Bir intiharla aramızdan ayrılmayı seçmiş eski bir arkadaşım sabahtan beri dolaşıyor belleğimin kuytularında, onu ilkin dizeleriyle hatırlıyorum.

“nil güne akarken şubat gibi biriktim;

dört yıl topladığı acısını yirmi dokuzuncu 

adımında gösteren. ve çıktım yaşama 

onun sakladıklarını sunarak saklandığım

yerden. sonra kendime dönüp dinledim

yeniden acılarımı ve sordum:

yaşamın neresine saklanmalı ozan,

ya da nasıl saklamalı yaşamı?”*

Nasıl saklamalı yaşamı sorusunu bize bırakıp aramızdan ayrılması üstünden neredeyse on sekiz yıl geçti. Dört yılda bir toplanan Şubat bu yıl da yirmi dokuz çekti. Bundan olsa gerek bir de Şubat’ın o küçücük avuçlarına çok ölüm doldurmasının iç sıkıntısından, “bundan sonra ben yokum.” demeye bir tür isyan olarak bu yazıyı yazıyorum.

Takvimler Zamanı Saatler Gibi Ölçmez” (Benjamin) 

Cemal Süreya’nın “Her ölüm erkendir” dizelerine katılanlardanım. Gidenin hikayesi giden için bitiyor. Peki ya kalanlar? Onlar, tam da Nazım’ın dizelerinde söylediği:

Onlar ki toprakta karınca, suda balık,
                        havada kuş kadar çokturlar;
Korkak, cesur, hakim ve çocukturlar
                        kahreden ve yaratan ki onlardır,
Destanımızda yalnız onların maceraları
” olanlar sarp bir uçurumda zemheri ayazında koca dünyada kendi paylarına düşenle üşüyor ya da dinmeyecek yalımlı bir ateşle yanıyor olmalı diye geçiyor aklımdan. Tam da burada dil suskunlaşıyor, kelimeler kifayetsizleşiyor.  

Bu çıkmazdan uzaklaşıp, yaşamdan bir başkası tarafından koparılarak yitenlere değil, yazının başında dizelerinden alıntı yaptığım Zafer Ekin Karabay gibi hayata restini çekip, “artık ben yokum.” diyenlerin çıkmazına bakıyorum. Çünkü şair sabahtan beri bana; bizi yani kalanları, yine onun dizeleriyle söylersem; “karşıdan karşıya geçerken eli bırakılan çocuklar” gibi bırakarak gidişini hatırlatıyor.

Dizelerinin son zamanlarda sıkça duyduğumuz intihar haberleriyle bütünleşen bir yanı var.

“yara bandı alın” mı diyordu, yoksa

“beni sarın” mı? anlayamadım.”

İntiharlarını Anlamak Değil Ama Kalanlara İnadına Yaşamalı Kardeşim Demek Mümkün

Bir intiharı anlamak hergün yaşamayı seçen milyarlarca çokluk için yani senin ve benim için mümkün olabilir mi? Sanmıyorum. Bu nedenle bu soruyu bir kenara bırakıp, böyle trajik bir iradeye karşı biraz dertleşmek istiyorum.

Kavafis’in dizeleri geliyor hatırıma:

“Değil mi ki, hayatına kıydın burada
bu küçücük köşede, ona kıydın demektir bütün dünyada.” 

Bir şey anlatmak istiyorsa ne olabilir şairin söylemek istediği, bütün dünyada savaşlarla birbirini öldürmeyi uygun! bulan egemen söylemin intihar karşısında ağız birliği etmiş yasaklayıcı bakışının ortaklığını mı? Yoksa cennet olan dünyadan bir çeşit kovulma yasasını mı? Kavafis’in bu dizeleri yazarken aklından geçenleri bilme olanağım yok. Bildiğim tek şey tüm dünyanın “intihar” olarak adlandırılan cürete karşı hep bir ağızdan tekrarladığı o biraz da korku dolu kınama. 

Bu yazıyı yazma amacım kimseyi kınamak değil. 

Aklıma, Robin Williams’ın da intihar ederek yaşamdan ayrıldığı geliyor. Patch Adams filminde bize hayalci bir tıp öğrencisinin düşlerini, biraz hayal kırıklığı ama bolca umutla anlatan Robin Williams’ı, bu kez veda videosunda hâlâ öğretmenlik yapan İnan Avşar’a benzetiyorum. Oysa “umut yayan kahraman”ların yaşamasına gerçekten ihtiyaç duyduğumuz zamanlar bunlar. Belki de sadece “yaşadım diyebilmek için” yaşanmalı hayat.

Beşir Fuad’ın İntiharından Bu Günlere 

Beşir Fuad, intihar etmeden önce, “arzu ettim ki, bir insanın öldüğünü ve ölürken neler duyup hissettiğini bildirmek suretiyle insanlığa bir faydam dokunsun.” diyor. Bileklerini kestikten sonra yazarak hem kendi iradesini hem de “yaşadığı sürece ardına geçemeyeceği bir kapıda çaresizce bir anahtar deliği” arayışını son ana kadar kayıt altına alıyor. Böylece bir Osmanlı aydını olan Beşir Fuad’la, İnan Avşar’ın intiharları birbirine ilişiyor.

Son günlerde artan intiharlara bakıp,  “Tümüyle yoksayıcılık sıtmasına tutulmuş olan çağ” içerisinde kaybolmamak için bir şeyler söylemeli diyorum. Oysa yapabildiğim tek şey onların vedalarını biraz daha görünür kılmak. 

Yazıyı bitirirken diyebileceğim en yegane şey, insana insanın gerek olduğu bu çağda, Kavafis’in dizelerini, “Değil mi ki, yaşıyoruz burada / bu küçücük köşede, yaşıyoruz demektir bütün dünyada.” diye okumanın da mümkün olabileceği gerçeğidir. Elbette belki de sadece “yaşadım diyebilmek için.”