İnsan bedeni ortalama 100 trilyon mikro fabrikanın işlemesi ile çalışır. Her bir mikro fabrikanın içerisinde çalışan sistemli makineler bulunur. Tüm bu mikro fabrikalar üzerilerine kodlanmış olan yazılımları otomatik olarak (tıpkı bir yapay zeka gibi) gerçekleştirerek işlevlerini yerine getirir. Mikro fabrikalar birbirleri ile sistemli bir şekilde haberleşip sistem bütünlüğü kurarak kendilerine göre makro boyutta bir makine oluşturur. Bir uzay gemisinin tüm özelliklerine sahip insan bedenini…

Bu kadar ince detaylandırılmış bir makinenin çalışma şeklini her an görmezden gelmemize sebep olan sadece zihnimizdir. Otomatik çalışma prensipleri DNA ve RNA’ya kodlanmış bilgi, çekirdekten verilen komutlarla yerine getirilir. Bu muazzam işleyiş o kadar sıradan gelir ki içindeki anlatıları okumaktan aciz kalır bilincimiz.

Her şey kendi içerisinde daha küçük birimlere ayrılır. Ancak her bir küçük birim temelde daha büyük birimin iletişim ağına bağlıdır. Bunu en basit haliyle bilgisayarlarımız ile anabilgisayar arasındaki iletişime benzetebiliriz. Anabilgisayar, binlerce kullanıcıya eş zamanlı olarak farklı hizmetler verebilen büyük, güçlü bilgisayarlardır. Komutlar anabilgisayardan alınır ve kendi bilgisayarımızda daha küçük birimlerce yerine getirilir. Ya da şöyle düşünelim herhangi bir programda güncelleme yapılacağı zaman telefonumuza ya da bilgisayarlarımıza güncelleme bildirimi gelir, telefonumuzda ya da bilgisayarımızdaki ayarlara göre ya güncelleme otomatik yapılır ya da biz onaylarsak yapılır. Bedenimizdeki çalışma sisteminde de bu çeşit bir ağ vardır. Her sistem birbiri ile uyumlu çalışır ve her hücre birbirinin durumundan haberdar olacak şekilde güdümlü çalışır – Aksi olsaydı kan örneğinden ya da idrar örneğinden hastalıkların sebeplerini bulamazdık. –

Bunları fark edemeyişimizdeki temel sebep her gün oluşan bir durumun artık beyin tarafından normal ve üzerinde düşünülmemesi gereken bir şey olarak algılanmasıdır. Alışık olmadığımız durumların altındaki mekanizmayı arama eğilimindeyizdir daha çok. Ardı arkasına süregelen aynı döngü bizim için farklılık yaratmadığından sadece sisteme güvenir ve işleyişine devam etmesine izin veririz.

Her bir hücremizin birbirine bağlı olması gibi hepimiz birbirimize de görünmez yollardan bağlıyız. Bugün kuantum fiziği de atom altı düzeyde bu etkileşimi ispatlamıştır. Nasıl ki uzay gemilerinde bulunan alt uzay sistemi, iletişim ağı için kullanılıyor ise bizlerde de mevcut olan bir alt uzay iletişim ağı bulunur. Bilinçaltı dediğimiz bu sistem ile birbirimizle iletişim kurar, atom altı düzeyde birbirimizi etkileyerek atom düzeyinde bunu yaşama aktarırız.

Süper uzay sitemi ile boyutlar arası yolculuk yapan uzay gemileri gibi beynimizi kontrollü bir şekilde disipline ederek boyutlar arası yolculuk yapabiliriz. Bu muazzam uzay gemisinin motoru olan beyini yavaşlatıp EEG dalgalarının gücünü arttırabilirsek yükseliş denilen nihai hedefe dahi ulaşabiliriz. Düşüncelerimiz bizimle özdeşleştiği müddetçe yalnızca motorun çalışma kapasitesini düşürürüz. Vücudumuzun belli yerlerine diğerlerinden daha fazla odaklanarak da beyinde devamlı aynı yolların kullanılmasına sebep oluruz. Bu da EEG dalgalarının zayıflamasına ve var olan potansiyelimizin çok az bir kısmını kullanmamıza sebep olur.

insan anatomisi
Beynimizde uyuyan 2 milyar nöron bulunur. Beynimizin çok az bir kısmını kullanma sebebimiz, bizi koruduğu söylenen bu 2 milyar nöronun diğer nöronlarla bağlantı kurmamasıdır. Gizli öğretilerde “hak edene hak ettiği kadar bilgi verilir” sistematiği çalışır. Bir bilgisayara aşırı yükleme yaptığınızda çökmesi gibi bilgisayar gibi işleyen beynimize de kapasitesinden fazla yükleme yaparsanız kısa devreler oluşmaya başlar ve bu durumda kişi gerçek ile illüzyonu ayırt edemeyerek psikolojik sorunlar yaşar. Kişinin, evrenin gerçekliği üzerine bilgileri hatırlaması da bu 2 milyar nöronu aktive etmesiyle gerçekleşir. Beyinde ne kadar çok sinirsel bağlantı kurulursa EEG dalgaları o kadar güçlenir. Evrenin bilgisi ile iletişim kurmak yani her bir atomda kodlanmış olan bilgilere ulaşmak, onları hatırlamak bu 2 milyar nöronu ateşleyerek gerçekleşir. Bunu geliştirdikçe taşıyabileceğimiz gerçekliklerin hatırlanması artarak devam eder. Bilinçaltı denilen evrenin bilinci ile iletişim kurarak tüm mekanlara, tüm zamanlara yolculuklar yapılarak ihtiyaç duyulan bilgilere ulaşılır.