Yaşam, sonu bilinen bir başlangıçtır. Aynı, kısacık ömrüne rağmen açmaya devam eden kiraz çiçekleri gibi, insan da sonunu bildiği yolda ilerlemeye devam eder.

Yaşamın geçiciliği insana, kiraz ağacı kadar kırılgan, kiraz çiçeği kadar güzel ve yere düşen çiçek yaprakları kadar kısa bir yaşama sahip olduğunu gösterir.

Japonya’da Sakura olarak adlandırılan kiraz çiçeği, sıkı sıkıya sarıldığımız yaşamın kısalığını temsil ederken aynı zamanda yaşamın sürekli yenilenerek can bulduğunun da en güzel göstergesidir. Doğum ve ölümle var olan yaşam döngüsü, gördüğümüz her güzelliğe sahip olamayacağımız kadar acımasız, gördüğümüz her güzelliğe sahip olmayı istemeyeceğimiz kadar da cömerttir.

Bu dünyada hepimizin ölüm ve yaşam üzerine söyleyeyeceği birkaç söz muhakkak vardır; kiminin ayağa kalkıp bağıracağı, kiminin kenarda köşede mırıldanacağı kiminin de dilinden çıkmayıp sayfalara dökeceği onlarca söz… Fakat baharın heyecanıyla başlayan bir günün kiraz çiçeklerinin yere düşüsüyle birlikte yerini hüzne bırakmasını anlatan bir söz bulmak zordur, değil mi? Oysaki ölüm ve yaşam sözcüklerle anlatılamayacak kadar duru, kiraz çiçeklerinin düşüşünü izlerken duyulan hüzün ise dile gelmeyecek kadar parlak ve geçicidir.

İnsan, bir gün öleceğini bilerek ve bunu her gün unutmaya çalışarak yaşar. Sonunu bildiği hikayeleri sürekli okur, sınırlarını gördüğü yerlere devamlı gider ve geçiciliğin ağırlığını hep üzerinde taşır. Anlamsızlığı, boşluğu ve nedensizliği kucaklamaya başlar. Bazen pes eder, bazen zamanın tam ortasına oturur bazen de sadece seyirci kalmayı seçer. Ama yine de insan,  her gün yataktan çıkacak bir neden aramaya devam eder. Bunu bazen kendine bile itiraf etmek istemese de o nedenin peşinden gitmek ister. İnsan, kararlarının sonuçlarını kesin olarak tahmin edemediği ihtimaller için o yataktan çıkmak ister.

Bildiği şeylerle tekrar tekrar karşılaşacağı gibi bilmediği şeyleri de keşfetme şansı her zaman önünde asılı durur. Bu ihtimallerden birini yakalamak için yürümeye başlar; zaman akar , zaman durur ve zaman yinelenir. Hayatın gelip geçiciliği hüznün nedeniyse hayatın yenilenişi de heyecanın kaynağıdır. Dünyevi hayatın ani yıkılışı bir kiraz ağacının ömrü kadarsa yaşamın döngüsü de düşeceğini bile bile açmaya devam eden kiraz çiçeği kusursuzluğundadır.

Kiraz Ağacının Altından Yaşama Bakmak

Tüm görkemi, kırılganlığı ve ona bahşedilmiş kısa ömrüyle kiraz ağaçları, hayatın  doğum ve ölüm arasında sürüp giden bir arayış olduğunu bize hatırlatır. Hayat, herkese karşı kazanılması gereken bir savaştan çok kendimize karşı verdiğimiz bir savaş, varılması gereken bir yoldan çok yürümeye başlanılması gereken bir yoldur.

İçimizde ukte kalanlar, yaşanan mutluluklar, hiç gerçekleşmeyenlere karşı duyulan kırgınlıklar  ya da önünde durduğu halde gözden kaçırılanlar… Tüm bu yanımızda taşıdıklarımızla devam eden bir arayış, geçip giden bir ömürdür bizimki. O kadar gelip geçidir ki uğruna yaşamın bile feda edildiği güzelliklerin ömrü, göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Ve baharın mutluluğunun yeni yeni hissedilmeye başladığı günlerde tüm güzelliğiyle parlayan kiraz çiçekleri, elde edilmez güzelliğin simgesi olur. 

Kiraz çiçekleri saniyeler içinde yere düşer. İnsan saniyeler içinde yaşama veda eder ve bir insan saniyeler içinde nefes almaya başlar. Hüzün, keder ve sevinç… Saniyeler içinde birbirine geçen tüm duygular ile yaşam devam eder. Kiraz ağaçları altından yaşama bakmak, önemli olan şeyin başlangıç ya da son olmadığını bize gösterir. Kiraz ağaçları, her yıl beklenilen bahara sahip olunamayacağını, kutuya koyup saklanamayacağını, tüm duyguların değişmeden kalamayacağını gösterir. Üzerinde yürüdüğün zemin, aldığın hava, dokunduğun su her zaman orada her zaman orada olmayacak olandır.

Kiraz ağaçları altında yaşama bakmak, hayatın kırılan her parçayı nasıl birleştirdiğini ve birleştirdiği her parçayı kırarak nasıl ufaladığını izlemektir.

Yaşamın Parlak, Vurucu ve Durağan Anları

Eğer yaşadığımız her şeyin bir sonu olmasaydı belki de yaşamayı bu kadar sevemezdik. Her güzel şey geçici olmasaydı hiçbir şeyden de zevk alamazdık. Çünkü insan, öldüğünü bildiği halde parlaklığına hayran olduğu yıldızı, üzerinde çiçekler açmış ama aslında kırılmış bir dalı ve unutucağını bildiği halde binlerce küçük anıyı saklamaya çalışmayı  sever.

Kiraz ağaçları, dallarında taşıdığı ruhlarla, yapraklarında oturan büyüleyici mitlerle ve o kısacık ömrüne sığdırdığı onlarca hikayesiyle gelip geçici bir yaşamı inadına yaşamaya çalışmamızı bize, doğaya ve tüm evrene gösteriyor. Hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmeyeceğini hatırlatan kiraz çiçekleri de aslında sonu gelenin gideceğini yeni olanın da böylece başlayacağını anlamamızı sağlıyor.

Yaşam sonu bilinen bir başlangıçtır. Aynı, kiraz çiçeklerinin ömrü gibi kısa sürede biteceğini bildiğimiz için hep hüzünle yaklaştığımız ama mutlulukla sonlandırmaya çalıştığımız bir gün gibi. 

Serinin ilk yazısı da ilginizi çekebilir: