Bu yazıyı biraz kapsamlı olması sebebiyle iki bölüm olarak yayınlamak istedik. Şimdi okuyacağınız bölümde Ortaçağ’ın kadınlarını, kadınlığı ve bunun bir yansıması olarak şekillenen cadı avı sürecini anlatmaya çalışacağım. Giriş kısmında Hristiyanlık dininin etkisiyle oluşan kadın figüründen bahsederek kadının genel durumu hakkında bilgi vermeye çalışacak, 1. kısımda dönem kadınlarının günlük hayatta, hukukta, dinsel hayatta, fahişelikte ve evlilik ile aile yaşantısındaki durumlarına genel bir çerçeve çizeceğim. Sonrasında yayınlanacak bölümün, ilk kısmında ise asıl odak nokta olan “Cadı Avı”nın tarihçesine, hangi koşullarda ve ne şekilde oluştuğuna değinilecek. Sonuç kısmı da dönemin egemen kadın imgesinin cadı avını nasıl biçimlendirdiğine dair bir değerlendirme niteliğinde olacak. Ayrıca yazının sonundaki kaynakça ile verilen bilgilerin aslına ulaşabilirsiniz.

burningofjews-744x566

Giriş

Hristiyanlık dini, Ortaçağ’da kadın imgesinin oluşumunda en önemli etmenlerinden biridir. Ortaçağ’ın Hristiyanlık ile yoğrulan bu kadın karşıtı mirasını Aristotelesçi öğretiden aldığı söylenebilir. Aristoteles, “Politika” adlı eserinde kadının doğasına gönderme yaparak onun “yetersizliğini” vurgular. (Aristoteles, Remzi, 2012) Buna paralel olarak Ortaçağ döneminin din adamları da kadını, çelişkiler barındıran tuhaf doğası olan korkutucu bir figür olarak sunar. (Duby, 2005)

Özlem Genç, önemli bir noktaya temas ederek şöyle söylüyor: “Ortaçağ Avrupası için kadın, inandıkları dinin peygamberi Hz. İsa’nın annesi Meryem söz konusu olduğunda el üstünde tutulacak kadar kutsal, ilk günahı işleyerek tüm insanlığı günah içinde doğmaya mahkûm ettiği, çekilen acıların sebebi olduğu için Havva söz konusu olduğunda bir o kadar sıradan ve hatta denetim altında bulundurulması gereken bir varlıktır.” (Ortaçağda Kadın, 2011) Bunun temellerine inmekte yani, kadının Hristiyanlık’ta varoluş biçimine bakmakta fayda vardır.

Hristiyanlık, Roma İmparatorluğu’nda doğmuş ve ardından da özellikle kadınlar ve köleler arasında yayılmaya başlamıştır. Katherine Moore, bu dinde “bireyciliğin” kadınlara çekici geldiğini söyler. (Berktay, 1999)

Fatmagül Berktay (1999), İsa’dan sonra dinin kurumsallaşmasıyla birlikte “baştan çıkarıcı Havva” imgesinin, Kilise’nin cinsiyetçiliği sürdürüp derinleştirmede kullandığı en önemli silahı olduğunu vurgular ve bu noktada kadınlara yeni bir şey de sunduğunu ekler; “bekâretini muhafaza edip kendini tanrıya adamak” yani “İsa’nın nişanlısı olmak.” İsa’nın nişanlıları ise tanrısal krallık uğruna çektikleri çilelerle, yeryüzündeki kadınların var olan aşağı statüsünün zincirlerinden kurtulabiliyordu. Aslında bakire, bekâretini korumakla ve onu tanrının emrine sunmakla, Havva’nın işlediği ilk cinsellik günahının sonuçlarını çekmekten kurtulmuş oluyordu. Bu yüzden, Hristiyanlığın ilk dönemlerinde azizlik mertebesine ulaşanların çoğunluğu kadındır ve İsa çarmıha gerilirken onu terk etmeyenler (yani kadınlar) İncil’de isim verilerek zikredilir: Mecdelli Meryem, İsa’nın annesi Meryem ve Meryem’in kız kardeşi. (Matta, Bop 27:33)

Öte yandan Hristiyanlıkta tekeşlilik zorunludur ve zinanın sorumluluğu, hep baştan çıkarıcı olarak addedilen kadında değil, bakan erkektedir. Bunların hepsi Hristiyanlığın ilk dönemlerinde kadınların bu yeni dine neden yaklaştıklarını açıklamakta faydalı olabilir.

