Geçen sene 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde ben de meydandaydım. Öğrenci harçlığımı çıkarmak için yaptığım geçici işleri saymazsak öyle dünyaya sesimi duyuracak bir emekçi falan değildim. Sırf ben bağırdım diye o anda meclisin ayağa kalkıp haydi cinsiyetçiliğe ilişkin suçlara yasa çıkarıyoruz demeyeceğini de biliyordum. Amma durmadım gittim. Bunun birkaç sebebi var.

Sebeplerden biriyle başlarsam eğer; yerleşik yaşama geçilip, yüklü miraslar bırakılmaya başlandığından beri kadınlar özgürlüklerini yitirmişlerdir. Bugün ancak sayılabilecek kadar kalan ana soylu kabilelerin büyük bir kısmının, miras paylaşımında kolaylıklar için yerlerini babasoylu aile yapılarına bırakmasıyla beraber kadınlar hayatın birçok alanında kısıtlanmaya başladı. Babasoylu ve ataerkil düzen ile birlikte toprak, ev, ev içinde çalışanlar, çocuklar ve kadın erkeğin malı olarak görüldü. Hayatta belki de tek sahip olduğumuz şey bedenlerimiz üzerinde erkekler tarafından kararlar alınmaya başladı. Bunların yansımalarını bugün bile televizyon programlarında netlikle görebiliyoruz; bir kaç yıl önce bir televizyon kanalında, kocasının tahayyülündeki fiziksel görünüme sahip olmadığı için bir dizi değişim aşamalardan geçen kadınların yarıştırıldığını gördük.

Hane içinde başlayan bu değişim, dışarıya da taştı. İlerleyen zaman ve değişen iş koşullarına göre kadının yeri çoğu zaman kendi iradesi dışında belirlendi. Meslekler arasında cinsiyete dayalı ayrımlar en çok kadını vurdu.

Ve elbette dışarısı sadece iş alanıyla sınırlı kalmadı. Ve belki de beni meydana iten en güçlü sebep; sokaklar… Kaçta dışarda olmalı, kaçta eve girmeli? Hangi sokakları kullanmalı, gece dışardaysa hangi kıyafeti giymeli, kahkaha desibelini de mutlaka ayarlamalı. E iffetli bir kadınsa zaten kahkaha atmamalı. Bu ve benzeri saçmalıklar her geçen gün kadınların meydanlarda görünür olmaktan korkmasına neden oluyor. Korktukça dışarı çıkmamaya, dışarı çıkmadıkça dışardan korkmaya başlıyoruz.

Geçen sene yaşadığım deneyimin güzelliğini sanıyorum anlatmaya çabalasam da hiçbir erkek anlamayacaktır. Şöyle onların yerinden anlatırsam, bir düşünsenize her yerde erkekler var, bağırıyorlar, ıslık çalıyorlar, zıplıyorlar, şarkı söylüyorlar, halay çekiyorlar, slogan atıyorlar, teflerini çalarak dans ediyorlar, elini kolunu nereye koyacaklarına dikkat etmek zorunda kalmıyorlar…

Nasıl? Bence siz erkeklerce çok sıradan bunlar çünkü zaten bunların hepsini yapabiliyorsunuz değil mi? E yapın da zaten yani neden canını sıktı mı bir kurum sloganı patlatmayasın ki? Neden ezginin en gerekli yerinde halayını çekmeyesin ki? Ama düşün ki ben sadece bu sıradan şeyleri bir gün için yapabildim diye nasıl mutlu oluyorum. Üzülesi.

Ev, iş, sokak… Her alanda kısıtlanan kadını bir de eğitimden mahrum bırakmazsak görev tamamlanmış sayılır mı? Bugün teknolojisiyle gelişmişliğinden dem vurduğumuz, insan başarısının geldiği nokta olarak adlandırırken gururlandığımız 21. yüzyılda, kadınlar hala erkeklerle eşit şekilde eğitim alamıyor. Ya dini referans göstererek ya da erken evliliklere zorlayarak hatta çocuk yaştayken evlendirerek kadınların eğitim hakkı ellerinden alınıyor. Örneğin Nijerya’da 2000’li yılların başından beri etkin olan, batı tipi eğitime karşı olduğu için terör eylemleri gerçekleştiren Boko Haram terör örgütü, 2014 yılında 300 kız öğrenciyi, aldığımız haberlere göre de geçtiğimiz 26 Şubat’ta 111 kız öğrenciyi kaçırdı. Bu öğrenciler burunları dahi kanamadan ailelerine kavuşmuş olsalar bile, olayın bir daha tekrarlanması ve can güvenlikleri yönünde duyacakları tedirginlikten dolayı okula devam edebilecekler mi? Ya da aileleri okula göndermeye razı gelecekler mi?

