Geçtiğimiz kış Ankara’da düzenlediği indoor eventlerle kendine yer edinen Magic of the Chaos organizasyonundan merak uyandıran bir etkinlik daha geliyor. 26 Ekim Cuma akşamı başlayıp 28 Ekim Pazar günü sona erecek bu psychedelic müzik ve sanat etkinliğine Olimpos’un gözde event mekanlarından Bayblon Town ev sahipliği yapacak. Olimpos’un mistik ruhuna uygun tasarımıyla bizleri konuk  edecek mekan, indoor ve outdoor alanıyla bir sonbahar etkinliği için biçilmiş kaftan.

Bu mevsimde oralar nasıl olur?

Ekim ayında bu mucizevi toprakları hiç ziyaret ettiniz mi bilmiyorum. Eğer ettiyseniz Olimpos’un en keyifli tarihlerinin bu tarihler olduğunu gözlemlemişsinizdir. Yazın ne yazık ki hem çok sıcaktan hem de kalabalıktan havadaki iyileştirici gücü özümseyebilmek pek mümkün olmuyor. Ama ekim öyle mi? Havadaki meltemle şarkı söyleyen bilge ağaçlar ruhunuzu okşar, dağların enginliği içinize dolar. Salıverirsiniz tüm negatif duyguları. Uçsuz bucaksız denizde bir damla olur karışırlar döngüye. Sonra bir de serin gecesi vardır bu zamanların. Tıpkı bilinçaltı gibi… Derinleştikçe aydınlanır, ısınır. Ay ışığı ise ruhları görünür kılan bir lamba gibi aydınlatır etrafı.

Ben cadı mıyım da Cadılar Bayramı kutlayacağım?

Bizler, kültürel her ögede bir pazar alanı görülen çağın müşteri çocuklarıyız. Ne biz kökenlerimizle aynıyız, ne de Cadılar Bayramı… Mesela her birimiz her gün defalarca cadılık, büyücülük yaparız da farkına bile varmayız. Diş macunlarımızdaki florürden mi desem bugün mavi ışığı biraz fazla mı kaçırdım desem bilemedim. Oysa bir büyüdür yaratmak. Bir an yoktu, şimdi var oldu. Hey, zihinlerimizde bir evren yaşıyor! Kapat gözünü, karanlığa alışınca aydınlanıverir etraf. İnce gümüşten kordonunu biraz sal, göreceksin ‘evrensel’ kelimesinin aslında ne demek olduğunu.

Kaynak

Diyorum ki, ortak bilinçte bir sen var, sende bir ortak bilinç… Aç gözünü ve uyan seni beş duyuya indirgeyen rüyadan. Aradığın ‘anlam’ değil mi? Bilginin peşinde değil miyiz topyekün? İşte, orada duruyor ulu ağaç gibi. Uzan ve al. Belki o zaman köklerimizden öğrendiklerimizle yeniden evrilir, yeni bir dünya yeşertebiliriz. Mesela, her insanın birer süper kahraman olduğunu öğrenirsin o köklerden. Gücün birilerine ait olmadığını, gücün her birimizin içinde tek tek ışık gibi parladığını öğrenirsin. Salt var olmanın verdiği enerjiyle bile neler yapabileceğini gördüğünde şaşarsın. Orada tinsel bir görüşle dünyayı seyreden ve onun parçası olan evriminin ilk hallerini görürsün. Bitkilerden sihirler yapan, ellerindeki enerjiyle hastaları iyileştiren süper insanlar…

Biraz bakın etrafındaki bu süper insanlara. Paganik kökeniyle Keltleri de bulacaksın orada bir yerlerde. Şimdilerde tam zamanı. Yakında Samhain Festivali ile son hasadın bitişini, doğanın döngüsünün ölümü gösterdiği zamanın gelişini kutlayacaklar. İşte Cadılar Bayramı’nın kökenini de bu festival oluşturuyor. Samhain kelimesi hem Eski İrlandaca’da yazın sonu demek hem de ölülerin tanrısının/tanrıçasının adı. Keltler 29, 30 ve 31 Ekim tarihlerinde kurbanlar vererek Samhain’in yeryüzüne inmesini sağlarlar. Samhain ise ruhlar alemi ile yaşayanların dünyası arasındaki perdenin en ince olduğu 31 Ekim günü ölüleri mezarından kaldırır. Böylece Sessiz Gemi’yle giden her yolcu geri gelir.

