Oyunculuk, film yapımcılığı, yazarlık mesleklerine yoga eğitmenliğini de ekleyen Fadik Sevin Atasoy ile Santa Monica’nın hip kahve dükkanlarından birinde buluştuk.

Film ve sanatla olan ilişkiniz devam ettiği halde son yıllardaki odak noktanızın yoga/meditasyon olduğu şeklinde bir izlenim var. Bunun doğruluğu nedir?

Doğru bir izlenim. Yoga hayatımda hep vardı, sadece bu kadar açık yaşamıyordum, açıkça dillendirmiyordum. Eğitmenlik konumuna geçince tabii ki mesleğe dönüştü; hobi olan bir şey profesyonelliğe dönüştü. Onun için insanların dikkatini çekmeye başladı. Yoksa ben oyuncu olarak her set kamera demeden evvel meditasyonumu mutlaka yapıyordum. Yogayı sete fazla taşıyamasam da tiyatrodayken sahneye çıkmadan önce bütün o yoga hareketlerini yapıyordum. Yogaya çok uzun zaman önce, Bilkent Üniversitesi Konservatuvar’da okurken başladım.

Yoga kesinlikle bir egzersiz yöntemi değil holistik (bütünsel) bir yaşam biçimi. Ben yogayı iyileştirici bir sanat olarak tanımlıyorum. Oyunculuk sanatından hiçbir farkı yok. İkisinde de bedenini, zihnini ve duygularını kullanıyorsun.

Profesyonel olarak yoga yapmak oyunculuğa nasıl eklendi? Bunu bir dönüşüm olarak görüyor musunuz?

Başka bir alana geçmediğim için dönüşüm olarak görmüyorum. Oyunculuk ve Yoga birbiri ile çok bağlantılı alanlar. Ayrıca ben sadece oyuncu değilim; yazarlık ve prodüktörlük de var şu anda yaptığım işler arasında. Profesyonel yoga eğitmenliği süreci ise şöyle gelişti: Uzun yıllar yoga, meditasyon, farkındalık, holistik yaşam, wellness, mistisizm ile paralel giden yaşantımın sonunda bir gece rüyamda yoga hocamı gördüm. Rüyamda bana dedi ki “Artık senin için yoga var.” Ertesi gün yoga dersi için aynı hocaya gittiğimde “Sen neden yoga eğitmeni olmuyorsun?” diye sordu. Ben de bunu bir işaret olarak aldım. Hemen Yoga Works’ün Los Angeles’daki eğitim programına dahil oldum. Sanskritçe, anatomi, bütün yoga pozlarını kapsayan bir eğitimi tamamladıktan sonra üç ayrı sınava girdim. Bu sınavları da geçtikten sonra Uluslararası sertifikayı almaya hak kazandım.

Yoganın iyileştirici etkisi birçok insan tarafından kabul ediliyor. Kendinizde gözlemlediğiniz olumlu değişimler neler?

Çok güzel bir soru. Ben iki sene boyunca aralıksız sigara içen biriydim. Adeta hayatı sigaralar arasında yaşıyordum. Yoga sayesinde sigarayı bırakabildim. Çünkü sigara içmemin sebebinin aslında nefes alma ihtiyacı olduğunu fark ettim. Korktuğumuz, stres altında olduğumuz zamanlarda nefes almayı unuturuz. Sigara bana korktuğum, stresli olduğum zamanlarda nefes almam gerektiğini hatırlatırken bağımlılık yaratan kötü bir dostmuş, hatta doğrudan düşmanmış. Bunun birçok psikolojik nedenleri mevcut. Burda 4 sene boyunca psikolojik danışmanlık eğitimi de aldım. Bunların hepsi bir araya geldi. Kendimdeki gelişimi oturttuğum şu disiplinle açıklayabilirim:

1- Her sabah 6’da kalktığım zaman kozmosa, evrene ya da kendime, bilinmeyen kendime, “higher consciousness” da diyebileceğimiz yüksek benliğe telefon açmam gerekiyor 🙂 Bunu istediğin gibi adlandırabilirsin, ben isimlerle veya sıfatlarla uğraşmıyorum. Sabah yaptığım bu ilk çalışmaya kendi içine dönmek diyelim. Sabah 6’da uyanır uyanmaz 30 dakika süren bir meditasyon yapıyorum. Bu güne çok daha merkezinde başlamamı sağlıyor.

