Okuma süresi: 2 dakika

Canım Annem,


Nasılsın? Sana yazmayalı epey oldu, değil mi? Ne yaptın, uçak biletini alabildin mi? Kızın seni şimdiden çok özledi. Burada her şey geçen gece başımıza gelen tuhaf ve tatsız olay dışında hemen hemen aynı. Bunu sana anlatmak istiyorum. Birisine hem de bir Noel Baba’ya vurmak zorunda kaldım. Lütfen, önce anlatacaklarımı dinle sonra umarım beni anlayacaksın.

Daha önceki mektubumda Belma’nın Jeremy’e aşık olduğunu söylemiştim. Sonunda Belma ve Jeremy ortalıkta pamuk şeker gibi tatlı bir hava yayarak dolaşmaya başladılar. Biz de bunu kutlamaya karar verdik. Kalabalık bir grup olarak her zamanki gibi White Balance’a gittik. White Balance’a kendi aramızda merdiven altı diyoruz. Gerçekten taktığımız ada uygun bir havası var aynı zamanda oldukça karmaşık ve eğlenceli. Sahnede kendini ifade etmek isteyenler doğaçlama müzik yapıyor. Böylece o gece müzik yapmak isteyen ve birbirini hiç tanımayan müzisyenlerin, uyumundan ya da uyumsuzluğundan yeni performanslar doğuyor. Bazen ilginç doğaçları coşkuyla alkışlarken buluyoruz kendimizi bazen de sahneye o kadar uyumsuz bir ekip çıkıyor ki, üç beş parça sonra grubun elemanları başkalarıyla yer değiştirmek zorunda kalıyor. Bu arada herkes eğleniyor. Birkaç gece ben de orada müzik yaptım. Hatta bir keresinde inanılmaz bir gece geçirdim. Buraya geldiğinde de seni mutlaka oraya götüreceğim. 

Kutlama için buluştuğumuz gece tahmin edeceğin üzere epey içtik. White Balance’dan çıktığımızda keyfimiz yerindeydi. Bulvarın köşesinde el ilanı dağıtan bir Noel Baba’nın bize seslendiğini duyduk. Bizi, onunla iki çift laf etmeyecek kadar kibirli, sokakta para kazanmaya çalışan birini umursamayacak kadar züppe olmakla suçlayan laflar söylüyordu. Nasıl olduysa kendimizi ona yardım etmek için sokakta müzik yaparken bulduk. Sanırım kendimizi Noel ruhuna kaptırmıştık. 

Coşkuluyduk ve müziğimiz insanların dikkatini çekiyordu. Noel Babanın önündeki kutuda bahşişler birikiyordu. Bir süre sonra kar serpiştirmeye başladı. Sanki büyülü bir an tarafından sarıp sarmalanmıştık. Maalesef ki bu büyünün bozulması uzun sürmedi. 

Noel Baba, biz müzik yaparken, içiyor, şirin ve sevimli olduğunu düşündüğümüz hareketlerle çevremizde dolaşıyordu. Bir yandan da el ilanlarını dağıtıyordu. El ilanları bittikten sonra dinleyiciler arasında bir kadına laubali hareketlerle yaklaşmaya çalıştığı gözüme takıldı. Dikkat kesildim. Kadın ondan uzaklaşmak için çırpınırken, bir eliyle belinden kavradığı kadını öpmek için hamleler yapıyordu. Kadının çaresiz ve yardım dileyen gözlerini görünce nasıl olduysa yerdeki içkimin şişesini fırlatmışım. 

Şişe Noel Baba’nın kafasına geldiğinde önce kimse ne olduğunu tam olarak anlayamadı. Havaya tekinsiz bir sessizlik yayıldı. Herkes dehşete kapılmış bakışlarını üstüme dikmişti. Kadın, durumu anlatıp, bana teşekkür etmese yanmıştım. Tüm bunlar olurken Noel Baba’nın oradan nasıl sıvıştığını görmeni isterdim.

Evet, yaptığımın hoş bir şey olmadığını biliyorum. Senin “ama biz şiddet karşıtıyız,” dediğini de duyar gibiyim ama ne yapabilirdim? Bu sefer Noel Anne bendim ve o çok yaramaz bir çocuktu. Böylece kendi payına düşen şişeyi de başına almış oldu.

Şimdi derse gitmem gerekiyor. Mektubumu bitiriyorum. Seni çok seviyor ve gözüm posta kutusunda mektubunu bekliyorum. Bak beni de kendine benzetip, eski kafalı yaptın. Sen bu son yazdığıma bakma olur mu annecim ve bana sık sık yaz. Canının New York’taki içinden dağ kadar büyük sevgilerle.