İlk uzun metrajlı filmini çektiği dönemde tanışmıştık sevgili Gülten Taranç’la… O dönem Antalya Film Festivali’nin ‘Rengahenk’ seçkisi kapsamında ödül alan Taranç, şişman olduğu için sektörde iş bulamadığını,yapımcıların birçoğunun kadın yönetmenlere güvenmediğini ve kredi çekerek ilk uzun metrajlı filmini çektiğini ve böylece kendini kanıtladığını anlatıyordu.

O zamanların üzerinden zaman geçti ve Gülten Taranç, ikinci uzun metrajlı filminin hazırlıklarına başladı, müzik kariyerine de merhaba dedi ve birçok şarkısı oldu. Şu sıra İzmir’de 2. kez düzenleyeceği Kadın Yönetmenler Haftası için koşturan Taranç ile sinema sektörünü, “Senin Yüzünden” şarkısını ve müziği, İzmir’i ve Kadın Yönetmenler Haftası‘nı konuştuk…

“Film gibi, fonda çalan bir müzik hep var….”

Müzik ve sinema kariyerinle, birçok kişiye örnek olacak bir duruş sergiliyorsun. Şu sıralar yoğun bir koşturmacan var. Nasıl geçiyor hayat?

Gerçekten çok koşturmacalı geçiyor! Kadın Yönetmenler Haftası’na çok az bir zaman kaldı, düğün telaşı gibi, onun dışında da kendi projelerimle ilgili koşturmaya devam ediyorum. Bir YouTube kanalım var artık oradan bestelerimi seslendiriyorum. Bahar yaklaştıkça klip çekimleri de artmaya başlar, müzisyen arkadaşlarla klip görüşmelerimiz başladı… Kendime vakit ayıramadığım bir tempoya girdim.

“Senin Yüzünden” isimli şarkın yakın zamanda dijital platformlarda yerini aldı. Nasıl tepkiler alıyorsun?

Tepkiler güzel, özellikle müzikal anlamda ilerleme kaydettiğimi söylüyorlar. Umut Utku’nun düzenlemesini yaptığı dördüncü şarkım,bizde artık aynı dili konuşmaya başladık onunda etkisi var. En çok da klibin görselliği ve hikayesi ile ilgili çok olumlu dönüşler aldım. Ama tabi ki en çok aldığım tepki ‘acaba daha tutacak bir şarkı mı yapsan?’ oluyor, ancak tarzımı değiştirmeyi düşünmüyorum.

“Karşı tarafla aynı anda aşık olmayı henüz denk getiremedim…”

Şarkı sözlerini yazarken sana neler ilham oluyor?

Bende herkes için bir melodi var, bazıları telefon melodisi kadar kısa, bazıları bir arya, bazıları bir pop parçası ama işte o kişiyi biraz daha fazla seviyorsam kendi melodisi oluyor. O kişiyi gördüğümde arkada bir melodi çalıyor, sonra hissettiğim şeyleri yazıya döküyorum. Şarkıların çıkışı genelde böyle. Film gibi fonda çalan bir müzik hep var. Bir de dikkat ettim, pazar geceleri çok ilham dolu oluyorum, herkeste biraz hüzünlü bir etkisi vardır pazar gecelerinin, birçok şarkımı pazar gecesi yazmışım ona dikkat ettim.

“Senin Yüzünden”in sözlerinde aslında Çeşme,Bodrum ve Kordon’da dinleyenleri gezdiriyorsun gibi geliyor. Ama aslında altında yatan yarım kalmış, devam etmemiş bir aşk var sanki…

Aşk yok sanki… Karşı tarafla aynı anda aşık olmayı henüz denk getiremedim… Sanırım karşılıklı aşk diye bir şey yok varsa da benim bilmediğim bir duygu. Yakınını kaybeden birini mutlu etmek ve İzmir’e davet etmek için yazmıştım. Gelmedi… “Senin Yüzünden kendimle aram bozuldu” o kadar aram bozuldu ki acını acım gibi hissettim, demek istemiştim. Düzenleme zamanı da bir intro lazım oldu, gördüğümde bana çok huzur veren birinin melodisini seçtim. Teknik olarak şarkıyı iki farklı insana yazmış oldum… Ama hep bir karşılıksız durum olduğu için tüm şarkılarım tek bir kişiye yazılmış gibi…

Şarkı söylerken bence içinden birçok duygusu olan, bambaşka biri çıkıyor sanki. Sen kendini nasıl hissediyorsun şarkı söylerken?

Çok dişi ve özel hissediyorum. Yıllar önce bir opera müdüresi ile muhabbet ediyordum, ona sordum, şarkı söylerken daha kadın hissetmek gibi bir şey mümkün olabilir mi diye… Bilimsel olarak da bir açıklaması varmış,ses tellerinin karın boşluğunda yarattığı titreşim yaratıyormuş bu duyguyu. Gözlerimi kapatıyorum, hayal ederken söylüyorum şarkılarımı sanırım o hayaller yüzümden okunuyor o yüzden bir çok duygudan duyguya koşabiliyorum. Hayal kurmak artık zor çünkü… Hayal kurmanın zor olduğu topraklardayız, bir taraftan da büyüdükçe hayal kurmak zorlaşıyormuş…

“İzmir’in sinema sektörü için en büyük artısı, doğal platolara sahip oluşu ve ışığı…”

 “Yağmurlarda Yıkansam” projesi hayatına birçok şey kazandırdı aslında. Hem bu projenin yapımında hem de sonrasında hayat sana neler öğretti?