Kaynak

“İyi de insan neden ölümün gelişini kutlasın? Yaşam değil midir hep kutsanan? Hem herkes kendi dünyasında yaşasın canım! Özgürlük başkasına zarar vermeden istediğini yapabilmek değil miydi? Biri uyarsın şu ölüleri yoksa polis çağıracağım. Bu Samhain de basbaya şeytan işi. Ayol siz satanist misiniz yoksa? Yakın şu cadıları!”

İşte tek tanrılı dinlerin yayılgan bünyesi de Paganizm’e pek hoş bakmadı. 7. yüzyılda Papa 13 Mayıs’ta kutlanan Azizler Günü’nü 1 Kasım’a taşıyarak, Azizler günü Arifesi’ni yani 31 Ekim’i de kutsal kabul etti. Buradaki amaç 31 Ekim’de yapılan pagan Samhain Kutlamaları’nın Hristiyan Azizler Günü Kutlaması potasında eritilerek dejenere edilmesidir. Buyrun. Yeni ürünümüz: Halloween. Marketlerde sadece 9.99’a! Ancak bu kültürel yayılmacılık yetmedi. Her ne kadar paganizm köklerinden koparılsa da büyü, bilge kadınlar tarafından devam ettirildi.

Peki ya bu kadınların hepsi kötü müydü? Dark side koridorlarında gezinip, kötülüğün uşaklığını mı yapıyorlardı? Tabii ki hayır. Kimsenin kötücül kahkahalar atarak dünyayı yok etme gibi bir çabası yok sanırım. Bu kadınlar şifacıydı, bu kadınlar enerjinin gücünü biliyordu. Bu kadınlar ağızdan çıkan sözün önemine hakimlerdi. Çünkü bu kadınlar yayılmaması için yazılmamış ‘bilgi’ye hakimlerdi. Karanlık ölümdü, aydınlık yaşam. İkisi birbiriyle sonsuz bir dans halinde var ettiler bu evreni. Ne zaman kilise şifacılara öcü dedi, o zaman başladı karanlığın üvey evlat ilan edilme dönemi. Oysa şeytan değildi sihir yapanlar. Sadece sopayı tutan ve bilgiden örülmüş bir ip vardı arada. Ancak bu durum kilisenin hiç de işine gelmiyordu. Sonuç, binlerce kadının yakılarak öldürülmesi oldu. Böylece bir yandan pagan dinlerdeki eşitlik anlayışı da tek tanrılı dinlere kurban gitti. Bu kaybedilen eşitlik; hem karanlık ile aydınlığın eşitliğiydi, hem kadınla erkeğin eşitliği. “Hayır.” dedi kilise. “Siz eşit filan değilsiniz. Siz aşağısınız, ben yukarı. Bana yakın olan, diğerinden daha yukarı… Tek gerçek bu. ”

