Ninesinin dilinden, çocuk göğsüne çimlenen masallarla büyüyen, nehirlere şarkı söyleyen kadın.

Mapuçelerin mis lideri Moira Millan.

Mapuçeler Patagonya’da yaşayan yerli bir halk. Mapu, toprak demek. Mapuçe ise toprağın insanları. Geçmişte Şili ve Arjantin arasında bölünmüş olan Patagonya’da 2 milyona yakın Mapuçe bulunmaktaydı. 16’ncı yüzyılın başlarında İspanyol işgali ile birlikte imzalanan Quillin Anlaşması sonucu Mapuçe toprakları belirlenmişti. Ancak 19’uncu yüzyılla birlikte yeni kurulan iki devlet Şili ve Arjantin, yeni anlaşmalar ile Mapuçe topraklarını kendilerine kattılar. Zaman içerisinde devletin sömürü yemini, Mapuçeleri yuvalarından uzaklaşmak zorunda bıraktı. Topraklarından ayrılan ayrıca yoksullaşan halk kimliklerinden koptu. 1994‘de Arjantin Anayasası ile kültürel ve etnik varlığı kabul edilen Mapuçeler’in kültürlerine, benliklerine ve yaşam alanlarına tacizler müthiş bir hızla devam etmekte.

Toprağın en betonlaştığı, nehirlerin bu denli hesleştiği çağımızda doğanın bir güzel bekçisi Moira, Patagonya’nın yüzyıllardır süren hıçkırıklarını duymuş 1999 yılında ve o günden sonra Pillan Mahuzia adlı toplulukla dağlarda yaşamaya başlamış. Daha öncesinde kentte yaşayan bir kadınmış. Ailesi ondan Mapuçe olduğunu saklamış Arjantin Devleti’nin ayrımcı tutumundan korunmak niyeti ile.

Ninesinin ziyaretleri sırasında ona anlattığı doğa hikâyelerinden pek çok büyülenirmiş Moira. Ben Mapuçe olduğumda diye başlar hep anlatmaya: “Ninemin hikâyelerinden birisi de nehre söylediği şarkılarla ilgiliydi. Ama ben köye gidip nehre kendim şarkı söyleyene kadar onun ne dediğini gerçekten hiç anlayamamıştım. Nehre gittiğim zaman önce onu biraz dinledim,suyun akışını ve çakıl taşlarına çarpışını duydum. Hafif ama sürekli ve dirençli bir sesti bu. Sonra başladım ben de nehre şarkı söylemeye. İşte o zaman ailemin Mapuçe olduğunu anlamakla kalmadım, ben de bir Mapuçe oldum.”

Biz dünyanın koruyucularıyız kadınlar olarak. Geleceği de biz kuruyoruz. O nedenle kadınlar olarak bizlere daha fazla görev düşüyor. Topraklarımız için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Toprakları için hayatı savunan Moira ülkesinde defalarca terörist ilan edildi. Hakkında davalar açıldı. “Hakkında en çok dava açılan Mapuçe benim sanırım. Ancak Arjantin devleti ne kadar farklı göstermeye çalışırsa çalışsın, bizimki şiddetten beslenen silahlı bir mücadele değil. Şiddetin kaynağı onlar. Biz sadece daha iyi bir yaşamı birlikte kurmayı amaçlıyoruz. Bizim mücadelemiz şiddet değil.” diye bahseder serüveninden.

mapuce-1
“Nehirlerin sesi kesilirse, halkların sesi de kesilmiş olur.”

