Çınar Yayınları’ın Geceyi Yaşa! sloganıyla çıkardığı ve Yankı Enki’nin editörlüğünü yaptığı serinin son kitabı Klasik Bilimkurgu Öyküleri. Arka kapakta, iyi bilimkurgunun iyi edebiyata dönüşme yolundaki ilk durağı 19. yüzyılı hatırlatıyor okuyucuya. Burada bilimsel ve teknolojik icat öyküleri, medeniyete yabancılaşan kahramanlar, bilimkurgu ve fantazyanın iç içe geçtiği kozmik dehşet var.

Fitz-James O’Brien – Elmas Mercek

Leyla Esen’in çevirisini yaptığı Elmas Mercek’in, Lovecraft’ın en sevdiği öykülerinden biri olduğu belirtilmiş. Öykünün okuyucuyu çılgın bilim insanı olmaya ve bu yolda kendini kaybetmeye özendiren bir etki yarattığı düşünülürse,  Lovecraft’ın neden bu öyküyü bu kadar sevdiğine şaşırmayız. Öyle etkileyici, tutkulu ve ürpertici! Bilim insanlarının artık kendilerini kaybetmediğini, bilimin yalnızca bize hizmet ettiğini sandığımız anlarda, bilimkurgunun temellerini ve okuyucusuna aktarmak istediği huzursuzluğu iliklerinizde hissetmenizi sağlayacak bir öykü.

Edward Page Mitchell – Gövdesi Olmayan Adam ve Geri Giden Saat

Mitchell

Türünün en önemli örneklerinden biri olduğu söylenen Gövdesi Olmayan Adam ve edebiyat tarihinin ilk zaman makinesi öyküsü olarak kabul edilen Geri Giden Saat, bilimkurgu edebiyatının kurucu isimleri arasında gösterilen Edward Page Mitchell’in öyküleri. Leyla Esen’in çevirdiği öykülerin ikisi de sürükleyici ve ürpertici. Okurken beni epey huzursuz etti. O gece rüyamda görmediğimde de çok rahatladım. Yarattığı his hiç geçmeyecekmiş ve bundan sonra hep tüylerim diken diken olacakmış gibi hissettiriyor. Gövdesi Olmayan Adam’da gerçek anlamda kendini kaybeden biri var, Geri Giden Saat’te de kim olduğunu kaybeden birileri.

Frank R. Stockton – Negatif Yerçekimi Hikâyesi

Utku Okay’ın çevirdiği bu öykü, bir icat öyküsü ve benim kitapta en sevdiğim öykü. Hem olayları hem düşünceleri ile sanki bir romanın özü. İcatlar üzerine bütün romanları tek bir cümlede toplayışına bir bakalım: “Eğer buluşunu hala gizli tutma niyetini düşünüyorsan, keşke bunu hiç icat etmeseydin. Böyle bir makineye sahip olan hiç kimse bunu kullanmadan duramaz ve genelde deli sanılmak, gerçekten bir deli olmak kadar kötü bir durum.”. İç karartıcı bir öykü değil, biraz alaycı ve eğlenceli bir havası var. Başlarından geçen kötü bir olayı çıkarılan önemli dersleri de ekleyerek komik bir şekilde anlatıyor gibi. Ama bittiğine emin olana kadar yüreğim ağzımdaydı, her an her şeyin tepetaklak olabileceğini düşündüm durdum. Ben anlatımını göz korkutucu bulmasam da, demek ki icat edilen teknoloji böylesine korkutucu bir güç barındırıyor ve beni yine de tetikte tutuyor.

Bilimkurgu eserlerinin bazılarında olduğu gibi sağduyulu biri, mucidin karısı, hemen ilk anda icadın kötüye kullanılabileceğini öngörüyor ve huzurlarını kaçırabileceğine dair uyarıyor. Şaşırtıcı bir şekilde mucidimiz de karısını dinliyor, icadını herkesten saklamaya ve gizli gizli kullanmaya başlıyor. Huzurları tamamen kaçmıyor elbette ama başkalarının huzurunu kaçırıyorlar istemeden. Böylece öğreniyorlar, icat ettikten sonra onu herkesten saklasalar da temkinli kullansalar da güçlü icatlar her şekilde birilerinin hayatını etkiliyor. İcadı gökyüzüne saldıklarında şunları söylüyor: “Dünyanın etrafında kanatlı Hermes gibi dolaşmakta muazzam bir haz var ve bizi aşağıya, dünyaya çeken ve sonra yavaş yavaş vücudumuzun hareketlerini bezginlik ve meşakkate dönüştüren yerçekimi kuvvetinden kurtulmak ise bireye rahatlama hissi veriyor. Ama bu haz, neşe ve mutluluk saçan iki gencin sonsuza kadar süreceğini sandıkları ayrılıklarından sonra bir araya gelmelerine kıyasla hiçbir anlam ifade etmiyor.”

