Çözüm sürecinde, 34. İstanbul Film Festivali kapsamında gösterimi yasaklanan “Bakur” belgeselini hatırlıyor muyuz? “Hatırlıyorum (Bîra Mı’têtın)” adlı film de aynı sebepten ötürü festival programından çıkarıldı, doyamadık sansürlere.

Hatırlamayanlar ya da bilmeyenler için bahsedelim biraz. Çözüm sürecinden hatırladığımız bazı şeyler var. Devlet müzakere sürecini şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşmadığı gibi barışı toplumsallaştırma iradesi de göstermemişti.

Aynı iradeyi göstermeme durumu güncelliğini koruyor. Bakın bu ilk kısım çok önemli. İktidar istiyor ki halk benim göstermek istediğimden başka bir şey görmesin, duymasın, okumasın.

Bu yüzden biz bugün sansür meselesini bu kadar konuşur hale geldik. Her şey yasaklanıyor. Filmler, kitaplar, oyunlar, haberler, aynı ülkenin bir ucunda yapılan katliamlara dair konuşmalar da dâhil her şey.

90’larda yapılan köy boşaltmalarını, halk katliamlarını, işkenceleri aynı ülkenin “öteki” halkı görebilmiş olsaydı, bugün sermaye sahipleri dışında kimseyi düşünmeyen bir iktidarı ne başımıza getirirdik, ne de bu kadar ezilene karşı duyarsızlaşırdık. Alman Halkı, Hitler döneminin faşist saldırıları için şunu söylemişti: “Gaz odalarından haberdar değildik.”

Filme dönecek olursak, “Bakur” belgeseli, 34. İstanbul Film Festivalinde gösterimine 3 saat kala bakanlıktan kayıt ve tescil belgesini almadığı gerekçesiyle sansüre uğramıştı.

sansüre dair 3

Peki, “Bakur” nasıl bir belgeseldi, yönetmenlerinden okuyalım.

“Bakur (Kuzey), Türkiye’de onlarca yıldır devam eden, adı konulmamış savaşın en önemli öznesi olan PKK’ye; derinlemesine bakışa davet eden bir belgesel. Film, Kürt coğrafyasının Türkiye sınırları içinde kalan üç ayrı bölgesindeki gerilla kamplarında hayatı yakından takip ediyor. Çekimleri, 2013 yılının yaz ve sonbahar aylarında gerçekleştirilen Bakur, ‘kendi halklarının daha iyi bir geleceğe kavuşması için’ silahlı mücadeleye katılmayı tercih eden kadın ve erkeklerle tanıştırıyor bizi. Ağırlıklı olarak ulusal kimlik talebi üzerinde yükselttiği mücadelesi ile tanınan PKK’nin, nasıl olup da bir kadın hareketine dönüştüğünü de anlatan Bakur, izleyiciyi PKK’ye farklı bir açıdan bakmaya davet ederek, bu gizemli dünyaya ışık tutuyor.” Çayan Demirel & Ertuğrul Mavioğlu

Herhangi bir şeyin propagandasını yapmadığımızın altını çizdiğimiz gibi görmediğimiz şeylerin olmadığını düşünmemizin, gerçeklikten çok uzak bir tutum olduğunun da altını çiziyoruz.

Bunun devamında yine aynı sebepten Hatırlıyorum (Bîra Mı’têtın) belgeseli, 27. Ankara Uluslararası Film Festivali programından çıkarıldı. Doyamadık sansürlere.

Bu yıl 28 Nisan – 8 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 27. Ankara Uluslararası Film Festivali’ne gönderilen Hatırlıyorum (Bîra Mı’têtın)” belgeseli ilk elemeyi geçerek ulusal belgesel kategorisinde yarışmaya alındı. Ancak bakanlıktan kayıt-tescil belgesi almayı kabul etmedikleri için festival yönetimi tarafından belgeselin programdan çıkarıldığını söyleyen Yıldız, “İstanbul Film Festivali’nin Bakur filmine uyguladığı sansürü bize de uyguluyorlar. Oysa ticari olmayan gösterimler için kayıt-tescil belgesini alma zorunluluğumuz yok” dedi.

“Belgeselin programdan çıkarılması demek, söz konusu yarışmanın meşruluğunu da ortadan kaldırıyor” diyen Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kayıt tescil belgesi zorunluluğu pek çok filmin başvuru yapmasının önünü kestiğinden bir değerlendirme için gerekli olan asgari eşitlik koşulları daha baştan sağlanamıyor.”

sansüre dair 2

Peki, “Hatırlıyorum (Bîra Mı’têtın)” belgeseli neyi anlatıyordu?

8 Aralık 2011’de yanlış istihbarat sonucu TSK uçaklarının bombardımanı sonucunda 34 sivilin katledildiği Roboski katliamı ve sınırdaki kaçakçılık faaliyetlerini anlatıyor. Roboskîliler, üç nesilden bu yana ekonomik faaliyetlerinin büyük bir kısmını kaçak yollarla idame ediyor. Sınırların çizildiği yaklaşık 100 yıllık süreçte hep ölümler meydana gelmiş. En son 28 Aralık 2011 yılında TSK uçakları tarafından sınır ticareti yaptıkları sınır hattında 19’u çocuk, 34 kişi katledildi. Son 62 yıllık sınır ticaretine tanıklık eden Ahmet Encü, Her şeyi ‘Hatırlıyorum diyor.

2011 yılındaki katliamda 16 yaşındaki abisini kaybeden 14 yaşındaki Sinan, eve bakma sorumluluğunu üstlenmiş. Sinan’ı telaşla, hüzünle, korku ile bekleyip yaşayan Sinan’ın annesinin tek isteği, oğlunu kaybetmemek.

Halkın bilme, görme ve toplumların barış hakkının, devletin iznine ve gösterişli salonlara ihtiyacı yok. Biz halkız, haklarımızı sansürletmeyiz.