Sonra burjuva çıktı ortaya. Dedi ki, “Hayırdır sana kilise? Seni düelloya davet ediyorum.” Kurşunun kilisenin şakağında patlaması üzerine güç yeniden paylaşıldı. Cadılar ise gölgelerde gizlenerek sürdürdüler seyr-i alemi. Burjuva yedi yedi şişmanladı. Doydu mu? Doymaz. Balık gibi çok yiyince ölmüyor da bu. Bakındı yiyecek azalıyor, kötü kokuyor diye yiyemediğine seslendi: “Hey, tüm ötekiler! Çıkabilirsiniz kovuklarınızdan. Söz zarar vermeyeceğim. Zaten tadınızı sevmiyorum.” Bu bir güvence sözleşmesiydi. Cadılar, büyücüler, devrimciler, sanatçılar… Her kim varsa karanlıkta kendini gösterdi aydınlıkta. “Ahde vefa edeceğim.” diyen yeni güç tekeline inandılar. Tek bilmedikleri Burjuva’nın elindeki sihirli tozdu. Ne işe mi yarıyor?  Bizimki, bu tozu kötü kokan yiyeceklere serpince o yiyecekler mis gibi kokmaya başlıyor. Adı monosodyum glutamat’. Tanıdık geldi mi? Neyse masal ya bu, ötekiler aydınlıkta yüzlerini gösterdiği anda boca ediverdi tozu üzerlerine. Burjuva’nın bir anda ağzının suları akmaya başladı. Ötekilere döndü ve seslendi: “İşte şimdi leziz kokuyorsunuz. Korkmayın, midemde yaşamaya devam edeceksiniz.” Ötekiler Gargamel’den kaçan şirinler gibi koşturmaya başladı ama ne fayda. Burjuva yedikçe acıktı. Dünyada kimse kalmayana kadar yedi. O kadar çok yedi ki midesinde yeni bir dünya kuruldu. Artık tüm insanlık onun midesinde yaşıyor. Böylece Burjuva açlık sorununu da çözmüş oldu. Midesinde her gün doğan binlerce çocuk onu doyurmaya yetiyor. Bazen insanlar kendi aralarında savaş yaptıklarında midesi ağrıyor ama bir mide hapı alıyor. Savaşan herkes ölüyor.

“Peki insanlar neden isyan edip dışarı çıkmaya çalışmıyorlar?” diye düşünebilirsiniz. Burjuva’da binbir çeşit toz var. Her gün bir yemek kaşığı ‘insana unutturan tozu’ndan içiyor. Midesinin sularıyla tüm insanlığın beynine karışıveriyor bu toz. Kimse hatırlamıyor aslında bir midenin içinde yaşadığını. Gerçek yalan oluyor, yalan gerçek. Mesela bu yalanlardan bir tanesi de Samhain Festivali’nin kötücül bir kutlama olduğu. Keltler döneminde Samhain Festivali, ölümün günü olmakla birlikte aynı zamanda kutsal bir gündü. Bir bakıma kış mevsiminin Hıdırellez’iydi. Bir kehanet günüydü. Tüm perdelerin ince olduğu bu tarihte cadılar ölmüş bilgelerden öngörüler elde etmeye çalışırlardı. Bu tarihte evlilikler yapılır, bir yandan ölüm kutsanırdı. Aynı zamanda insanlar öbür dünyaya göçmüş sevdikleriyle görüşebilmeyi umarlardı. Halloween’da gerçekleştirilen kostüm giyme, büyük ateşler yakma, balkabağı oyup içinde mum yakma gibi tüm ritüellerin kökeni de işte bu Samhain Festivali’ne dayanmaktadır. Günümüzde ise bu ritüeller sekülerleşip, içi boşaltılmış Cadılar Bayramı kutlamalarıyla bir pazar aracı olarak kullanılmaktadır.

“Madem son durum bu, biz neden kutlayalım?” sorusu akıllara düşecektir. Aslında içi boşaltılan ritüeller değil, biz insanlarız. Bu döngü tarihini, anlamsız bir tüketim etkinliğinin tüketicileri olarak kutlamak da bizim elimizde, doğayla bütünleşip içsel bir görü kazanma yolunda meditasyon biçiminde kutlamak da. En başta dediğim gibi, kökenleri bulduğumuzda oradan kendimize başka bir evrim süreci yaratabiliriz. O yüzden Magic of The Chaos’un bu buluşmasını doğaya ve döngüye adanmış bir etkinlik olarak düşünebilirsiniz. Tıpkı Keltlerin yaptığı gibi, kışa girmeden önce son bir kendini sorgulayış zamanı… Evrenin içindeki yerini düşünerek kendini tanıma fırsatı. Psychedelic müziğin günün anlamıyla örtüşen soundlarında iki gözün kapalı görme fırsatı… Zihninin karanlık koridorlarında tıkanıklıkları bulup onları bir ışığa çevirme fırsatı… Dansın dışavurumsal birlikteliğinde paylaşmanın büyüsünü deneyimleme fırsatı… İşin özü, ne bulmak istiyorsan onu bulacağın yol bu.

