İklimde kalıcı ısınma ve soğumalara yol açan atmosferik değişimin nedeni, sadece insan kaynaklı değildir. Bunun bazı doğal nedenlerinin etkileri son 3,5 milyar yıldır görülüyor. Jeolojik tarihte canlıların topluca yok olmalarına yol açan iklim değişimleri tarihte pek çok kez tekrarlandı. Bu olayların büyük bir kısmında beşeriyet yoktu.

Dünyanın ilk dönemlerindeki ilkel atmosfer bileşimi şimdikinden çok farklıydı. Organik çorba adı verilen anorganik karışımdan güneş ışınları ve elektriklenme yoluyla türemiş olan ilk canlılar (eobiyontlar), fotosentez yapamayan ancak fermantasyonla yaşayan ilkel bitkilerdi. Paleontologlara göre, atmosferde yeterince oksijen bulunmadığı dönemlerde ortaya çıkan ilk basit hayvanlar, ilkel bitkilerin (alglerin) yarattığı bir çeşit “oksijen vahaları” etrafında yaşadılar. Dünya’da canlı çeşitliliği, ancak atmosfer bileşiminin şimdiki bileşimine yaklaştığı son 600 milyon seneden sonra arttı.

Son dönem iklim değişiklikleri aslında günümüzden 1 milyon 650 bin (bazı bilim insanlarına göre 1,8 milyon) yıl önce Kuvaterner’de başladı. Bu tarihten günümüze 4 büyük küresel buzul dönemi ile bunların arasında sıcak iklimler yer aldı. 18 bin yıl önce dünyayı kaplayan buzullar şimdikinin 3 katıydı. O dönemde ormanlık alanlar azalmış, çöller artmıştı. 

Yaşadığımız dönem olan Holosen 10 bin yıl önce başladı. 8000 ile 5000 yılları arasında ise atmosferdeki nem çok fazlaydı. Her yer ormanlarla kaplı olup dünyada hemen hemen hiç çöl bulunmuyordu. Şimdi ise sıcaklığın arttığı bir dönemdeyiz. Isınmaya bağlı olarak küresel deniz seviyesi de gitgide yükseldi. Son 7 bin yıla kadar çok hızlı devam eden deniz seviyesi yükselimi günümüzde giderek yavaşladı.

Aslında küresel iklim değişimlerinin pek çok önemli nedeni vardır. Bunların bir kısmı dünya dışı kaynaklı iken diğer bir kısmı da dünyadaki okyanus ve karalarla ilgilidir. Güneş ışınmalarındaki değişimler, dünyanın kendi ekseni ve güneşin etrafında izlediği ekliptik yörüngesindeki periyodik değişimler, evrendeki toz bulutları ile göktaşları en önemli dünya dışı etkenlerdir. Atmosfere yaydığı maddeler nedeniyle volkanik aktiviteler, küresel hava akımlarının geçiş yollarında bulunan dağ kuşakları, okyanusal ısı değişimleri, atmosferdeki kimyasal değişim, atmosferin ve yeryüzünün albedosu ile kıtaların hareketi küresel iklim değişimini etkileyen dünya kaynaklı faktörlerdir.

küresel ısınma2

Büyük kıta hareketleri, okyanus akıntılarının dolaşımı ve dolayısıyla ısı transferini yakından etkilediğinden küresel iklim sıcaklığının dengelenmesinde en önemli rolü oynuyor. Örneğin, Meksiko körfezinde dolaşan akıntı sistemi, düşük enlemlerdeki sıcak suyun kutuplara doğru taşınmasına yardımcı olarak yüksek enlemlerdeki bölgesel sıcaklıkların dengelemesine katkıda bulunuyor. Ama aynı bölgede, 3 milyon yıl önce, Panama Kanalı açıkken farklı bir dolaşım sistemi oluştu.

Panama Kanalı’nın tektonik olarak kapanması sonucu değişen akıntı sistemine başka örnek olarak Güney Amerika ve Antarktika arasındaki Drake Boğazı ile Avustralya ve Antarktika arasındaki Büyük Güney Okyanusu boğazlarının açılması gösterilebilir. Belli bir zamana kadar ormanlarla kaplı ve buzulların az olduğu Antartika bu geçitlerinin tektonik olarak açılmasından sonra soğumaya başladı. Panama Kanalı gibi okyanusal giriş yollarının kapanması ya da açılması denizel canlı topluluklarının yaşam ortamlarını ciddi şekilde etkiledi.

the panama canal

Kuvaterner dönemindeki iklim kararsızlıklarında bitkilerin de önemli bir rolü olduğu düşünülüyor. Bitkiler fotosentez yoluyla atmosferdeki karbondioksit ve oksijen dengesine önemli katkı yapıyor. Buzul dönemlerinde ısının düşmesiyle birlikte karasal alanların yüzde 15 daha büyümesi bitkiler için daha geniş bir yaşam ortamı yarattı. Geniş alanları işgal eden bitki toplulukları önemli miktarda karbonun depolanmasını sağladı. Ekvatoral kuşaklarda ve ılık olan düşük enlemlerde genişleyen ormanlar atmosferden daha fazla karbondioksit alınmasına da neden oldu. Bu da soğumayı ve biyolojik kütle miktarını arttırdı. Ayrıca buzul dönemlerinin son bulması sonucu denizlerin ilerlemesi süresince bitki toplulukları su ile örtülerek hem karbon depolanmasına hem de biyolojik üretimi azaltan oksijensiz koşulların oluşmasına neden oldu.