Illustration of Joan of Arc Being Burned at the Stake --- Image by © Leonard de Selva/CORBIS
Çizim: © Leonard de Selva/CORBIS

1. Kısım: Ortaçağ Avrupası’nda kadınların durumları

Ortaçağ Avrupası’nda Kadınlar ve Gündelik Hayat

Kadınların, Ortaçağ’da günlük hayattaki etkinliği zaman zaman değişse de çoğunlukla ev işlerine ait roller üstlenmişlerdir. Kentli ve ev hizmetçisi olan kadınlar ise sadece evin temizlik, yemek gibi işlerini yapmakla kalmamıştır ve erkek efendilerinin de ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalmıştır. Kentlerde yaşayan soylu kadınlar da kimi zaman diğer hemcinslerinden farklı olarak, kocaları bir feodal lorda hizmet etmeye ya da bir savaşa gittiklerinde kocalarının yerine geçmiş ve kocasının yokluğunda bazen sadece ev halkını bazen yüzlerce insanı yönetmişlerdir. (Genç, 2011)

Ortaçağ Avrupası’nda kadınlar ve hukuki zemin

Konsüllerde alınanlar kararlarla oluşturulan kanunlar, kadınların daha çok aleyhinde karar alınmasını kolaylaştıracak şekildedir. Fakat kimi zamanlarda kadınların lehine karar alındığına da rastlanılır.

Hukuki zeminde birçok kanun kadınları sınırlamaya yöneliktir. Örneğin, kadınların yaptığı tanıklık kabul edilmez. Süslenmeleri halk tarafından pek hoş karşılanmaz ve hatta bu da kanunlarla sınırlandırılmıştır. Öte yandan medeni hukukun miras alanında, 13’üncü yüzyıla kadar oğul yoksa kızların da mirasa ortak olabildiği söylenebilir.

Ortaçağ’da özgür bir kadın ile özgür olmayan bir erkeğin birlikteliği ise gayrimeşru olarak nitelendirilmiştir. Bu duruma “contubernia” denerek ayıplanmıştır. Ancak bunun tam zıttı bir şekilde erkeklerin köle kadınlarla cinsel ilişkiye girmesinde hiçbir sakınca yoktur. (Genç, 2011)

Bunlara ek olarak kadınlar, toplumun ya da krallığın yönetiminde bulunamazdı. Kutsal ya da politik herhangi bir görev üstlenemez, hakim veya avukat olamazdı. Ayrıca askeri bir amaca da hizmet edemezdi.

Ceza hukuku bağlamında ise örneğin bir taciz davasında, evlilik statü belirleyicisidir. Evli ile evli olmayan kadın farklı değerlendirilirdi.

Ortaçağ Avrupası’nda kadının evlilik ve aile üzerinde konumlandırılışı

Evlilik genelde çocuk denebilecek yaşlarda ve evlenecek kişilerin değil ailelerin anlaşması üzerine gerçekleştirilirdi. Daha doğrusu, genç kızların çoğunun ya iffetli yaşamak için dinsel gruplara katıldığını ya da eril babanın/ailenin otoritesinden kaçmak için evliliği kullandığını görebiliriz. Bu sebeple evlilik kurumu aslında erkekler için bağımsızlığı, kadınlar için ise yine bir şekilde bağımlılığı getiriyordu. Hatta bu bağımlılık bazı durumlarda babanın otoritesinin oluşturduğu bağımlılıktan çok daha katı kurallar içermekteydi.