2- Yoga sayesinde daha sağlam bir zihne sahip oldum. Bahsettiğim gibi nefes alıp vermem ilerledi, sigarayı bırakmayı başardım. Duygularımın beni kontrol etmesinden ziyade ben duygularımı kontrol etmeye başladım.

Yoga matı üzerinde acıyı tolere etmeyi öğreniyorsun. Orda yaptığın bazı hareketlerde yaşadığın kas acısı sende bir kas hafızası yaratıyor. Bu hafıza ile beraber normal yaşamda karşılaştığın zorluklarda güçlü kalabiliyorsun. Yoga matında zorlanırken tolere edebilmeyi öğrendiğin acı, günlük hayatta karşına çıktığında üstesinden gelebilir hale geliyorsun. Kendi adıma yoga matındaki bütün pratiğimi hayata indirgeyebildim ve artık hayatta yoga yapabiliyorum. Yoga bana hayatta “flow” etmeyi öğretti, hayatta akmamı sağladı.

Benzer olumlu etkileri/değişimleri öğrencilerinizde görüyor musunuz?

Özel bir öğrencim vardı, kanser hastası. Onda yüksek bir gelişim oldu. Kemoterapi nedeni ile boynunda ve omuzlarında yaşadığı sıkıntılar önemli ölçüde azaldı. Üç ayın sonunda mum duruşuna kalkmaya başladı. Diğer öğrencilerimin de hepsinde çok olumlu gelişmeler olduğunu görüyorum. Birçoğu nefes almayı tekrar hatırladıklarını, daha güler yüzlü olduklarını, bedenleri ile daha bütünleştiklerini belirtiyorlar. Bazılarında yeme biçimleri değişmeye başladı. Bu şekilde birçok olumlu geri bildirim aldım. Her öğrencideki etki farklı olsa da hepsindeki olumlu diyebilirim. Örneğin bir öğrencim gireceği önemli bir sınav öncesi özel ders ricasında bulundu. Demek ki onlar da benim yaklaştığım şekilde, yogayı holistik terapi olarak görmeye başladılar.

Şu anda Los Angeles’daki iki farklı stüdyoda dersler veriyorsunuz. Bunlar arasinda Hatha Yoga ve Vinyasa Flow var. Uzmanlaştığınız yoga türleri neler ve bunları nasıl seçtiniz?

Aslında yoganın Batı’da bilinen bütün türleri üzerinde yoğunlaştım diyebilirim. Batı’da en çok uygulanan yoga türleri Hatha, Vinyasa, İyengar ve Kundalini. Bunlar haricinde müzikle yapılan Nada Yoga, daha spiritüel seviyede uygulanan Bhakti Yoga vb. çok çeşitli yaklaşımlar var. Benim kökenim Iyengar, aynı zamanda Hatha, Vinyasa ve Restore Yoga dersleri de veriyorum.

Hatha Yoga fiziğe yoğunlaşan, sadece bedensel bir yoga. Zaten bütün yogaların temelinde Hatha var. Vinyasa bir şeyi düzenli bir yere koymak anlamına geliyor. Harekete odaklanan bir yoga çeşidi.

Namastday Yoga Center’da bu dersi veriyorum. Restore Yoga vücuttaki kemiklerin tekrar yerine yerleştirilmesi, kasların düzeninin sağlanması gibi hedeflerle trafik kazaları geçirmiş ya da ağrı çeken kişilere uygulanan, daha çok fizyoterapiye yakın bir yoga turu. Bedensel çok zorlanmadan ama bedeni rahatlatmak üzere yapılıyor, restore ediyor, yani yeniliyor.

Iyengar Yoga benim üzerinde çok çalıştığım, mentörlerim ve ustalarımdan el aldığım özel bir yoga. İç gözünle tek tek kemiklerine, kaslarına, vücudunun bütün organlarına hükmederek ve nefesini oraya yollayıp, bir pozisyonu 3-5 dakika tutarak yapılıyor. “Alignment” tekniği ile vücudunu hizalayıp konumlandırman çok önemli. Supta Padangusthasana dediğimiz bir poz var. Yere uzanıyorsun, ayakların uzun, sağ ayağını banta geçirip bacağını havaya kaldırıyorsun. İç gözünle sol baş parmağının bulunduğu kemiği tavana doğru itiyorsun. Bu çok büyük bir ayrıntı. Sağlam bir anatomi bilgisi de gerektiren Iyengar bu saydığım farklı yoga türleri arasında en güçlüsü. En iyileştirici, en çalıştırıcı, hatta sakatlıklarda bile işe yarayan; fizyoterapi gibi tedavi çeşitlerinin de kökeninde bulunan bir yoga biçimi.