Daha öğreneceğim çok şey olduğunu… İnsanlarla doğru diyaloglar kurmanın önemini öğretti. Hayatta hiçbir şeyin çabasız olmayacağını ama çabanın da bir gün karşılık vereceğini öğretti… Çok fazla şehir ve ülke gördüm, çok fazla insanla tanıştım. Çok kolektif bir iş yapıyoruz, öncesinde de sonrasında da her tanıştığım insandan sektörle ilgili de hayatla ilgili de çok şey öğrendim, neler yapabileceğimin daha farkındayım. Kendimi fark etmiş oldum…

Birçok sinemacı “sektör İstanbul’da” diyerek orada film çekiyor ve bence İstanbul tükenmiş hale geldi. Sen ise belirgin birçok yönetmen gibi İzmir’de sinema ve müzik konusunda çalışmalar yapıyorsun. Bu işin bir şehir var mıdır, nasıl değerlendiriyorsun?

Şu an ki teknoloji ve imkanlarla artık hangi şehirde olduğunun pek bir önemi yok. Uçak biletleri çok ucuzladı, görüntülü konuşarak da toplantı yapabiliyorsunuz. Ama bunlardan bağımsız olarak, İzmir’de yaşamayı ve yaptığım işi İzmir’de yapmayı seviyorum, bence insan bir işi gerçekten yapmak istiyorsa ne yaşadığı yer ne de koşullar bağlayıcı olmuyor. Birkaç yıl içinde de sektörün İzmir’e doğru kayacağını düşünüyorum. 2015 senesinde İzmir’den İstanbul’a ciddi bir göç yaşandı ve seneler geçtikçe sanatçılar da geri dönmeye başladılar. İzmir’in sinema sektörü için en büyük artısı doğal platolara sahip oluşu ve ışığı. Gerçekten filme çok giden atmosferlere ve ışığa sahip.

“12’ye 5 Kala” filmi için çalışmalar nasıl gidiyor? Çekimlere başladınız mı?

Henüz değil ancak bu kasımda çekim aşamasına geçmeyi planlıyoruz.

Kliplerinin yönetmenliğini de sen üstleniyorsun. Hem kamera önünde, hem kamera arkasında olmak nasıl bir tempo oluyor?

Biraz yorucu oluyor. Özellikle neredeyse çekilen her şeyi tekrar izlemek için durmak zorunda kalıyoruz. Ben biraz da tez canlıyım, gördüğüm bir şeyi düzeltmek isterken saçım, makyajım dağılıyor. Çoğu kadraja önce başkasını yerleştirerek karar veriyorum, sonra ben gidiyorum duruyorum, kadrajın bana fotoğrafını gösteriyorlar gibi çözümler üretmek durumunda kaldık.Ama her şeye rağmen çok keyif alıyorum. Oyuncunun ne hissettiğiyle ilgili bağ kurmam kolaylaştı. Mesela bir takma kirpik, bir oyuncuyu neden zorlar artık çok rahat anlayabiliyorum ama daha da önemlisi kadraja ifade verme konusunda birtakım metotlar geliştirdim ve bu hem diğer şarkıcılara klip çekerken hem de oyuncu yönetiminde bana çok yardımcı olmaya başladı, o yüzden tüm bu tempoya değiyor.

“Kadın Yönetmenler Haftası 5 ana seçkiden, panellerden ve atölyelerden oluşuyor.”

İkincisini bu yıl düzenleyeceğin “Kadın Yönetmenler Haftası” da, İzmir’de ilgi çeken bir çalışma oluyor. Senarist Şebnem Vitrinel ile birlikte gerçekleştirdiğiniz etkinliğin 2. yılında bizleri ve İzmirli sinemaseverleri neler bekliyor?

Bir hafta sürecek olan etkinliğimiz 5 ana seçkiden, panellerden ve atölyelerden oluşuyor. Geçtiğimiz sene”İlkler Unutulmaz” temasıyla başlamıştık, bu sene de kadın yönetmenlerin ilk filmlerini bu seçki kapsamında göstereceğiz. “Kamera Göz” seçkisinde uzun metraj belgesel filmler, “Kısa Candır” seçkisinde kısa filmler, “Ana Seçki” de tür ve tema sınırı olmaksızın, kadın yönetmenlerin uzun metraj filmleri gösterilecek. “Yavru Kuş”seçkisinde ise yönetmenlerin ilk amatör filmlerine yer vereceğiz, bu seçki benim favori seçkim, birçok yönetmenin asla kimselere göstermek istemediği çok kötü bir ilk kısa filmi oluyor, arkasından sinema öğrencileri ile düzenleyeceğimiz söyleşinin çok umut verici olacağını düşünüyorum.

Son olarak eklemek istediğin bir şeyler var mı?

Konak Belediye Başkanı Sema Pektaş’a çok teşekkür etmek istiyorum. İlk olarak kadın yönetmenlere böyle bir alan açtığı için. Çekmiş olduğumuz tanıtım filminde de vurguladığımız gibi… Yönetim alanlarında kadınların sayısı hala yeteri kadar artmadı. Bu sanatta da, yerel yönetimlerde de, şirketlerde de değişmiyor. Birde ilk filmimle birçok festivalde bulundum, yurtiçinde ve yurtdışında ancak ikinci filmimi hayal edemiyordum. Geçtiğimiz sene etkinliğin ilkini gerçekleştirdiğimde tek başımaydım. Şebnem Vitrinel ile bu etkinliğin ilk senesinde tanıştık. 12’ye 5 Kala’nın senaryosuna birlikte devam ettik, aynı zamanda filmin yapımcısı da… Ve şimdi bu sene etkinliği birlikte düzenliyoruz. Kadın bir belediye başkanı kaderimi değiştirdi, Sema Pektaş’a sonsuz teşekkür ederim.