Türkiye’nin en iyi bas gitaristlerinden sayılan Alper Yılmaz ile Different City, Different Mood çalışması üzerine sohbet ettik.

Alper Yılmaz’ın yanı sıra önemli caz müzisyenlerinden Ercüment Orkut ve Volkan Öktem‘in de yer aldığı Different City, Different Mood başarılı bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor.

Işınsu Yurdunusever: “Different City, Different Mood” sizin için hangi özellikleriyle ön plana çıkıyor?

Alper Yılmaz Trio:Different City, Different Mood” trio olarak kaydettiğimiz bir çalışma. Küçük bir ekip olarak müziğe çok hakim olmamız dolayısıyla diğer çalışmalarımdan çok daha esnek ve serbest çaldığımız bir kayıt diyebilirim. Bunun yanı sıra, ses kalitesi olarak da çok içimize sinen bir prodüksiyon oldu. Albümü 5,5 saat gibi kısa bir sürede kaydettik. Miks ve mastering aşamaları da kaydın kalitesinin de çok iyi olması sebebiyle kısa sürede, arzu ettiğimiz kalitede sonuçlandı.

“Grup sinerjisi oldukça üst düzeye ulaştı”

Müzikal açıdan bakacak olursak, önceki çalışmalarıma göre daha basit ve akılda kalıcı melodilerin daha ön planda olduğunu söyleyebilirim. Tecrübelendikçe, melodinin müziğin diğer ögelerine göre daha ön planda olması gerektiğini düşünmeye başladım. Sanırım “Different City, Different Mood”da bunu aksiyona geçirmeye başladım.

Bir diğer nokta da, müziğin doğaçlama kısımlarında üç enstrümanın da birbirinin ayağına dolanmadan birbirine daha entegre bir şekilde ve de eş zamanlı olarak sololar yapıyor olması. Albümde ilk dinleyişte piyano çok daha ağırlıklı gibi kulağa geliyor, halbuki arka planda oldukça detaylı bas ve davul eşlikleri, hatta soloları, var. O açıdan grup sinerjisinin oldukça üst düzeye ulaştığı bir çalışma diyebilirim.

Işınsu: Borusan konseriniz çok güzeldi, projenin “live” enerjisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Alper: Öncelikle, çok teşekkür ederim. Biz de o konserden büyük keyif aldık. Borusan oldukça zor bir salon. Mekân, davul ya da bas gitar gibi enstrümanların yer aldığı yüksek volümlü müziklerden ziyade akustik enstrümanların performansı için daha ideal. Ancak birlikte bir süredir çalıyor olmanın getirdiği tecrübeyle ilk başlardaki yüksek ve dengesiz sesi birbirimizle hiç işaretleşmeden kontrol altına alabildik. O yüzden de konseri keyifli bir şekilde sürdürebildik. Tabii mekândaki ses konusunda Kerem Tüzün ve Cem Ömeroğlu’nun olumlu katkılarını unutmamak lazım; bu vesileyle kendilerine bir kere daha teşekkür etmek isterim.

alper-yilmaz-different-city-different-mood-Trio’muzun ortaya çıkışı aslında Mitanni Café’de çaldığımız, büyük ölçüde serbest çalıma yönelik performanslarımız sonrasında… Dolayısıyla parçalar her performansta birbirinden oldukça farklı geliyor kulağa. O yüzden seyirciyi de içine alan, oldukça enerjik bir sesimiz olduğunu düşünüyorum. Hatta kimi zamanlar, özellikle de Mitanni performanslarımızda, çok düşük volümlerde çalmamıza rağmen müziğin dinamikleri bizi ve seyirciyi çok etkiliyor. Bazı performanslardan sonra 5-10 dakika yerimizden kalkamıyoruz heyecandan, mutluluktan… Tabii ki stüdyoda kayıtlar yapıp, müziğimizi bir zaman kesitinde dokümante etmek önemli, ama temelde bir performans ekibi olduğumuzu, ve müzik ne olursa olsun, canlı çalımının başka hiçbir şeye değişilemeyeceğini düşünüyorum.

“Sadece lokum, havlu ve oyun havası tarzında müzik ihraç edilmesinden çok sıkıldım”

Işınsu: Önümüzdeki dönemde Türkiye ve yurtdışında planlarınız nasıl?

Alper: Albümümüzü kaydederken temel amacımız yurtdışına açılmak ve özellikle Avrupa’da kendimizi ve müziğimizi tanıtmaktı. Son zamanlarda çok sık dile getirdiğim bir husus var. Bizim coğrafyadan sadece lokum, havlu ve oyun havası tarzında müzik ihraç edilmesinden çok sıkıldım. Bu, Batılıları bize oryantalist gözle bakıyor olmalarından dolayı eleştirmemize rağmen, bizim işin biraz kolayına kaçtığımız bir husus. İskandinav ülkelerinden çıkan bir piyano trio kendi geleneksel müziklerini çalarak ilerlemek durumunda kalmıyor, ancak bizim yurtdışına ihraç ettiğimiz işler büyük ölçüde geleneksel müziğimiz etrafında sıkışıp kalıyor. İşin tabii ki yurtdışı pazarlarındaki talep ögesi de söz konusu. Ancak biz “Different City, Different Mood”da çaldığımız müziğin ya da stilin yaşadığımız coğrafyanın ötesinde daha genel değerler taşıdığına inanıyoruz. Dolayısıyla da, bu müziği Türkiye dışında da çalmak istiyoruz.

