Binlerce seçenekten bir tanesini seçme fikri çıldırtıcı, hem de kabaca geri kalan hepsini dışlama şartını da içeriyorsa!

Hiçbirimiz öngöremediğimiz bir yola girerken güçlü pek çok seçenekten hangi yolun bizi daha iyi temsil edeceğine emin olamıyoruz, bu da böylesi hayatın ilk kavşaklarından birini yaşayan genci başında zaten binlerce mesele yokmuşçasına çıldırtacak derecede kaygılandırmaya yetip artıyor.

Bu genç kararını bireyselliğine geçmek için çabaladığı çocuk ve yetişin arasındaki rol karmaşasını yaşadığı ve sorumluluk, karar ve insiyatif alma pratiği görece en az olan dönemde, binlerce hayalinin arasında gözüken pek çok seçenek arasından nasıl verecek?

Bunun sınavı var, sınavı bitiyor daha zoru meslek seçimi ve o anki muhtemel algısıyla “hayatının geri kalanını yönlendirdiği kritik kararı” var, “ya pişman olursam?”ı var…

Kaygı ise baş edilemeyince kişiyi ketleyen, hasta değilken hasta eden, performansını düşüren, hareket alanını kısıtlayan hatta bazen dona kaldırıp zaman kaybettiren bir durum. Burada şunu sormak gerekiyor; kötü olan kaygı mı yoksa onun neyi işaret ettiğini bulup çözme yoluna gitmeyen ve yanlış kararlar alma riskine genci bir adım daha yaklaştıran diğer şeyler mi?

Diğer şeyler çeşitlendirilebilir; kaygının bulaşıcılığı, kişilik yapısı, gencin aileyle çatışmalı olduğu bu yıllarda çatışmasız ve güvenilir olan danışacağı bir diğer tecrübeli yetişkin figürünün eksiği, çağımızın “sınanma, yarış ve hayatta kalmak” üzerine beslediği atmosferi ve dikte ettiği sloganları, gencin gelişim dönemi gereği içinde bulunduğu diğer kendilik görevleri ve rolleri ile bu iki kritik zamanın çakışması durumu, gelişen belirsizlik algısı, gencin güçlü ilgi alanları olması ve hangisini seçip bu seçim sonucu hangilerinden vazgeçeceğini muhasebe etmesi durumunun yarattığı gerilim ve hayal dünyasından çıkılıp gerçek dünyaya atılan sevimsiz o ilk adımlar, suyun soğuk gelmesi, atmosferin güvensiz olması, bunca görevin ebeveyn ve çocuğu irkiltmesi ve daha binlerce şey.

Yapılan bir çalışma insanların 40 yaşından sonra yeni kariyerler çizip yeni yollardan ilerlediğini ve hayatlarını kazandığını saptamış, bu uzun süre haberlerde yer almıştı. Haberler “Çoğu kişi okuduğu mesleği yapmıyor.” diyordu. Meslek seçimi kesin bir sınır değil bunu cebimize koyalım, tabii ki önemini de unutmadan.

Ayrıca meslek seçimi sadece Ösym tercih kılavuzunda tek yol sunucu yoksa gerçek dünyada bu işler böyle ilerlemiyor. İlgi alanlarınızı dışlamak zorunda değilsiniz, pek çok şeyi bir arada yapabilirsiniz, kendinize daha akışkan sınırlar çizebilirsiniz, deneyip yanılabilir ya da vazgeçebilirsiniz. İsterseniz okula başladıktan sonra çift ana dal ya da misafir öğrencilik, gönüllü stajlar, çeşitli workshoplar, dikey geçiş, yatay geçiş vesaire hepsini yapmaya mukaddersiniz. Önce sınırlı gözüken sınırsızlıklarınızı görmek için çabalayın ve kaygının sizi tetikleyip bambaşka bir versiyonunuza çevirmesine izin vermeyin, hayatı çekilmez kılmayın; gerekirse yardım alın.

Sınava hazırlık dönemi ve ardından gelen meslek ve okul seçimi çoğu aile ve genç için hayatlarındaki en kritik ve stresli dönemlerden biri olarak listede yerini alıyor, hayat birkaç ay ya da yıl da olsa çekilmez bir hal alıyor. Bu gibi durumlarda ilgili ruh sağlığı uzmanlarından randevu alıp -ki bunlar psikolog ve psikiyatristlerdir- daha fazla semptomoloji geliştirmeden, enerjinizi kaybetmeden hayatınızı genişletebilirsiniz.

Daha az zorlayıcı ve köşeye sıkıştığınızı hissettiğiniz günler dilerim. Unutmayın, zaman geniş bir kavram ve siz henüz yolun başındasınız 🙂