İleri seviyede bilgi ve tecrübe gerektirdiği için Iyengar eğitmeni olmak üç yıllık bir eğitim gerektiriyor, sonrasında da her yıl güncelleme eğitimleri ve sınavları ile süreç devam ediyor. Bu nedenle çok fazla sayıda Iyengar hocası bulunmuyor. Benim şansım çok yüksek düzeyde bir hoca olan Chris Stein’ın bana el vermeye karar vermesi ile oluştu. Kendisi benim için Enstitü’ye mektup yazarak beni çırağı olarak bildirdi. Santa Monica’daki Yoga Works Montana’da haftada iki gün onun derslerine asistan olarak giriyorum.

Son olarak Kundalini’den de bahsedelim. Beden, ruh ve zihin ekseninde ruha odaklanan, yine belirli hareketleri içerirken ruhani bağlantıları araştıran, mantraların söylendiği bir yoga bicimi olarak felsefesini bizim Sufizm’e yakın buluyorum.

Yoga ve meditasyon haricinde zindelik/iyi olma/iyi olma halini koruma bakımından size iyi gelen başka şeyler var mı?

Bence meditasyon en iyi teknoloji; insanın zihnini rahatlatması ve kendi ile bağlantı kurmasını sağlayan bir sistem. Kendimi merkezimden çıkarmayacak alet çantam nedir diye baktığımda, yoga bu çantada bulunan çok güçlü bir araç olarak karşıma çıkıyor.

Kendi keşfettiğim diğer tekniklerden bir tanesi doğanın içinde olmak. Ormanın içinde ya da su kenarında uzun yürüyüşler yapmak, gün içinde parka gitmek, deniz kenarında dolaşmak, hiç bir şey olmasa oturup bir çiçekle zaman geçirmek bile doğa ile kopmadan yaşamamızı sağlayabilir. Doğa bize çok yardım eder.

Bazıları için bu uzaydır. Uzayın resimlerine, gezegenlere, yıldızlara bakmak onlara iyi gelir ve tekrar kendi merkezine getirir. Benim içinse bu insanla oluyor. Yalnızlığımı çok sevmeme rağmen insanlarla iletişim halinde olmak, onlarla beraber çalışmak bana çok iyi geliyor. Bir insanın yüzüne bakıp gülümseyerek ondan aldığım enerji, ortaya çıkan paylaşım çok kıymetli. İnsanın da bizim kutsallarımızdan biri olduğuna inandığım için alet çantamda insanı sevmek, insanla bir arada olmak da var.

Bir başka öğe ise koku. Örneğin evin içinde yakılan güzel bir mum, dumanı tüten bir tütsü, konulan hoş bir çiçek… Koku insanı uyandıran, hatırlatan, iletişim kurduran, tekrar bağlandıran bir araç olarak alet çantamda yeri var.

Biraz da beslenmeden bahsetmek istiyorum. Ben vejetaryenim, her şeyi üretip ulaşabildiğimiz bu çağda canlıların yenilmesi içime sinmiyor. Hayvanların canına son verilirken yaşadığı korku ve şoku vücuduma almayı mantıklı bulmuyorum. Hayvan ürünleri tüketmeden beslenmenin ruhen ve bedenen daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.

Eğlence sektöründe var olan biri olarak ilginç gelebilir ancak kesinlikle televizyon izlemiyorum. Kendini “Conscious Media” olarak tanımlayan online kanal Gaiam TV’yi takip ediyorum. Yediğimiz, konuştuğumuz şeyler gibi izlediğimiz şeyler ve aldığımız bilgiler de çok önemli. Sürekli negatif bir veriyi alırsan kendi sağlam duruşunu kaybediyorsun.

