Mamma Mia ile yeni umutlara yelken açma zamanı çoktan gelmişti nitekim. “Ben müzikalden anlamam.” Yahut, “Hiç sevmem, her dakika şarkı söylüyorlar.” diye söylenip bir yandan da “Nerede o eski günler, ah 70’ler.” diyen güruhtansanız: overlokçu ayağınıza geldi hanımlar, beyler. Hem size keyifli anlar yaşatacak hem de kendinizi bir anda; “Nereye gitti gençlik heyecanlarım?” bunalımına sokacak bir müzikal ile karşınızdayız: “Mamma Mia 2 – Yeniden Başlıyoruz.”

Mamma Mia ve Orijinal Hikaye

Öncelikle ilk filmden bahsedelim, malum hala izlememiş olanlar mevcut. O arkadaşları ilerleyen zamanlarda ayrıca kınayacağız. 2008 yapımı filmde kimler yok ki; Meryl Streep, Colin Firth, Pierce Brosnan, Christine Baranski, Julie Waters, Stellan Skarsgård, Amanda Seyfried, Dominic Cooper ve her anı şölene çeviren koro ekibi. Yönetmen koltuğunda ise “Demir Leydi” filminden de tanıdığımız Phyllida Lloyd oturmuş durumda. ABBA’nın en bilindik şarkılarından öğütülüp, oyun yazarı Catherine Johnson’in kalemi ile harmanlanmış hikayemizde Meryl Streep’in canlandırdığı Donna karakterinin ve kızı Sophie’nin bir yunan adası olan Kalokairi’de gecen hikayesine şahit oluyoruz.

Donna ve Dynamos

Evlenmek üzere olan muzip Sophie, babasının kim olduğunu bilmemektedir ve en büyük hayali evleneceği gün koridorda babası ile yürümektir. Bir gün annesinin eski günlüklerini karıştırırken, potansiyel üç babası olduğunu fark eder ve hepsini gizlice düğününe çağırır. Ne hikmetse bu üç adam da Donna’nın kendilerini çağırdığını düşünerek yirmi yıl sonra adaya geri dönerler. Donna ise o sırada olan bitenden habersiz şekilde sahip olduğu oteli kıt kanaat geçindirmekte, zengin koca hayalini kurmakta ve eski grubu olan Donna ve Dynamolar’un diğer iki üyesi Rosie ve Tanya’yi beklemektedir. Bir yandan kızına düğün hazırlığı, bir yanda hortlayan eski sevgililer, son olarak da Voltran’ı oluşturduğu iki arkadaşıyla beraber hikayenin içinde kalp kırıklıkları ve umutla yuvarlanıp giderler. Bize de “Ben bir mesaja geri cevap alamazken, olanlara bak.” Diye mırıldanarak, izlemek düşer.

Donna ve Dynamos – Dancing Queen

Müzikleri ve lirikleri hikayeye göre tekrar düzenden geçerken, ulvi görev Benny Andersson ve Bjorn Ulvaeus’a emanet ediliyor. Meryl Streep’in oyunculuğu, yunan adalarının manzaraları  dile bir nebze olsun ABBA hayranı olan – hangimiz değil? – kimsenin kaçırmaması gereken bir şölen olarak önümüze sunuluyor. 1999 senesinde ise West End sahnelerinde hayatına başlayan müzikal; Amerika’dan tutun da Rusya’dan Almanya’ya, Danimarka’dan Finlandiya’ya, dünyanın bir çok yerinde kendisine sahne buluyor. Küçük bir not olarak; sahne versiyonu ile film versiyonu arasında majör olmasa dahi farklılıkların mevcut olduğunu belirtmekte fayda var.

Mamma Mia Tekrar, Tekrar ve Tekrar

Mamma Mia 2 – Ruby, Sophie ve Sky

Serinin ikinci filmi olan Mamma Mia 2 – Yeniden Başlıyoruz ise on sene sonra beyazperdede gururla yerini alıyor. Hikaye ise ilk filmin üzerinden beş sene sonrasında geçiyor. Bu sefer hikaye, oteli devralan Sophie’nin çabalarına, evliliğindeki problemlerine şahit olurken’ Donna’nın biraz önce bahsettiğimiz her biri diğerinden etkileyici olan üç potansiyel babamızla nasıl tanıştıklarını ve ilişkilerini ele alıyor. İlk filmde aklımıza takılan bazı sorulara – Nasıl bir kadınmış ki bu adamlar adaya geri dondu onca seneden sonra? – cevap almış buluyoruz. İlk filmdeki ekibe bu sefer Lily James, Jeremy Irvine, Hugh Skinner, Alexa Davies, Jessica Keenan Wynn, Josh Dylan katılıyor. Ancak filme katılan asıl büyük toplar Andy Garcia ve Cher oluyor. İkilinin sahnelerini izlerken koltukları heyecan kemirmeyi tavsiye etmiyoruz, görevliler ile sıkıntılar yaşanması mümkün oluyor.

Mamma Mia – Tanya, Rosie ve Donna

İlk filmde yer alan bazı şarkılara, daha önce yer almamış başka ABBA şarkıları eşlik ediyor. Bu sefer ise yönetmen ve yazar koltuklarında bir çok romantik komediye başarıyla imza atmış olan Ol Parker oturmuş durumda.

Kalokairi adasına tekrar davet edilirken: geçmişi ve günümüzü bağlayan hikayeleri, en ufak kararların neleri değiştirebileceğini fark ederken; bir Donna Sheridan klasiği olan “Hayat kısa, dünya büyük ve ben yeni hatıralar yazmak istiyorum.” Cümlesinin etkisine kapılıyoruz. İlk filmdeki ayakları yere basmayan, uçuşan kumaşlarla sarılmış misali geçip giden hikaye örgüsüne nazaran yeni filmde yer yer olduğumuz yere çakılıyor, yer yer iç geçiriyor, yer yer ise kendimizi bir havai fişeğin üzerinde buluyoruz.

Hayat Yaşamaya Değer

Rosie, Tanya ve Sophie

Mantık ve senaryo hatalarına rağmen izleyicinin hala şansı olduğuna, hala hayattan keyif alabileceğine olan inancını arttıran Mamma Mia serisi; günümüz koşullarında romantizmden tutun da kariyerden, aile ilişkilerine kadar her köşe başında pesimizmi bulabilen bizlere, risk almayı ve hayatı nezaketle, mutlulukla, biraz da çılgınlıkla yaşamayı hatırlatıyor.Filmlerin hikayelerinden özellikle kaçındığım, bu kısa tavsiyevari yazımdan sonra sizleri bilgisayarlarınıza ve en yakın sinema salonlarına, dondurmalarınıza sarılıp yakın arkadaşlarınızla felekten bir gece çalmaya davet ediyorum. Ardından da film müzikleri albümlerini tekrara alıp almamak size kalmış. Aşağıya sakince bırakıyorum.

“Yapabiliriz. Eger ki biraz olsun cesaretimiz olursa.” *
*Alıntı küçük bir revizyonla bu yazıyı okuyan herkese hitap edilmiştir.