Okuma süresi: 3 dakika

İki denizcinin 20. yüzyıl başlarında Maine’de geçen hikayesini konu alır. Eski bir denizci olan Thomas Wake, adada deniz feneri bekçiliği yapan bir adamdır. Yıllardır adada tek başına bekçilik yapan Thomas’ın yanına ayak işlerinde yardımcı olması için Ephraim Winslow adında bir genç gönderilir. Birlikte çalışmaya başlayan Thomas ve Ephraim arasında çok geçmeden büyük bir iktidar savaşı meydana gelir. Yaptığı işi büyük bir sorumlulukla yerine getiren Thomas, gücünü ispatlamak için tecrübesiz bir genç olan Ephraim üzerinde baskı kurmaya başlar. Ufak bir adada deniz fenerinin içinde hapsolan ve zamanla akıl sağlığını kaybetmeye başlayan iki adam, en derin korkuları ile yüzleşmeye başlar.

Dünya prömiyerini geçen sene gerçekleştirilen 72. Cannes Film Festivali’nde yapan ve burada “Fipresci Ödülü”nün sahibi olan film, ülkemizde ise ilk olarak Filmekimi 2019 kapsamında seyirci ile buluştu. filmin gösterim tarihleri 19 ve 20 Ekim günü saat 23.30’da Rexx Sineması’nda, 21 Ekim günü saat 19.00 ve 21.30’da ise City’s Nişantaşı’nda gerçekleştirildi. Şu anda online platformlarda izlenebilir konumda gösterimi devam ediyor. Film, 35mm filmle ve siyah-beyaz çekildi.

Yazının bundan sonraki bölümü The Lighthouse ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.

Usta denizci fırtınada belli olur.

Hikayenin tam olarak neyden ilham alınarak yazıldığı hakkında net bir bilgi yok. Bazı yerler Edgar Allan Poe’nun Denizfeneri öyküsü olduğunu, bazı yerler bir zamanlar denizci Thomas ve denizci Thomas arasında geçen yaşanmış bir hikayeden esinlendiğini yazıyor. Kısacası hikayenin nereden esinlenerek yazıldığı hikayenin kendisi kadar karmaşık durumda.

Karakterler için kullanılan motiflere gelirsek eğer; yaşlı denizci için dalgalanan, dalgaları yüzünden sürekli form değiştiren, durulan, yükselen, fırtınalarla karakteri değişen denizin simgesi aynı zamanda değişken ve dönek anlamına felen protean kelimesinin kökü olan deniz tanrısı Proteus’u, genç denizci içinse bilgi ateşinin hırsızı Prometheus’u simgelediğini düşünüyorum. Deniz fenerini saf bilgi olarak düşünürsek ve yaşlı adamın filmin başında deniz fenerine hakim olduğunu hatırlarsak bu düşüncelerimi anlamak için Proteus; geçmiş, şu an ve gelecek de dahil olmak üzere her şeyi bildigini ve Kahinsel yetileri oldugunu ama bildiklerini açıklamayı sevmediğini öğrenmemiz yeterli olacaktır. Ayrıca esir alan kişi onu hızlıca yakalarsa, o ana uygun şekline döner, istenen cevabını verir ve denize dalardı. Ve mitolojiye göre verdiği cevap en güvenilir hakikat olurdu. Filmde bu durum Thomas’ın yani Proteus’un finalde köpek formunu alması olarak kendini gösterir. Akabinde de hakikati söyler zaten. Prometheus’un hikayesi ise senaryoyla birebir eşleşiyor. Prometheus spiral şekilde dönerek yükselen dağa (olympus=deniz fenerinin gövdesi) tırmanıyor. Yasak olan ışığı deneyimliyor ve cezasını da martılarca diri diri yenilerek çekiyor. Yönetmen Eggers filmle ilgili bir röportajında bu iki mitolojik kahramana direkt referans da veriyor. Bütün bu referansların yanında deniz feneri aslında bir fallus sembolü. Fallus ise iktidarlık simgesidir. Arkeoloji terminolojisinde penis biçimli yapı ve nesneler için de kullanılır. Yönetmen filmden bahsederken: “İki adam bir fallusun içinde baş başa kaldıklarında olaylar pek de iyi gitmez” diye bir cümle de kurmuştur. Yani bu aslında bütün ilkelliğiyle iki erkeğin sürüdeki liderlik için kavgasına da dönüşüyor. Hatta ikisinin arasındaki romantik sahneyi bu gözle düşünürsek hayvanlar ailemindeki iktidarı belirlemek için yapılan çiftleşmelere benzetebiliriz. Hayvanlar ailemi ile birleştikleri tek yer burası değil. Tek bir martı sürekli Tommy’yi takip ediyor ve rahatsız ediyor. Bir sahnede Tommy’ye saldırmaya çalışınca Tommy martıyı yakalayarak onu eliyle su deposuna çarpa çarpa öldürüyor. İşte buradan sonra film sürekli fırtınalı havada devam ediyor ve başka olumsuzluklar da yaşanmaya başlıyor.

Cinayet sahnesinden hemen önce Thomas (yaşlı denizci), Tommy’yi(genç denizciyi) martı öldürmemesi konusunda ciddi şekilde uyarıyordu ancak kölelik ahlakına sahip olan Tommy yavaş yavaş efendi Thomas’ın buyruğundan çıkmaya başlıyor ve ilk olarak da kendisini rahatsız eden bir martıyı öldürüyor. Martının ölümünden sonra artık daha çok iktidarı eline alan Tommy olmaya başlıyor.

‘İyi kaptanlar karada konuşur, en iyi kaptanlar ise denizin ortasında fırtınada konuşurlar.’

Film tüm bu konuları genel olarak Winslow’un penceresinden işlerken bize de neyin gerçek neyin hayal; neyin doğru neyin yanlış olduğunu sorgulatıyor ve yer yer bunu yaparken de bizi psikolojik anlamda da ürpertiyor, sarmalıyor. Dev dalgalar, tablo gibi kareler, ani kontraslar birbirinden tiyatral ve doğaçlama oyunculuklarla birleştiğinde ortaya kusursuz bir sanat çıktığı aşikar. Willem Dafoe bu filmdeki performansıyla kesinlikle kariyerinde zirveyi görüyor. Bazı sahnelerde okuduğu şiirvari beddualar, öfke patlamaları, jest ve mimikleriyle adeta ekranı ateşe veren Dafoe’ye Robert Pattinson da hiçbir şekilde altta kalmayarak destek veriyor. Film bittiğinde dahi uçuşan martıların çığlıklarının, deniz fenerinin çıkan o sesinin ve göz kamaştırıcı ışığının etkisini hala hissediyoruz. The Lighthouse, hiç kuşkusuz bu yılın ve belki de birçok insan için 21. yüzyılın en iyi filmleri arasına girmeyi başaracak gibi gözüküyor.

Lighthouse/deniz feneri
1s 49dk / Kozmik Korku, Gerilim
Yönetmen: Robert Eggers
Oyuncular: Robert Pattinson, Willem Dafoe, Valeriia Karaman
Ülke: ABD, Kanada
Renk: Siyah beyaz

Kaynak: www.filmelestirisi.com, https://m.imdb.com