Dünyadan kopuk yaşamayı önermiyorum. Ama bilgini kendin araştır, kendin seç. Televizyondan sana bombardıman edilen bilgi, nitelikli bir bilgi değil. O yüzden Games of Thrones gibi entrika dolu dizileri de izlemiyorum. Beni bir yere taşımayacak her türlü bilgi benim için fast food gibi, o nedenle de zihnime almak istemiyorum. Tabii ki herkesin her şeyi sevme hakkı var ve kimseyi zevkleri için yargılamam. Ben sadece sorunu yanıtlamak adına, kendi merkezimde temiz ve hafif kalmak için neler yaptığımı anlatmaya çalıştım.

Kısacası zihnime, ağzıma ve yüreğime yanlış olan bir şeyi sokmayarak iyi olma halimi koruyorum. Yaşadığım değişik duygular varsa bunları tanıyıp kabul ederek sorumluluğunu alıyorum ve bu duyguyu nasıl dönüştürebileceğimi araştırıyorum. Konforumu bozan duyguları bastırmak ya da kaçınmak yerine kucaklamak, sorumluluğunu almak ve dönüştürmek üzere yola çıkıyorum.

Üzerinde düşünülmüş, yaşayarak öğrendiğiniz, belki uyguladıktan sonra teyit ettiğiniz, etraflıca ayrıntılandırılmış bir listeniz var.

Evet liste uzun, çünkü mutluluk emekle ele geçirilen bir şey.

Başka röportajlarınızdaki ifadeler ve sosyal medyadaki paylaşımlarınızı bir araya getirince oluşan algı, mekân ve iyi olma hali arasında güçlü bir bağ kurduğunuzu düşündürüyor.

Doğru bir tespit. Temposu yüksek metropoller bana uygun değil. İstanbul veya New York fark etmiyor, bu tarz şehirlerdeki yaşam stili beni bunaltıyor.

Mekanla kurduğunuz bağlantıyı dikkate alırsak Los Angeles’da yaşama tercihinizde nelerin etkisi oldu?

5 yıldır Los Angeles’da yaşıyorum. Benim özellikle ilgilendiğim iki şeyin -hem holistic wellness (bütünsel zindelik) hem de entertainment (eğlence sektörü)- nabzı bu şehirde atıyor. Ayrıca okyanus kenarı, doğa ile iç içe bir yer. Soğukta çok üşüyen biri olarak buranın ılık ikliminde çok rahat ediyorum. O yüzden benim için biçilmiş kaftan burası. Ben köklerimi buraya salmaya hazırım ama hayat daima senin verdiğin kararlardan daha büyüktür. Yarın beni başka bir yere götürürse giderim. Ama yine buraya döneceğimi biliyorum 🙂

Buraya yerleşmeden önce bir süre geri çekilip ikinci adımımın ne olacağını düşündüğüm bir dönem geçirdim. Çünkü yaşadığım konum, bulunduğum çevre artık yeni bir şey katmıyordu. Yeni ne yapabilirimi sorgularken farkındalıkla yaşamaya, farkındalığı anlatabilecek eserler yapmaya niyetlendim. Şimdi bunu geliştiriyorum.

Ortaya çıkardığınız bu farkındalık niyetinizle beraber güncel ajandanızda neler var?

Bir uzun metraj film ile bir televizyon filminin prodüktörlüğünü yüklendim. Amerika’da çekilecek ikinci filmin Orta Doğu danışmanlığını yürütüyorum. Eğlence endüstrisi ile ilişkim kopmadı, sadece biçim değiştirdi.

Ayrıca önümüzdeki günlerde yeni bir atölyeye başlayacağım: “Inner Alchemy Workshop” İçsel Simya olarak çevirebiliriz. Sufizm, budizm, şamanizm gibi çok farklı inanış biçimlerinde de yeri olan bir kavram. Batı’da çakra olarak bilinse de daha derin bir konu. Bu atölyede içsel enerjiye yoğunlaşacağız. Tarih netleşince sosyal medyada da duyuracağım.

Yurtdışında yaşamak bugünlerde popüler bir istek. Gençlerin önemli bir kısmı hayallerinin başka bir ülkede gerçekleşeceğine inanıyor. Onlara verebileceğiniz bir tavsiye var mı?

Hayatta her değişimin bir zorluğu var ve bunu tecrübe ederken herkes kendine has farklı bir ders çıkarır. Bazı yerler kendini bulmanda daha yardımcı olur. Ama günün sonunda nereye gidersen git kendini götürüyorsun, bu gerçeği de dikkate alsınlar. En önemlisi inanmaktan vazgeçmesinler.

Fotoğraflar: Nilüfer Ağcakışla