Yani bundan sonra görebilecek miyim doktor bey? Tabii ki geliyorum. Peki bize müzikleriyle kimler şamanlık yapacak?

Magic of the Chaos’un adındaki sihirli dünyada live actleriyle bize eşlik etmek için iki yabancı konuğumuz var. Biri Yunanistan’dan Sishiva, diğeri ise Almanya’dan Lunatic İnsomnia. Olimpos’un ve Cadılar Bayramı’nın ruhuna uygun dark psy soundlarıyla bizlerle olacaklar. Üstelik Lunatic İnsomnia’yı ilk defa ülkemizde ağırlayacağız. Türkiye’den canlı performanslarıyla gecemizi renklendirecekler ise Erf, Saki ve Aslandj ile Ozan Çelikel birlikteliği. Ayrıca line-up’ta Ben Ahir, Holymania, Negma, Anarchia gibi bizi psychedelic müziğin farklı bpm’leriyle buluşturacak on altı dj’in daha ismi bulunuyor.

Başka başka neler var?

Annelerinin sözünü dinlemeyip ateşle oynayanlar var. Fire Of Soul, Flow Colony, Sound Of Fire, Shaman Show ve Shirinbaba ateş şovlarıyla bizlerle olacaklar. Şaka bir yana, ateş de tıpkı karanlık gibi tehlikeli arzedilip ondan uzak durmamız öğretilmiştir. Oysa ateş de tıpkı karanlık konusundaki gibi bir yanılsamadır. Ateşin ruhu da  diğer her ruh gibi zarar vericiliği ve iyileştiriciliği bünyesinde barındırır. Biz nasıl bakarsak, öyle bir oluşa bürünür. Bu birbirinden değerli sanatçıları izlerken ateşi belki de daha önce hiç tatmadığınız bir içsellikle göreceksiniz.

Görsel sanatlar alanında emek verecek sanatçılar Beril Tezel, İpek Seta, Damla Kumul, Jabi Stultitia ve Mert Özgüner. Dekorasyonu ise Magic of the Chaos ekibi kendi üstleniyor. Bu Festivali ölümsüzleştirmek adına İpek Seta, Özgür Dinler, Mehmet Kılıç etkinlik boyu fotoğraf makineleriyle bizlerle olacaklar. Video çekimi ise Berke Mehmet Özger ve Burak Avşar’a ait.

Nasıl bilet alırım?

Gönül ister ki bu buluşmalar ücretsiz olsun. Yaşatmak istediğimiz ruha yakışmıyor çünkü para. Ancak olmuyor. Takdir edersiniz ki bu çapta bir etkinlik düzenleyebilmek belli miktar para harcanmasını gerektiriyor. Dolayısıyla her şey gibi bunu da bölüşüyoruz. Bu sayede katılımcılar olarak emek ortaya koyamasak da para koyarak böyle bir buluşmanın gerçekleştirilebilmesini sağlamış oluyoruz.

İlk dönem indirimli biletleri tükenmiş durumda. Ekim ayının 10’una kadar ikinci dönem avantajlı biletleri 150 TL’den temin ederek bu buluşmanın bir parçası olabilirsiniz. Olmadı ayın 25’ine kadar 175 TL’lik üçüncü dönem biletlerine ulaşabilirsiniz. Kapıda ise bilet fiyatı 200 TL olarak belirlenmiş. Bilet satın almak için event sayfasındaki telefon numaraları üzerinden organizasyonla iletişime geçebilirsiniz. Son olarak, bu etkinlikte Almanya ve Gürcistan misafir ülke olarak belirlenmiş. Bu iki ülkenin vatandaşları pasaportlarını sunarak ücretsiz giriş sağlayabilirler.

Ne dersin, birlikte içinde yaşadığımız mideden çıkıp kökenlerimizdeki büyülü evrene gidelim mi? Olimpos seni bekler.