Yakın zamanda eğitim alanında mücadelesiyle adını duyduğumuz Malala Yusufzai Pakistanlı bir aktivist. Malala henüz 11 yaşındayken yaşadığı bölge yani Svat Vadisi Taliban’ın eline geçince, Taliban Militanlarıyla yaşamanın nasıl olduğunu ve Taliban’ın kızların öğrenim görmesi yönündeki engelleyici tutumlarını BBC’nin Urduca servisine takma bir ad kullanarak günlükler yollayarak anlattı, bir süre sonra Taliban’ın gittikçe artan etkinliğini günlüklerle kıramayacağını düşünen Malala kameralar önüne de çıkmaya karar verdi. Yazdıkları ve eğitim hakkı için verdiği mücadeleden dolayı Taliban’ın hedefi oldu, tehditler aldı ancak Malala söylediklerinden caymadı, söyleyeceklerinden vaz geçmedi. Tehditlere boyun eğmeyen Malala 9 Ekim 2012’de, 15 yaşındayken, okuldan evine dönerken bir Taliban militanı tarafından başından vuruldu. Hayatta kalabilmek için de direnen Malala 15 Ekim’de tedavisine devam edilebilmesi için İngiltere’ye götürüldü, kurtulduğunu öğrenen Taliban hastanede dahi tehdit etmeye devam etti ancak Malala yaşama tutundu ve Mart 2013’de taburcu edildi. Bağımsız veya özgür olamamanın nedenini eğitimsizlik olduğunu düşünen Malala her çocuğun eğitim hakkı için kendi söylemiyle teröristlerin çocuklarının da eğitim hakkı için verdiği mücadeleden dolayı 10 Ekim 2014’te Nobel Barış Ödülü’nü aldı.

Burada birkaç satırla Malala’yı anlattığımızı sanıyoruz oysa 11 yaşından itibaren tehditler aldığınızı, can güvenliğinizin olmadığını, ölümle burun buruna yaşadığınızı ve tüm bu yaşadıklarınızın sebebinin sadece bir kız çocuğu olarak eğitim almak istemeniz olduğunu düşünebiliyor musunuz?

Türkiye’ye baktığımızda kadınların okullara ulaşabilme olanakları ve ne tür eğitim alabildikleri gibi sorunların yanına bugün kadınların okullarda can güvenliğinin ve taciz tecavüz korkusunun olup olmadığı da eklenebilir.  Hamile kadınlar sokağa çıkmasın gibi entelektüel birikimli cümleler kurabilecek insanların gittikçe arttığı, her geçen gün biraz daha yenileşen Türkiye’de biz kadınlar ilköğretim sıralarından üniversite sıralarına kadar taciz altındayız. Üniversitelerde profesör unvanıyla anılanlar kadın öğrencilere taciz ve tecavüz ediyor, liselerde genç kadınlar okul idarecileri ve öğretmenleri tarafından cinsel saldırılara maruz kalıyor, 9 yaşında 12 yaşında çocuklardan şehvet duyuluyor. Ve biz kadınlar tüm bunları meşrulaştıran zihniyetler tarafından kuşatılıyoruz. Bu kadar çok üniversitenin olduğu ülkemde benim gerçek akademisyenlerden, akademiye yol alan gençleri yetiştiren gerçek öğretmenlerden isteğim var. Herhangi bir mesleğin teorik ya da pratik eğitimini vermeden önce öğrencilerinize insanı anlatın, kadın ile erkeğin eşit olduğunu, yaşama hakkının her ikisi için de eşit derecede geçerli olduğunu anlatın çünkü Malala’nın deyişiyle “1çocuk, 1 öğretmen, 1 kitap ve 1 kalem dünyayı değiştirebilir.”

HazırlayanMelis Solakoğlu