Sometimes in April, Türkçeye Kara Nisan ismiyle çevrilmiş, 2005 yılı yapımı, yarı belgesel bir filmdir. Yönetmen koltuğunda Raoul Peck’in oturduğu filmde, Ruanda Soykırımı tarihsel bir gerçeklik olarak ele alınır. Bu minvalde, konu açısından benzer olduğu başka filmler bulunmakla birlikte, tarihe bakışımızda farklı bir perspektif geliştirmemize yardımcı olabilir.

Ruanda’da yaşananlar, soykırım süreci ve sonrasındaki etkileri geçmiş-günümüz geçişleri yapılarak izleyiciye aktarılmaktadır. Film, Hutu ve Tutsi ayrımının nasıl ortaya çıkarıldığını ve geliştirildiğini kısaca anlatarak başlar ve genel eksen, Hutu olan ve orduda görevli Augustine Muganza ve kardeşi, radyo progamcısı Honoré Muganza arasındaki ilişki ile Augustine’nin eşi ve çocuklarına yaklaşımı üzerinden şekillenmiştir. Bu bağlamda, spesifik bir ailenin ve ailenin etrafında bulunan insanların yaşamak zorunda kaldıkları terör ve şiddet ortamı bütün çıplaklığıyla ve etkileriyle yansıtılır.

İlk olarak, Birleşmiş Milletler kavramının, filmin her anında gerek görsel gerek sözel olarak hissedildiği söylenebilir. Birleşmiş Milletler oradadır, askerleri de yetkilileri de oradadır. Olayların en başında da oradadır, yargılama sürecinde de -hiç orada olmamış gibi- “oradadır”. BM olduğu kadar ABD de Çin de Mısır da Çek Cumhuriyeti de bir şekilde oradadır. Bazen gönderdikleri silahlar ya da palalarla bazen de yaşananlarla ilgili aldıkları kararlarla filmin birçok sahnesinde yer alırlar. Özellikle bu güçlerin, ateşledikleri fitil kontrolsüzce insanları yakıp yıkarken müdahale etmeyişleri vurgulanır. Öte yandan, “beyaz adamın yükü” belli bir yere kadardır.

Diyaloglarda da belirtildiği gibi, söz konusu olan “Afrika” ve “Afrikalılar” ise dünya sessizliğe bürünecektir, iki sene sonra devlet başkanları bir daha asla böyle bir şeye izin vermeyeceklerini, çok pişman ve üzgün olduklarını belirten konuşmalar yaparak işin içinden sıyrılacaktır. Birleşmiş Milletler’e güvenen insanlar, yardım için gittiklerinde ya da konvoylarına dâhil olmak istediklerinde kabul edilmeyerek yalnızca ülkede bulunan “Beyazlar” ya da “Amerikalılar” güvenli bölgelere götürülecektir.

ABD yetkilisi Christine Shelley’nin konuya dair yaptığı konuşmasının aslında hiçbir “gerçek” cevap vermemesi tekrar vurgulanmıştır. Bu konuşmada, Ruanda’da olanları anlatan Shelly, ardından soykırımın tanımını yapar. Ancak gazeteciler, Ruanda’da yaşananların neden bu soykırım tanımına girmediğini sorduğunda cevapsız kalır. Çünkü “soykırıma yönelik hareket” ile “soykırım” arasında –her niyeyse- bir fark vardır. Ayrıca, radyo yani medya etkisine de yer yer değinilir.

Radyolardan yapılan nefret söylemi yüklü çağrıların kesilmesi için sarf edilen çabalar yetersiz kalır. Çünkü birilerine göre radyolar suçsuzdur, insanı öldüren insandır ve bu durumda da Ruandalılar Ruandalıları öldürebilir, bir sorun yoktur. Hepsine ek olarak, soykırım suçu yargılamaları, filmin temasını da şekillendirir. Bu yargılama sahneleri bazen tecavüze bazen acımasız katledişlere gönderme yapsa da, aslında suçluların bir şekilde cezasız kaldığını da gösterir.

Sarı kamyonlarla taşınan ölü bedenler, ölü bedenlerin arasında kendi kendine oynayan çocuk, başbakanın öldürülüşü, Sainte-Marie okulunda öldürülen kız çocukları, Hôtel des Mille Collines’de yaşananlar gibi ara sahneler ise katliama yönelik çok şey anlatır.

sometimes-in-april-filmNihayetinde, film iki zemin üzerinden inşa edilir. İlkinde, yaratılan bir ayrım ve bu ayrımın tırmandırılışı üzerine insanın insana neler yapabileceğini, dünyanın bir noktasında binlerce insan öldürülürken susulabileceğini bize çarpıtıcı bir şekilde gösterilmektedir. İkincisi ve belki de en önemlisi “kolektif davranış” kavramı olabilir.

Bireyleri, birey iken yapmayacakları davranışları kitle halinde yapmalarına iten nedir? Kitleler bazı kararları ve davranışları sorgusuz sualsiz nasıl kabul eder? Kitle bilinci ya da bilinçsizliği nedir?” gibi sorularla filme yaklaştığımızda başka bir tema daha görebiliriz.

Filmde, ailesinden ya da en yakınından birini, gözünü hiç kırpmadan, sadece ait olduğu “grup zihni” istiyor diye acımasızca öldürebilen bireylere odaklanabiliriz. Neredeyse bir milyon insanın katledilmesinin ardında yatan bir çeşit “motivasyon”, kitleleri bu denli kontrol edilemez hale getirebiliyor. İşte az evvel değinilen “fitil ateşlenmesi” meselesi tam da bu noktada beliriyor. Böylelikle, Sometimes in April filmi, nefret söylemi, kitle manipülasyonu, kitle histerisi, ayrımcılık, ırkçılık gibi kavramları tekrar düşünmeye davet ediyor.

“They said: “Many are called and few are chosen,”

But I wish some wasn’t chosen

for the blood spilling of Rwanda.

They said: “Meshach, Shadrack and Abednego,

Thrown in the fire but you never get burned,”

but I wish that I didn’t get burned in Rwanda.

They said: “The man is judged according to his works,”

so tell me Africa, what’s your worth?

Andrea Guerra – Children Found (Hotel Rwanda film müziği)

 

***Bu konuda daha fazla film için: Hotel Rwanda, Shooting Dogs, Un dimanche à Kigali

Christine Shelly’nin konuşması için tıklayın.