Lauren Lee, bu dönemde kadının cinsel organının (daha sonra bu düşünce Freud ile gelişecektir) erkek organının hatalı bir şekli olduğunu ve hatta kadının, eksik erkek olduğunu söyler. Buradan hareket eden Özlem Genç, kadının, zihnen disiplinsiz bir beden olarak iç organları ve özellikle cinsel organları tarafından yönetilen bir varlık olarak görüldüğünü ve kadın fizyolojisinin bu anlamda sırrının da çözülemediğinden, kısırlığın Ortaçağ boyunca bir takıntı olarak yaşadığını iletir. (2011)

Circa 1692, The trial of George Jacobs for witchcraft at the Essex Institute in Salem, Massachusetts. (Photo by MPI/Getty Images)
Salem, 1692. Fotoğraf: MPI/Getty Images

Ortaçağ Avrupası’nda kadın ve kadının dinsel hayatta yeri

Ortaçağ’da kadınlar ancak kendilerini dine adadıklarında özgürleşebiliyordu. Hatta 8. yüzyıla kadar kadınlar, Hristiyanlığın yayılmasında önemli roller üstlendi ve dini hayatta oldukça etkili oldu. Kadınların yazılı söz ile ilişkisine kuşkuyla bakılırdı ve yalnızca rahibelik yemini eden kadınların okuma yazma öğrenmesine izin verilirdi. Fakat bu rahibeler erkek çocuklarını eğitebilme hakkına sahip değildi. Sadece kız çocuklarının eğitiminden sorumlulardı.

Bunlara ek olarak, o dönemde dini hayatı seçen kadınların önemli bir kısmının öncesinde “günahkar” bir yaşam süren kadınlardan oluştuğu bilinmektedir. Bu kadınlar, yaşamak zorunda kaldıkları zorlu hayattan kurtulmak için dini içerikli evlere sığınmayı seçmişlerdir. (Genç, 2011)

Ortaçağ Avrupası’nda kadınlar ve fahişelik

Fahişelik özellikle Roma İmparatorluğu’nda kabul gören bir meslektir. Başlarda kilisenin karşı çıktığı bilinse de sonrasında bunu kabul ettiği hatta kilisenin genelevlerden vergi alarak kendisine kazanç sağladığı da bilinmektedir.

Yoksulluk, kadınların fahişeliğe başlamasının ilk nedenlerinden biri olarak göze çarpmaktadır. Bu sebeple aslında Ortaçağ’ın ilk dönemlerinde fahişelik örgütlü bir biçimde değildi, devlet kontrolü de yoktu. Fahişeliğin örgütlü bir hale gelmesi kenti yönetenlerin dikkatlerini yoksullara çevirmeleriyle başlamıştır. (Genç, 2011)

Genelevlerin, örneğin Almanya’da, devlet eliyle açıldığını bilmekteyiz. Bu yüzden genelevlere devletin de kazanç elde ettiği kurumlar olarak bakabiliriz. Zaten genelevler bulundukları kentlere ekonomik yardımda da bulunmaktaydı. Fakat fahişelerin kendilerinden beklenen ve istenenleri yapmadıkları sürece, özellikle toplum tarafından, türlü işkencelere maruz bırakılmış olmaları da bilinen bir diğer gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Devamı gelecek!

Kaynakça:

  1. Ortaçağda Kadın, Altan Çetin, Lotus Yayınevi, 2011
    Kitap içinde bölüm: Ortaçağ Avrupasında Kadın, Özlem Genç, 2011
  2. Cadılığın Tarihi Ortaçağ’da Bilge Kadının Katli, Lois Martin, Çev. Barış Baysal, Kalkedon Yayınevi, 2009
  3. Özel Hayatın Tarihi, Cilt 2, Feodal Avrupa’dan Rönesansa, Philippe Aries, Georges Duby, Çev. Roza Hakmen, YKY,  2006
  4. Antik Çağlardan Günümüze Evli Kadının Tarihi, Marilyn Yalom, Çev. Zeynep Yelçe & Neşenur Domaniç, Çitlembik Yayınları, 2002
  5. Kadınların Tarihi, Cilt 2, Ortaçağ’ın Sessizliği, Georges Duby & Michelle Perrot, Çev. Ahmet Fethi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2005
  6. Politikanın Çağrısı, Fatmagül Berktay, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2012
  7. Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın, Fatmagül Berktay, Metis Yayınları, 2009
  8. Politika, Aristoteles, Remzi Kitabevi, 2012
  9. Dünya Tarihi, Cilt 1, J.M. Roberts, İnkılap Kitabevi, 2011
  10. Sokrates’ten Jakobenlere Batı’da Siyasal Düşünceler, Mehmet Ali Ağaoğulları, İletişim Yayınları, 2014
  11. Haydar Akın, Ortaçağ Avrupası’nda Cadılar ve Cadı Avı, Phoneix Yayınları, 2015