Yokuş Aksanı, Mizgin Bulut’un ilk öykü kitabı. Kitap içindeki öyküleri, bu bilgiyle, bir müddet sonra şaşırarak okumaya devam ediyorsunuz çünkü öykülerin her biri ilk öykü kitabı nitelemesi yapılmayacak kadar nitelikli. Fakat bu nitelikte bir öykü kitabı da gayet yerinde bir bütünlükle ilk kitap olabilir elbet. Yokuş Aksanı kitabında olduğu gibi.

Mizgin Bulut ile Yokuş Aksanı odağında, edebiyata, hayata, yaşamımıza, kaybettiklerimize ve umutlarımıza dair çok güzel bir söyleşi gerçekleştirdim. Kitabı mutlaka tavsiye ediyorum zaten, söyleşimizi de okumadan yanından geçip gitmemeniz dileğiyle buraya bırakıyorum. Buyurun lütfen.   

Aynur Kulak: İlk olarak edebiyatla olan bağınızın / temasınızın nerelere uzandığını merak ettim öykülerinizi okurken. Ailede hikaye anlatıcılığı çok iyi olan birini dinleyerek büyüdüğünüzü düşündüm ya da doğup büyüdüğünüz toprakların hikaye yapısı kurma geleneğinin sizde bıraktığı iz düşümleri miydi okuduğumuz öyküler?

Mizgin Bulut: Edebiyatla ilk temasımın hikâye dinleyerek başladığını söyleyebilirim. Sonrası kendimi bildiğim ilk andan itibaren okuyarak gelişme gösterdi. Beni iyi kitaplarla tanıştıran öğretmenlerim oldu. Bu öğretmenlerden birinin babam olması yönünden kendimi şanslı sayıyorum. Aynı zamanda yalnız kitaplar değil bulduğum her şeyi okurdum. El ilanları, takvim yaprakları, ders kitapları… Hatta en çok, babamın kendi öğrencilik yıllarında kupon biriktirip aldığı ansiklopedileri büyük bir iştahla okuduğumu hatırlıyorum. 

Öykülerin oluşumuna gelecek olursak tamamıyla bahsettiğiniz geleneğin bir izdüşümü olduğunu söyleyemem ama onun birçok etken içinde en büyük pay sahibi olduğunu söyleyebilirim. 

Aynur Kulak: Yokuş Aksanı ilk öykü kitabınız. Kitap hiç okunmamış on iki öyküden mi oluşmakta yoksa çeşitli mecralarda zaman içerisinde yayınlanan öykülerinizi mi okuyoruz? Öyküleri seçerken nasıl bir yol izlediğinizi de soracağım çünkü on iki farklı öykü okumamıza rağmen, konu, anlatım, dil ve hissettirdikleri itibariyle öyküler bir bütünlük duygusu da uyandırıyor. 

Mizgin Bulut: Büyük çoğunluğu yayımlanmamış öykülerden oluşuyor. Birkaçı daha önce çeşitli dergilerde yayımlanmıştı fakat dosya hazırlanırken her biri farklı zamanlarda ve mekânlarda yeniden kuruldu. 

Öyküler, biçimsel olarak bütünlük duygusu vermesinden ziyade hissettirdikleri yoğunluk açısından böyle görünüyor olabilirler. Tam da bu nedenle öyküleri seçerken dikkat ettiğim meselelerden biri duygu yoğunluğuydu. 

Aynur Kulak: Deveoğlan öyküsüyle kitaba giriş yapıyoruz. Sıradan tanımlaması yapacağımız şekilde başlayan öykünün bitişinde duvara çarpıyoruz. Sahibinden Satılık’ta da bu oluyor. Veya Makasla Yürümek’te de. Ben Değil Bağrıma Bastığım Taş Kara öyküsünde de. Aslında tüm öykülerde bir durumu veya sıradan bir olayı aktararak başlıyorsunuz fakat katmanları belki de ulaşamayacağımız yerlere inen insani durumlarla, hikayelerle yüzleşiyoruz. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir meselesi odağında yüzleşmemiz gerekenlere mi değinmek istediniz?

Mizgin Bulut: Özetle öyle olduğunu söyleyebilirim. Hayatımızda da sıradan bir şey bir anda karmaşaya dönüşebilir. Tam aksi de mümkündür. Çoğunlukla yüzleşmemiz gereken meseleye gelene kadar yaşadıklarımıza odaklanmaya çalıştım. Sizin de söylediğiniz gibi görünen dışında bir şeylerin farklı  işlediği, devindiği ve bazen bunu fark etmenin zaman aldığıdır. Öyküler de biraz bu minvalde ilerledi. 