Bir de aslında çok önemli bir konu var ki o da Güneş’in ve Dünya’nın manyetik kutuplarının yer değiştirmesi.

Artist's illustration of Supernova 1987A

Güneş’te bulunan Korono tabakası, Güneş’in ekvatorundan yayılırken Güneş’in manyetik alanının yavaşça dönmesinden dolayı bir elektrik alanı yayar. Bu akım bir amperin 10 milyarda biri kadar, 10 bin km kalınlığında ve milyarlarca km genişliğinde bir alanı etkiler. Kutupların tersine dönmesi sırasında Korona’da büyük dalgalanmalar olur. Bu esnada Dünya bu  manyetik alana girip çıkar ve bu dalgalanmalar gezegenimiz etrafında fırtınalı bir uzay havasına neden olur. Bu durumdan kozmik ışınlar da etkilenir. Diğer uzay olaylarından ve süpernovalardan yayılan parçacıklar neredeyse ışık hızına ulaşır ve bu kozmik ışınlardan Dünya’daki iklim ve bulutlar etkilenebilir.

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından Dünya’nın manyetik alanını gözlemleyen Swarm projesi kapsamında elde edilen veriler, Dünya’nın yüzeyinde 600 bin kilometrelik bir alana yayılan manyetik alanın zayıfladığı ve bunun nedeninin manyetik kutupların yer değiştirmeye hazırlanması olabileceği belirtildi.

Manyetik alanın şiddetinde ve biçiminde oluşan değişiklikler, yüklü parçacıkların atmosfere giriş biçimini etkiliyor. Yeryüzüne ulaşan zararlı ışınımın artmasına neden oluyor. Eğer bu durum atmosferdeki ozonun bozunmasına yol açarsa morötesi ışınımı yeryüzüne daha fazla ulaşacak. Bu olay elektronik alt yapıya zarar vereceği gibi aşırı radyasyon da kanser ve genetik mutasyonlara; zararlı ışınımdaki parçacıklar da iklimde değişimlere sebep olacak. Hatta bazı araştırmacılar, belli dönemlerde canlıların büyük bölümünün soyunun tükenmesini, manyetik kutupların değişim sürecine bağlıyor.

haarp2

Bir de Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı veya kısaca HAARP denilen; ABD Silahlı Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Alaska Üniversitesi tarafından ortak yürütülen iyonosferin özelliklerini ve davranışlarını araştırmak üzere Alaska’da sürdürülen bir çalışma bulunuyor. HAARP projesi kapsamında, iyonosferin ısıtılması yoluyla VLF –çok düşük frekans– dalgaları da üretiliyor. Alaska’daki merkezde, yüksek frekansta radyo sinyali yayınlayabilen toplam 180 adet anten bulunuyor.

Bu fikir, ilk kez Sırp asıllı ABD’li bilim insanı Nikola Tesla tarafından ortaya atıldı. Bu projenin hayata geçirilmemesi için birçok ülkede kampanyalar oldu; çünkü HAARP projesi iklim kontrol, yapay deprem silahı olarak kullanılabilme, zihin kontrolünde kullanılma iddialarından dolayı çok tartışmalı bir konu halini aldı. Bakanlıktan yapılan açıklamada, bu gibi durumlara sebep olmadığı belirtilmiş olsa da iyonosferin yapısının değişmesinin nelere sebep olduğu ve olabileceği hala bilim insanlarınca araştırılıyor.

Bunlar dışında, elbette hepinizin çok iyi bildiği, insan faaliyetleri de küresel ısınmayı ve iklim değişikliğini etkiliyor. Ancak bu değişimler başlı başına sadece insan eliyle gerçekleşen olaylar değiller.

Bizler, doğadaki değişimlerle birlikte uyum içinde yaşamaya adapte olduğumuz ve onunla savaşmak yerine incitmeden doğası içinde sürdürülebilir bir şekilde yaşamasına izin verdiğimiz sürece, birçok şeyin şu anki durumundan çok daha iyiye gideceğini muhakkak göreceğiz.

Başlık Fotoğrafı: Independent
Kaynak: Science Daily, HAARP, YTÜ Doğa Bilimleri Araştırma MerkeziAl JazeeraWikipedia, Yaklaşan Saat