Erkekleşmek ve kadınlaşmak kavramları son yıllarda çokça tartışılan konular. Erkekleşme “kadın bireylerin erkeklerle özdeşleştirilmiş  görünüm ve davranışları kendi bedeninde ve hayatında uygulaması” olarak tanımlanabilir. Tam tersi ise kadınlaşmak için geçerli. Bir erkeğin saç uzatması, bale yapması, sert mizaçlı olmaması gibi unsurlar günümüzde hala “kız gibi” tanımlamalarına yol açıyor. Duygu ve eylemlerin bir cins üzerine zorunlu kılamayacağımızı kabul etmemiz gereken bir yüzyıldayız. Günlük hayatta iki cinsi de zor durumlara sokan bu toplumsal cinsiyet rollerinin kadın olan tarafına göz atalım:

Erkeksi ve Kıllı Olmak.

Bir kadının erkeksi bulunması için yeterli sayılan unsurların en başında kıllarını almaması geliyor. Kıl iki cins için de hijyen amaçlı alınması gereken bir uzantı. Ancak cinsiyetler arası farklı değerlendiriliyor. Kadın da iğrenç erkek de ise seksi bir detay olarak tanımlanıyor. Özellikle ana akım medya ve sinemada kadınların cillop gibi olma zorunluluğu devam ederken, feminizmin de ekmeğini yiyebileceğine uyanan şirketler kampanyalarında kıllı kadınları ön plana çıkartıyor.

İstediğin için tıraş ol, zorunda olduğun için değil.

 

Spor Yapan “Erkek gibi” Kadınlar

Son yıllarda kadınların kan ter içinde spor yaptığı, büyük markalarca ortaya sunulmuş reklamları hepimiz biliyoruz. Bunlardan biri de Nike: Bizi böyle bilin reklamıydı. Reklama dair yöneltilen eleştirilerin başında “kadınların erkekleştirilmesi” geliyordu. Oysaki spor yapmak sadece erkeğin tekelinde olan bir eylem değil. Kadın, erkek, çocuk dilediği sporu gerçekleştirebilir. Bedenine istediği yönü verebilir. Bu bağlamda kadınların erkekliğe itildiği eleştirilerine katılmak pek mümkün değil.

nike reklamı

İş Yaşamı Ve Erkekleşme 

İş hayatında başarılı olup üst düzey pozisyonlarda yer almak isteyen kadınların vereceği en büyük sınav yine kendi cinsiyetleri üzerinden gerçekleşiyor. Özellikle kadınlara dair oluşturulan

“hassas, sinirleri zayıf, kontrolsüz, yeterince sert değil”

gibi ön yargılar söz konusu pozisyonların erkeklere ayrılmasına sebep oluyor.

Bu haksız rekabet karşısında kadın çalışanlar günümüzde kendilerini mizaçlarından çok daha farklı davranışlar sergilerken buluyorlar. Söz gelimi içten ve güleç bir kadın ciddiye alınmayacağına inandığı için daha sert bir tavır takınıyor. Günlük hayatta kullandığı canlı renkler yerini siyahlara bırakıyor. Yürüyüşüne, konuşmasına yeni bir tarz oturtma ihtiyacı hissediyor. İş yaşamı sadece kendisi olarak var olan erkekler için bile stres yüklü. Kadınlar ise daha fazla cephede savaşmak durumunda bırakılıyor.

Erkekleşme olarak adlandırılan durum görüldüğü üzere hem feminist bağlamda hem de mecbur hissederek gerçekleşebiliyor. İş yerinde cinsel obje olarak görülmek istemeyen kadınlar, güzellik endüstrisini protesto etmek isteyen kadınlar, tomboy olanlar. Sadece kendisi olarak var olmak isteyen ama endüstrinin dayatmaları ile boğulan kadınlar. İki cins için her ne olursa olsun duygu ve eylemlerin kişinin kendi tercihine bırakılması gerekiyor.