Türkiye’nin en köklü kitabevleri yüksek kiraları ödeyemediği veya internetten kitap satışlarıyla rekabet edemediği için bir bir kapanıp yerini, kozmetik, kıyafet ve ayakkabı mağazalarına bırakıyor. Gittiğimizde, kitabın çevirmenini sorabileceğimiz, öneri alabileceğimiz, çay içip sohbet edebileceğimiz kitabevi bulmak, çoğu kentte her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Zaten internetten kitap satışının da büyük bir bölümünü kontrol eden zincir mağaza kitabevleri kaplıyor her yeri…

Kitabevinde esas olan nicelik mi nitelik mi?

Bir kitabevi, yaptığı işin ruhuna uygun hareket edecek ise yayınladığı müzikten, çalışan elemanının niteliğine, kitapların sunuluş biçimine kadar her şey bir bütünlük oluşturmalıdır. Oysa zincir mağaza kitabevleri:

Kitaptan anlayan ve çevirmenlerden haberdar nitelikte eleman çalıştırmaz.
Sizin çalışanla diyaloğunuz kitabın ellerinde ya da başka bir mağazalarında olup olmadığını öğrenmekle sınırlıdır.
Kaliteli kitapların raf ömrü, satma kriterlerinden dolayı çok kısadır. Dolayısıyla sizin için çok önemli bir kitabı görmekten mahrum kalma ihtimaliniz çok yüksektir.
Herhangi birçok satan kitap, büyük bir alanı kaplayarak yüzlerce adet sergilenirken, akademik nitelikli kitaplar ancak bir adetlik yer bulur kendine raflarda ya da hiç yer bulamaz.
Kitapla ilgili ilgisiz yüzlerce obje her yanı kaplamıştır. Yeter ki satacak bir şey olsun!
Kitap da satan süpermarketlerde ise durum içler acısıdır. Birçok satmayan, kötü çeviri, özensiz baskılı depo kitapları, popüler kitapların yanında “şok fiyatlarla” satışa sunulur. Çocuğuna, çok sayıda kitap alma sevdasındaki birçok veli sepetine attığı 8-10 kitapla oradan ayrılırken o çocuğun ruhunu ne kadar örseleyeceğinin farkında değildir. Çocuk, bu kitaplarla buluşunca bir daha kitap okumak ister mi hiç emin değilim.

İnternet kitapçılığı ve kamusal alan!

İnternetten kitap satışıyla ilgili sorun, oradan kitap satışına karşı olup olmama şeklinde anlaşılmamalıdır. Taşrada zor koşullarda bulunan ve herhangi bir kitabeviyle bağ kuramayan okurun, kitaba ulaşım kolaylığı hiç yabana atılır bir şey değildir. Sorun: kampanya adı altında yapılan aşırı yüksek indirimlerin kentlerin kitabevlerine rekabet şansı bırakmamasıdır. Bu durum bariz şekilde tekelleşmeyi doğurur ki kültür alanında tekelleşme çok tehlikelidir.

Dağıtım ağını da elinde bulunduran tekeller, başta küçük yayınevlerine yaşama şansı bırakmayacak ve okuru isterse manipüle edebilecektir. Şimdilik ucuza kitap alan okuru, uzun vadede, tekellerin sunduğuyla yetinme sonucu beklemektedir. Bu durum, capcanlı olması gereken etik, estetik ve sosyal sorumluluk sahibi kitabevlerini, giderek çok az uğrayanının olduğu ölü mekanlara çevirir. Oysa entelektüel insanların, yazar, şair, çevirmenlerin, okurların ve çocukların hemhal olup birbirlerinin hayatlarına dokunabilecekleri en önemli mekanlardır kitabevleri.

Bir kentin sosyal dokusunun kalitesi, kitabevleri, sanat merkezleri, sokakları, meydanları, tiyatroları ve konser salonlarının varlığı ve niteliğiyle belli olur. Sanal dünyalarda dolaşıp, AVM’lerde vakit geçiren bireylerin, aile ve arkadaşlık ilişkileri de AVM’leşir. Bir süre önce AVM’lerin pazar günleri kapatılması gündeme geldiğinde ticaret bakanı “ticari kaybın yanında AVM’ler halkımızın yaşam tarzı olmuştur artık, kesinlikle kapatamayız” diyerek bu acı gerçeği çok çarpıcı bir biçimde dile getirmişti. Bizden söylemesi…

kitapevleri-3Tekelleşme her yerde

Geçtiğimiz yıl Amerikalı yazar James Patterson, bir sermaye grubuna ait olmayıp bağımsız olması ve çocuk reyonu bulundurması koşuluyla kitaplarının telif geliri olan 1 milyon doları küçük kitabevlerini korumak için onlara bağışlamıştı. Tekelleşme her yerde…

Fransa ise internetten kitap satışında en fazla yüzde 15 indirime izin verip, kitapların kargo ücretini alıcıya ödetmeyi yasal olarak uygulayarak kendi sosyal mekânları olan kitabevlerini korumaya çalışıyor. James Patterson’un duygusal çıkışına sevgiyle gülümserken, çözücü olmaya daha yakın duranın Fransa’nın uyguladığı yöntem olduğunu söylemeliyiz.

Stefan Zweig’ın Sahaf Mendel adında müthiş bir uzun öyküsü vardır. Sahaf Mendel’in başına gelen ilginç ve trajik olayları merak edenlere kitabı okumasını salık vererek biz, onun başka bir yönünden bahsedelim. Yılların sahafı Mendel için okumak yaşamanın kendisi olmuştur adeta ve okuduğunu kendine saklamaz o, Cannetti’nin Profesör Kien’i gibi kaçınık değildir. Yaşayan bir kütüphane olan Mendel, birikimiyle nice öğrenciye, akademisyene yardım ve rehberlik eder. Onların tezlerinin olgunlaşmasında büyük bir katkıda bulunur. Kıyıda, köşede hangi kitap ve araştırma kalmışsa Sahaf Mendel’in hafızasındadır.

Yazının başından beri anlatmaya çalıştığımız şeyin özü özeti budur belki de!

Önceki İçerik“Vardık, varız, var olacağız”
Sonraki İçerik“Bu müziği Türkiye dışında da çalmak istiyoruz”
1970 yılında Yozgat Sarımbey Köyü’nde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Sarımbey Köyü’nde okudu. Yatılı okul sınavı aracılığıyla kaydolduğu Ankara Elektronik Astsubay Hazırlama Okulu’nda askeri teknik lise eğitimini tamamladı. 1989 yılında Urfa’da astsubay olarak üç yıl çalıştı. Arkasından atandığı Çorlu’da bir yıl çalıştıktan sonra başından beri bağdaşamadığı askeriyeden firar edip cezaevi sürecinden sonra ordudan ayrıldı. Çeşitli yerel televizyon kanallarında çalışmasının ardından ise 1994 yılında kitapçılıkta karar kıldı. Halen 2000 yılında açtığı Kitapkurdu Sahaf’ı çalıştırmaktadır. Erol Malçok’un sırasıyla İnsancıl, Evrensel Kültür, Aporia, Gaia dergilerinde, Bir Gün Gazetesi, Radikal İki ve Bianet’te yazıları yayınlandı.