Alper Yılmaz Trio
Alper Yılmaz Trio – Ercüment Orkut, Alper Yılmaz, Volkan Öktem (soldan sağa)

Önümüzdeki ilkbaharda yapımcı firmamızın ortaklarından Murat Sezgi’nin organizasyonunda kısa bir Avrupa turnesi planlıyoruz. Aynı dönemde Ercüment’in Los Angeles’a, benim de New York’a geri taşınma durumlarımız var. Bu durumda müziği ABD’de de pazarlamaya çalışacağız. ABD, bu açıdan Avrupa’ya göre daha zor bir coğrafya ama yine de niye olmasın!

Tabii bu arada, hazır hızımızı almışken, yıl sonuna doğru yeni bir albüm için de çalışmalarımız sürüyor…

“İstanbul Avrupa’ya göre daha hareketli”

Işınsu: Türkiye’deki canlı müzik piyasası hakkında ne düşünüyorsunuz? Burada bulunduğunuz süre içerisinde bir gerileme ya da ilerlemeden bahsedebilir miyiz?

Alper: Benim canlı müzik piyasasıyla ilgili olarak tecrübem ağırlıklı olarak caz müziği ile kısıtlı. O yüzden bu tarz dışında konuşmam çok doğru olmaz.

Ancak özellikle caz müziği için baktığımızda pek çok başka arkadaşımızın tersine İstanbul’da, en azından Avrupa’daki büyük şehirlere göre, daha hareketli bir caz sahnesi olduğunu düşünüyorum. Avrupa tarafında en az iki-üç mekânda haftanın her günü canlı caz dinlemek mümkün. Anadolu yakasında da aynı şekilde birkaç mekân var. Paris’te bu tarzda en fazla iki ya da üç mekân sayabilirsiniz. Londra ve Berlin için de aynı şey geçerli. Hatta pek çok Avrupa şehrinde caz klübü diye anılan yerlerin büyük bir kısmı aslında ağırlıklı olarak blues çalınan mekânlar; yani çok da geniş bir caz sahnesi söz konusu değil aslında. O açıdan özellikle İstanbul’da biraz daha şanslıyız diye düşünüyorum.

Fotoğraf: Sedat Antay
Fotoğraf: Sedat Antay

Tabii bu “şimdilik” diyebileceğimiz bir husus. Genel gidişata bakacak olursak, durum politik değişimimizle paralellik gösteriyor, maalesef. Özellikle Gezi hareketinden sonra devlet yapısı içerisinde daha da yüksek bir ivme kazanan muhafazakârlık, homofobi, ve kültürsüzlük mekân işletmeciliğini oldukça güçleştiriyor, hatta imkânsız kılıyor. O yüzden önümüzdeki yıllar için çok da parlak bir şeyler göremiyorum açıkçası, kendi adıma…

Amerikan topraklarından çıkan caz müziği

Işınsu: XJAZZ Festivali kapsamında Berlin’de Ercüment Orkut ve Selen Gülün’ün projelerinde iki ayrı konser verdiniz. Avrupa, ABD’ye kıyasla caz müziğini yeni formlarla bir araya getirmeye daha meraklı gibi, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Alper: Avrupa tarihi tabii ki Amerika’ya göre daha eski; bu genel olarak müzik için de geçerli. Dolayısıyla Avrupa müziğinin genelinde—belki bir takım popüler formlar dışında—bundan kaynaklanan bir derinlik ve çeşitlilik tabii ki söz konusu. Ayrıca unutmamak lazım ki, her ne kadar caz müziği, içerisinde Avrupa ve Afrika öğeleri içeriyor olsa da, eninde sonunda Amerikan topraklarından çıkmış ve o toprakların kültürel öğelerini içinde barındıran bir müzik türü. Bu müziği Amerikan coğrafyasının dışına ihraç ettiğinizde bir süre sonra lokal öğeleri de içine alarak, ki bu enstrümantasyon olabilir, melodiler olabilir, yepyeni bir form olarak karşınıza çıkması çok normal. Bunun en belirgin örneklerinden birisi olarak 1930’lu yıllarda Fransa’daki roman müzisyenlerin de etkisiyle ortaya çıkan “manouche” sayılabilir. Bugün de baktığımızda Avrupa’da pek çok müzisyen yeni tarzları, enstrümanları, sesleri, teknolojiyi caz müziği kontekstinde kullanıyor. Aslında basitçe, “dışarıdan geleni” “kendinden olanla” harmanlıyor. Amerika’da caz zaten “kendinden olan.” Dolayısıyla, Avrupa bu konuda daha inovatif gözüküyor sanki…

Fotoğraf: Sedat Antay
Fotoğraf: Sedat Antay

Hoş, artık batı dünyası müzik konusunda da oldukça entegre oldu; dolayısıyla benzer yaklaşımları artık New York, San Francisco, Los Angeles gibi yerlerde de görmek mümkün tabii.

Işınsu: Yeni proje planlarınız var mı? Önümüzdeki dönemde Alper Yılmaz’ın müzik yolculuğu hangi yöne gidecek?

Alper: Açıkçası şu anda bir öngörüde bulunmak zor… Ancak şu anda birlikte çalmaktan inanılmaz derecede mutlu olduğum bir ekip içerisindeyim. Bu ekiple müziğimizi Türkiye dışına taşımak ve önümüzdeki aylarda bu ekiple yeni bir albüm yapmak kısa vadedeki amacım. Sonrasında neler olur, bilemiyorum.

Yıllarca “senede bir albüm” yapmak gibi bir hayalim vardı, ama şimdiye kadar bunu beceremedim. Bundan sonraki yıllarda daha üretken olmam gerekiyor. Genelde üretkenlik, üretkenliği doğuruyor. Dolayısıyla, müzik üzerine yoğunlaştıkça, birikimin ve emeğin kendi kendine beni yeni yönlere iteceğini düşünüyorum. Bakalım…