Plaklarım var, ara ara dinliyorum. Arşivciler kadar plağım yok tabii. Koli koli duran kasetlerim var o yıllardan kalan ve onları hiç atmadım. O dönemlerde günde iki kaset alırdım ve benim için büyük bir tutkuydu.

Yeni projeler var mı? Kitap yazmaya devam edecek misiniz?

Yeni bir kitap fikrim var. İlk kitap denemeydi. Bu kez hikayeler üzerinden daha çok insan hikayeleri yazmak istiyorum. Soruluyor danışanların hikayeleri mi kitapta yazacaksınız diye, bir kere bu etik olarak yanlış olur. Onlardan izin almadan bunu yapamam. Hayatımda biriktirdiğim bir sürü hikaye var. Birbirine bağlı insan hikayeleri yazabilirim belki. Ama ben artık yazacağım, ondan eminim.