Pixar’ın en başarılı animasyonlarından biri olmaya aday İyi Bir Dinozor, ortaya attığı varsayım ile birlikte aşılanan yüksek dozda sevgi kavramı sayesinde her kesim animasyon tutkununu fazlasıyla memnun edebilir.

Günümüzde çekilen animasyon filmlerinin hedef aldığı kitlelere karşı sergilemiş oldukları tutumların sürekli dengesizleştiğini söyleyebiliriz. Öyle ki önceki dönemlere oranla saniyede 24 kareden çok daha kısa tutulan sahne sekansları, anlatılan konuların arasına bir takım gizli mesajların rahatlıkla yerleştirilmesini sağlayabilmektedir. 

Bizler ise bu duruma subliminal mesaj ya da İlluminati tarikatı gibi benzetmeler yaparak sadece seyirci kalmakla yetiniyoruz. Lakin canımızı sıkan mevcut işleyişin geçmişini deşmeye kalktığımızda, karşımıza çıkacak ilk çizgi metrajlar Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Dumbo ve Bambi gibi yapımların merkezini de bu tarz küçük yetişkin oyunlarının şekillendirdiğini fark edebilmemiz mümkündür.

Bu sebepten dolayı GGI teknolojinin zirveye ulaştığı son model animasyonları çocuklarınıza izletmemek yerine, onlara esas gerçekliğin sinema perdesindeki değil kendi hayatlarında oluşturacakları dünyalarda var olduğunu anlatmak çok daha iyi bir çözüm olacaktır. Böylece çocuğunuzdaki kurgulama ve somut hayata aktarma eylemleri olgunlaşan hayal güçleri sayesinde nitelikli bir şekil alabilir. Tabii bu aşamaların da ne yazık ki belli bir noktaya kadar etkinliğini koruyacağını belirtmek gerek…

İyi Bir Dinozor (The Good Dinosaur) animasyonu ise 65 milyon yıl önce dinozor ırkının yok olmasına sebep olan asteroidin aniden yörünge değiştirerek Dünya’yı teğet geçmesiyle başlıyor. Üstelik bu başlangıç sayesinde bizler dinozorlar ile insan yaşantıları arasında oluşabilecek olası etkileşimi çocuksu bir gözle inceleme fırsatı yakalıyoruz.

Filmin genel işleyişine değinmeden önce Disney – Pixar ortaklığının ortaya atmış olduğu bu varsayımın İyi Bir Dinozor’a çok yakıştığını söylemek isterim. Özellikle de kimlik arayışlarıyla şekillenen öykünün mevcut temaya sırtını dayamaktan ziyade, filmin temeline yerleşen sevgi kavramının üzerine gitmesi oluşabilecek saçma absürtlüklerin önüne geçmiş. Lakin ilk paragrafta değinmiş olduğum can sıkıcı mesaj kaygısı ve şiddet sahneleri bu filmin de belli başlı noktalarında fazlaca kendisini gösteriyor.

Iyi bir dinozor 2

Bu noktada garip bir yemiş yiyerek kafayı bulan ana karakterlerin pişkinleştiği anların ardından sevimli bir hayvanın kötü kalpli bir yırtıcıya yem gitmesi bazı çocukları çeşitli kafa karışıklıklarına sürükleyebilir; ki burada en fazla üzerinde durulması gereken mesele ölüm kavramının ani bir karakter değişimiyle anlatılmasıdır. Zira, avcı olan yırtıcı dinozorun ilk bakışta kendisini dost canlısı olarak benimsetip aniden saldırıya geçmesi, ikinci sınıf korku filmlerinde bile yetişkin izleyicileri ürkütebilecek bir etkiye sahip. Yine de korkusuz bir birey olma yolunda hayatın güçlükleriyle mücadele etmeye çalışan otçul Dinozor Arlo ile yol arkadaşı Benek’in kısa süren serüveninden kaliteli duygusal çıkarımlar da yakalayabilirsiniz.

“Dünya’da dinozorlar yaşamaya devam etseydi nasıl olurdu?” sorusuna daha önceleri tecrübeli yönetmen Steven Speilberg’in Jurasick Park serilerinde defalarca alternatif cevaplar bulduk. Ancak İyi Bir Dinozor filminde bu soruyla birlikte kendi evi, tarlası ve aile yaşantısına sahip olan bir dinozor öyküsünün günümüzdeki insani yaşantılarla ilerleyiş göstermiş olması hayli dikkat çekiyor. Üstelik filmde Arlo’nun ona seslendiği isim ile tanıdığımız Benek karakteri de insan ırkının ilk dönemlerindeki gelişim süreci ve evrim teorisi savları üzerine belli başlı özelliklere sahip.

Korkularının üzerine gitmesi konusunda kendisine yardımcı olmaya çalışan babasını kaybeden Arlo, yaşadığı talihsizliğin ardından özgüven sorunlarına yenilerini ekliyor. Ancak o üzücü kazanın yaşanmasına sebebiyet verdiğine inanan garip yaratıkla yeniden karşılaşınca işler çok daha farklı maceralara sürüklenmeye başlar. Geçmiş ya da şimdiki zaman içerisinde Dünya’nın her daim kötü bir düzenin etkisi altında olabileceğinin vurgusunu yapan film, her şeye rağmen dayatılan kötülüklerin sevgi ile yok edilebileceğini aşılamakta. Filmin takındığı bu tutum sayesinde de az önce bahsetmiş olduğumuz bütün tedirgin edici yönlerini görmezden gelebiliyoruz.

Teknik anlamda diğer Pixar – Disney yapımlarına oranla çok daha sade bir betimleme ile ilerleyen filmde, kalabalık bir dinozor atmosferinden ziyade, birkaç karakter üzerinden ilerleyen öykü genel bütünlüğü de dengede tutmuş. Bunun dışında yönetmenlik koltuğuna ilk kez oturmuş olan Peter Shon’ın belli başlı noktalardaki Aslan Kral anımsamaları dışında filmine gayet hızlı bir tempo aşılamış.

Oluşturulan sevimli karakterleri, üzerine uzunca çalışıldığı apaçık ortada olan hikâyesi ve en önemlisi de aşılanan yüksek dozda sevgi; İyi Bir Dinozor’u en özel Pixar yapımları içerisine dahil ediyor. 2015 senesinin animasyon bereketini de göz önünde bulundurduğumuzda yeni seneye başarılı bir yapımla başlamak her kesim animasyon tutkununu mutlu edebilir. Üstelik kısa kesilmeye özen gösterilen kurgusal anlatım da bizleri yormadan sonuca ulaşmamızı sağlıyor.