Patagonya‘daki madencilik ve baraj projeleri bölge ekosisteminde onarılamaz yaralar oluşturucak biçimde. Arjantin devleti, buna direnen halka oldukça sert tavırlar sergiledi geçmişte. Çocukları ile toprağını bir süre terk etmek zorunda kaldı Moira. Döndüklerinde hala devam etmekte olan devlet baskısını şöyle anlatıyor: “Döndük ama devletin demir pençesi tepemizden hiç eksik olmadı. Kutsal törenlerimize bile karıştılar. Barajlar olmasın ki su aksın ve nehrin sesi kesilmesin diye nehre hep birlikte şarkı söylemek istedik. İzin vermediler. İşte o zaman yetkililere şu soruları sormuştuk: Devletin sinagog, cami ya da kilise yıkma yetkisi var mıdır? Hayır! Bunu yapan bir devlet insanlık mirasına karşı bir suç işlemiş sayılmaz mı? Evet! Mapuçelerin de kutsal mekânı topraktır. Toprağa tecavüz eden, onu defalarca öldüren madencilik ve baraj kurma gibi faaliyetleri teşvik eden devletin, bizim kutsalımız olan toprağa ve nehirlere söylediğimiz şarkıları yasaklamaya çalışması terörün ta kendisi değil de, nedir?”

Mapuçe kültürünce sadece kadınların söyleyebileceği bu şarkılar, onların doğa ile bütünlüğünün ezgisini oluşturuyor. Mapuçe kadınlarının minneti gözlerinden okunuyor. Ağaca, suya bağlılıkları; kucak açışları bu. Şarkıların belli sözleri yok. Toprağın rüzgarla dansı, nehrin coşkun çağlaması, yağmurun ritmi… Kadın özgürlüğünün sesiyle söylenen şarkılar… Irksız, milletsiz, gençsiz, yaşlısız şarkılar… Bağıran, daha çoğunu isteyen, yetmeyen hala isteyen beyaz adama bu şarkılar.

Arjantinli kadının tarih boyunca küçük düşürülmesi, sömürü piramidinin en altında tutulması ve görünmez hale getirilmesiyle kadına olanları; toprağı oyup içini dışına çıkarmak gibi sayısız yıkımla mevcut doğa tahribatını bir tutuyor.

Toprağa yapılanın acısını en iyi kadınlar anlar. Kadının bedeni toprak, kalkınma yalanı ise ona uygulanan bir şiddettir. Biz kadınlar toprağın ve onda yetişen tüm tohumların koruyucusuyuz. Biz yaşamın savunucusuyuz.

mapuce-bayragi
Mapuçe bayrağı

Biz onu 18 Mayıs 2013’te Dünya Nehirler Konferansı için Türkiye’ye geldiğinde tanımıştık doya doya. Ziyaretinin son birkaç gününü Hasankeyf’te geçirmişti Millan, Dicle Nehri üzerinde kurulmakta olan Ilısu Barajı’na karşı dayanışmak ve kendi toprağındaki barajların yıkıcı etkilerini anlatmıştı. Hasankeyf için dualar edip, şarkı söylemişti.

“Nehirlerin sesi kesilirse, halkların sesi de kesilmiş olur”

Mapuçe halkının ekofeminist lideri kültürünün etkileyici yansımalarıyla efsanevi ekoloji direnişleri sürdürüyor durmadan. Yerel ve küresel anlamda bir çok çalışması bulunmakta.

İnsanın kendisini merkeze koyarak yaşadığı materyalist sistem ile etrafında olan canlı cansız her şeyin varlığının kendi için olduğuna inanan günümüz insanının doğal olmadığını ve doğaya karşı durduğunu eleştiren Moira kendi kültürlerinde doğayla konuşabilme gibi kutsal bir vasıfla yüklenmiş kadının, modern uygarlıkta erkekten daha aşağıda görülmesinin doğanın kurallarına aykırı olduğunu savunuyor.

Başka bir dünya mümkün! Kadınlarının erkelerle, milletlerin birbirleriyle eşit olabiliceği, nehirlerin özgürce akabileceği bir dünya hayali peşinde koşarken durmadan gülümsüyor. Cesaretine hayran bırakan Millan. Hala umut var diyor!

Başlık Fotoğrafı: Deviantart