Açılmamış Doğa ve Sahra’nın uzun yolcuklarından bir kalp kesitiyle devam ediyoruz.

“Gel kaçalım sevdiğim dağların arkasından” kimsenin bilemediği bir sevgi var içerde. Arada dağların arkasında buluştuğum sevgilim ile.

“Aklının aydınlığına sorular sormak” ve “ yumuşak karnını sevmek” kim bilebilir ki birbirimizi nasıl seviyoruz? Kim gördü ki bizi, gece vakti karşılaştığımızda seviştiğimiz anları? Doğu ve Batı bizi görse ne derdi? Dualite yeter miydi bu anları açıklamaya?

“Sevgilim bana kazak ör lütfen.” Ruhun kıyafetlendiği şu dünya maddesindeki parçalarımı neden cinsel enerji ile deneyimliyorum? Sevgi maddesi tam olarak açmıyor mu bana ‘şeyleri’? Bu deneyimler iyi ya da kötü olabilir mi ki?

Sevgilim, ince madde yürüyüşçüm, zaman ve gölge yürüyüşçüm bizi diğer varlıklardan koruyacak kıyafetleri bize örecek. Onun sevgisiyle ve göz yaşıyla öremeyeceği bir şey yok sanırım. Yüzüklerin efendisinde buna mitril diyorlar değil mi? Bir dağ trolünün mızrağından sağ çıkıyorsun daha ne olsun? Sevginin koruması böyle bir  şey.

“Ruhumun renkli ayaklarını ve ağzımın haykırışlarını duy” kalp merkezi nasıl çalışır dostlar? 12 sene sufilerle mi çalıştık da bunları söylüyoruz? Benim alacalı sufim beni 4.5 senede zaten hem yaktı hem söndürdü. Söndürüp söndürüp tekrar pişirdi benim kireçlerimi. Ayaklarım renkli, ellerim titreşimli birer alıcı gibi, kılçık antena gibi aynı. Ağzımın haykırışlarını duy, Davud’un şiirleri, toprağın tozundan ateşin göğüne çık sevgilim. Süleyman gibi bir olayı üç bin farklı şekilde anlat, yukarıyı aşağıya bağla. Aşağıyı ortaya, ortayı da yukarıya bağla. Ellerinden öperim.

“Evdeki selemander, denizdeki nymphden iyidir” kalbin elementi mi olur diyorsanız dostlar alın size objektif bir gözlem hali. Göğüs bölgesindeki hareketlenmeler meme uçlarından çıkıyor. Tali çakrayı hissediyorsunuz oradaki harektelenmeden. Mide/sular ve sindirim sistemiyle pek alakası yok. Son dönemlerde kalp merkeziyleyim. Bu sevgi kırk tarafa döner, otuz iki yoldan geçer, on tane kürenin şekerini yer, kapkara bir çarşaf gibi örtünür en sonunda belki de misandre gibi karın üzerinde yürür. Ne de olsa ışığın Tanrısıyla yürüyoruz, kendisiyle aynı yerde olmasak da onun yolundakilerle.

“Anılar üzerine hüzünler” Acı ve hazzın iki ucu. Birimiz acıyı deneyimlemiş, kendini kesmiş gerceği o an’a çarğırmak için, birisi de pipisiyle oynamış o an’daki haz için. Belki de çifte delilik bu iş.  Çok değişik an’ları manipüle eden zihin bunu ya acı ya da haz için yaptı. Evin direğini güveler yedi. Çok değişik ormanlardan arayıp bulduğumuz kadim ağaçların kesilmeye izin verilenlerinden kestiğimiz direk çürüdü. Çünkü dürüstlüğü bitirdik acı ve hazdan dolayı. Tü tü tü. Şimdi bu ormanı bulmak için biz neler yaptık? Şimdi bu ormanda yaşayacağız Haziranda. Artık ne keseriz?

“Elementler yaşamak ve gerçeğin kesişmeleri” aynı ırmağa kaç defa girdik bilinmez. Son 20/25 hayatı hatırlamak bir entegrasyon bileti almaya yeterliymiş aldığımız son bilgiye göre.

“Table for two” Abel Korzeniowski – Table For Two. Bu da ayrı bir an’ boşluğu Penny ile başlayan. Gökkuşağıyla söz verilen Nuh okulu gibiyiz değil mi seninle? Yehuu neler yaşadık yahu? Çok fena.

“Değişik şuur halleri ve uyku” en sağlam başlıklardan birisi de bu sanırım. Kalp bu iş derin. Uyku dediğimiz ölüm hali bizi canlandırıyor. Şuurlar iki deniz atı gibi hareketleniyor kozmik suların içinde. Örümceğin gümüş ağları üzerinde titreşiyoruz, yağmur damlaları da ayaklarımızı ıslatıyor. Ağırlaşmış toprağa dönmek üzere aşağıya inmiş/inen enerjilere serilik ve nem veriyor.

“Kediler ve onların alemleri üzerine” varlıklarına ayrıca teşekkürler ettiğim minik dostlarımız. Ne desem az. Başka bir realiteden bir varlıkla aynı mekanı paylaşmak sevgi dolu bir şey. Ve arada akan enerjinin çoğu cinsel enerji. Güzel bir kadına dokunuyor gibi, ona bakıyor gibi bakmak. Onun kalbini sevmek, onun iş yapışını sevmek, kendi alanında keşiflerini izlemek tanık olmak.