Edward Bellamy – Hikayem Size

Bellamy

Usta ütopya yazarı Bellamy’nin Hikayem Size öyküsünü Leyla Esen’in çevirisiyle okuyoruz. Tanıtım yazısında öyküyle ilgili, Wells’in eserlerinde de karşılaşlan kendi kültürüne yabancılaşma temasını ütopik bir topluma konumlandırdığı modern birey anlatısıyla aktarıyor denilmiş. Zihin-okuyucu bir toplumda, bildiğimiz toplumlardan farklı olarak bu toplumun nasıl şekillendiğini ve insan ilişkilerinin ne kadar farklı olabildiğini inceliyor. Anlatıcı düşünüyor, soruyor, yaşayarak görüyor ya da varsayımlar kuruyor. Ayrıntıları ve sınırları keşfediyor. Soruların ve ayrıntıların bir kısmını da okuyucuya bırakmış sanki. Bu öykü birkaç kitap sürse de incelenecekler bitmez, yine aklımızda sorular kalır.  

H. G. Wells – Yeni Hızlandırıcı

Wells

F. Cihan Akkartal’ın çevirdiği öykü için hem yazıldığı dönemde hem de şimdi değerini koruduğu söyleniyor. Zaman Makinesi ve Dünyalar Savaşı gibi klasik bilimkurgu romanlarının yazarı olan Wells, bilimkurgunun babası olarak tanıtılıyor. Bu öykü de Wells’in romanları kadar değerli. Her şey ne kadar güzel başlıyor öyküde, eğlenceli ve hayal gücünü zorlayıcı şekilde ilerliyor. Sonra keskin bir dönüşle bir kurt düşürüyor içimize: ya bu Hızlandırıcı istismar edilirse? İnsanın içini bir anda taşıyamayacağı kadar endişe dolduruyor, buna alışkınız. Hatta bazen sadece huzursuz hissetmek için okuruz, bu da iyi vakit geçirmek kadar yararlı olduğunu da gösterir.

Aklımız karışır, düşünürüz, ortada bir sorun olmadığı halde içimizde kötü bir his oluşur. Rahatsız oluruz bir şeyden, bir şeyler yanlış ya da tehlikeli hissettirir. Sorunun ne olduğu ifade edemediğimiz halde bir sorun olduğunu hissediyorsak, bunun vicdani kaygılarımızın ve bilinmezliğe olan korkumuzun bir sonucu olduğunu da söyleyebiliriz. Bu öykü ise “Tüm kuvvetli preparatlar gibi istismarla mükelleftir. Biz aramızda konunun bu yönünü etraflıca tartıştık ve bunun sadece tıbbi hukukun konusu olduğuna ve bizim alanımızın tamamen dışında olduğuna karar kıldık. Hızlandırıcı’yı üretip satacağız, sonuçlarını ise, göreceğiz artık…” diyerek şaşırttı. Ne ile karşı karşıya olduğunu bilen bir anlatıcı, biyoetik derslerindeki tartışmalarda bile sırtı yere gelmez; öyle güçlü, öyle etkileyici.

Yine de, icatların istismar edilmesine yönelik olanlar dışında öyküde başka tartışmaları da gözlerim aradı. Sanırım geri kalan soruları başka bilimkurgu romanları ve öykülerinde bulmamız gerekecek. Anlatıcı sorumluluğu tıbbi hukuka yıkadursun, ben de Negatif Yer Çekimi’nde mucidinin karısının uyarılarını hatırlatayım: Mucidin karısı, mucide icat ettikten sonra olacakları düşünmesi gerektiğini ve düşünmeden hareket etmesinin ona ve çevresine huzursuzluk getireceğini söylüyordu.

Abraham Merritt – Çukur Halkı

Merritt

Utku Okay’ın çevirdiği Çukur Halkı; ustaların ustası, gazeteci ve yazar, spekülatif kurgunun öncülerinden, hem çağdaşlarını hem gelecek nesilleri etkileyen, günümüz ürünlerinde izi bulunan Merritt’in öyküsü. Öykünün ve yazarın tanıtımında, bilimkurgunun fantazyayla iç içe geçtiği kozmik dehşet türünün ilk örneklerinden biri olduğunu söylüyor. Lovecraft’ın da kullandığı unsurlara dikkat çekiyorlar. Çukur Halkı ile söyleyebileceğim tek şey, öykünün kendisini bir solukta ve dehşet içinde okuttuğu.

Bilimkurgu sevenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken bir derleme. Bilimkurgunun öncü yazarlarıyla tanışmak için de güzel bir fırsat. Çınar Yayınları’na, Yankı Enki’ye, Leyla Esen’e, Utku Okay’a, F. Cihan Akkartal’a ve kitabın okuyucuya ulaşmasında emeği olan herkese teşekkür ederiz! İyi okumalar!