Aynur Kulak: Yukarıdaki sorudan el alacak olursam; öykülerinizde derin bir şekilde (derinlerde bir yerlerde de denilebilir) kaybetme ve yas tutma hissiyatının peşimizi bırakmadığı gerçeği var. Kaybetmiş olma gerçeği, yas duygusunun peşimizi bırakmayışı, tüm bu duyguları yaşarken bir de ifade edemiyor olma hali  yokuş aksanı dediğiniz durumu mu oluşturuyor? Dilde oluşan fakat aynı zamanda dile de gelemeyen duygular silsilesi mi yokuş aksanı?

Mizgin Bulut: Çeşitli tanımlar yapılabilir, konumlandırılabilir elbette. Bu yüzden yas, kayıp gibi durumlarda hissettiklerimiz ortak bir dil oluştursa da bunu göğüslemekte, kabullenmekte ya da kabullenmemekte her birimiz ayrı bir aksan tercih ediyoruz. Dünyaya aynı dil ekseninden bakarsak herkesin içindeki aksanın ayrı işlediği gerçeği her zaman bizimle.

Aynur Kulak: Öykülerdeki boşluklar… Sert gerçeklerle yüzleştirmenize rağmen duygularımızı tetikliyor bıraktığınız o boş alanlar ve kendi öykülerimizin gerçekliğiyle dolduruyoruz bu alanları. Öykülerle kurduğumuz bağ yaşadığımız coğrafyanın bireysel hayatımızdaki ve toplumsal hafızamızdaki boşlukları doldurma noktasında avantaj mı dezavantaj mı sağlıyor, ne dersiniz?   

Mizgin Bulut: Hayatın işleyişinde de hava kanalları diyebileceğimiz boşluklar var. Olmak zorundadır. Bu boşlukları bazen bile isteye bazen de farkında olmadan yaptığımız olur. Öykülerde bahsini ettiğiniz boşluğa da böyle bakılabilir. Okurun da öykünün de hava kanalları sayılır bu boşluklar. Aynı zamanda bu elbette kendi gerçeğini kurguya dahil edebilmek için bir alan olarak da okunabilir. Netice olarak bu boşluklar tek doğrusu olan boşluklar değil. Bu yüzden bana bir dezavantaj gibi görünmüyor. Daha çok, okurun öyküde kişisel  bir alan yaratabilmesi için oluşturuldu. 

Aynur Kulak: Şehir yaşantısının veya şehir insanının öyküleri değil Yokuş Aksanı’ndaki öyküler. Yani site içi evlerde oturan, plaza içlerinde işleri olan kişileri ve burada oluşan olayları, durumları öykülerinize konu etmiyorsunuz. Şehir insanı veya kasaba insanı, köy insanı olup olmadığına bakmaksızın insanın içinde daha derinlerde bir yerlere dokunan durumları anlatmak istiyorsunuz diyebilir miyiz? 

Mizgin Bulut: Bahsettiğiniz alandaki yaşayış biçimleri yani şehir yaşantısı ve buna bağlı olarak insanların duygularını aktarmak, aman aman, diyerek kaçtığım bir konu değildi. Yokuş Aksanı biraz baştan geliyor. İlk olması münasebetiyle biraz daha çocukluğumun zihnimde oluşturduğu izlek üzerinden şekillendi. Bu yüzden de biraz şehir insanına uzak olabilir. 

Öyküde her şey duyguların aktarımı için araç olarak kullanılabilir. Buna cansız, diye sınıflandırdığımız şeyler de dahil. 

Aynur Kulak: Öncelikle yazmaya devam edecek misiniz diye sorup şu son soru ile kapatmak istiyorum: Öykü yazarak mı devam etmek istiyorsunuz yoksa bir roman da gelebilir mi bundan sonraki süreçte?

Mizgin Bulut: Elbette… Yazmayı hayatımdan çıkarmayı hiç düşünmedim. Bazı zamanlar durgunlaştığı, bazı zamanlar coştuğu oldu ama genel anlamda hep benimleydi. Bundan sonra da böyle seyredeceği yönündeki hissime güveniyorum. Şimdilik öykü ile beraberiz fakat zaman bunu değiştirebilir, aslolan yazmak diye düşünüyorum.