Hukuksuz KHK’ler ile işlerinden atılan ve 254 gündür açlık grevinde bulunan 2 eğitimci Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile, yine hukuk dışı kararlarla işinden atılan öğretmen Acun Karadağ’ın yargılandığı davanın üçüncü duruşması bugün Sincan Tutukevi’nde görüldü.

Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen dava Sincan Tutukevi’nde hazırlanan duruşma salonunda saat 10.35’de başladı. Adli kontrol ile tahliyesinin ardından ev hapsinde tutulan Semih Özakça, kendisine destek için 179 gün önce açlık grevine başlayan eşinin yardımıyla tekerlekli sandalye ile katılırken, Ankara Numune Hastanesi’nde Jandarma gözetiminde tutsak tutulan Nuriye Gülmen ise hastane odasından SEGBİS ile bağlandı.

İkinci duruşmasında davanın konusunun ve Nuriye ile Semih’e yöneltilen asıl suçun “Açlık Grevi” olduğunun öğrenildiği davada Semih Özakça, dava açıldıktan aylar sonra hazırlanan iddianamede kendilerine yöneltilen “Terör Örgütü Üyeliği” suçlamalarını reddetti ve savunmasında, “Hakkımızı aradığımız için buradayız. İşimizi geri alınca açlık grevini sonlandıracağız, bundan herhangi bir terör örgütünün ne tür bir çıkarı olabilir?” ifadelerini kullandı.

Aylar Sonra Hazırlanan İddianame “Kopyala-Yapıştır” Yöntemiyle Hazırlanmış

Sanık avukatlarının savunmalarında ise özellikle davanın savcısı tarafından, dava açıldıktan aylar sonra hazırlanan iddianamesinde yer alan bazı isim ve ifadelerin dava ile en ufak bir bağlantısının bile bulunmadığını belirtti. Özellikle bazı isimlerin farkı davalarda da geçtiği belirtilerek, savcılık iddianamesinin tam anlamıyla “kopyala-yapıştır” yöntemiyle hazırlandığının açıkça görüldüğünü mahkeme heyetine hatırlattı.

Avukatların konuşmalarında özellikle davaya sonradan Terörle Mücadele ekipleri tarafından eklenen pek çok tanığın ise ifadelerinin aylar içerisinde TEM Şube tarafından güncellendiği, bu sebeple Emniyet tarafından mahkemeye tanıklık yapmaları için ‘ayarlanan‘ bu şahısların ifadelerinin hiçbirinde herhangi bir tutarlılık bulunmadığını delilleriyle birlikte mahkemeye sundu.

Önce ‘Mevcut Durumun Devamına’, Sonra Gazlı Saldırıya…

Mahkemeye, Jandarma gözetiminde zorla tutulduğu Ankara Numune Hastanesi’nden SEGBİS yöntemiyle katılan Gülmen ise, “Saldırılar halka karşı ne kadar yoğun olursa, siz de o kadar açlık grevi göreceksiniz” dedi. Mahkeme Başkanı’nın Gülmen’in ifadelerinin kendi savunması olarak kayda geçirileceğini söylemesinin üzerine ise avukatlar, hem hukuka, hem de tüm teammüllere aykırı bu hukusuz duruma itirazda bulundu. Gülmen ise “Söyleyecek çok sözüm var ve kızgınım. Beni serbest bırakın, mahkemenin karşısına çıkayım. Savunmamı ancak o zaman yapacağım” sözleriyle, ifadelerinin resmi savunması olmadığını kayıtlara geçirdi.

Savcının mütalaasının ardından mahkeme heyeti ara kararını açıkladı. Buna göre, Acun Karadağ’ın her Cuma günü Emniyet’e imza vermek koşuluyla adli takibine, Semih Özakça’nın adli kontrol itirazının reddine ve adli kontrol ile ev hapsinin devamına, Nuriye Gülmen’in ise tutukluluk halinin devamına karar verilen duruşmada bir sonraki tarih olarak ise 27 Kasım 2017 Pazartesi günü belirlendi.

Mahkeme çıkışında ise duruşmaya katılanları, emniyet güçleri tarafından hazırlanan gazlı saldırı karşıladı. Nuriye ve Semih’e destek olmak için Sincan’a gelen yurttaşlar ve salondan çıkan avukatlar polisin gazlı saldırısına maruz kalırken “Nuriye ve Semih Onurumuzdur” sloganları atıldı. Semih ve Esra Özakça ise, saldırı sona erene kadar salonda mahsur kaldı.

İşte Numune Hastanesi’nde Jandarma eşliğinde tutsak tutulan Nuriye Gülmen’in Mahkeme Heyetine Hitaben Yaptığı Konuşması:

“Boyun Eğmediğim İçin, Hakkı Savunduğum İçin Buradayım. Herşeyi Göze Alarak Bize Destek Olan Herkese Teşekkür Ediyorum”

“Destek olup ceza alan, cezaevlerine giren, gözaltına alınan Türkiye’nin dört bir yanındaki insanlara teşekkür ediyorum. İnsanlar açlığımızı paylaştılar. Yanımızda olan halkımıza yürekten teşekkür ediyorum. Terör demagojilerine inanmayıp bizim için birşeyler yapan herkese teşekkür ediyorum. En başından beri keyfi olarak mahkemeye getirilmedim, mahkemelere katılmak istediğim halde.

Numune Hastanesi’nde çok sağlıksız koşullar altında kalıyorum. Odada sürekli bir ışık yanıyor. Açlık grevindeki bir insan olmasam bile bu ışık altında uyuyamam. Çok kapsamlı bir savunma hazırladım. Ançak önce Nuriye Gülmen kimdir, neden açlık grevine başladı bunu anlatmak istiyorum. Bugün 254. gün.

Ben Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi’nde araştırma görevlisiyim. Öğretim üyelerinin angarya işlerini kabul etmedim.

Mesai saatleri dışında katıldığım eylemlerden dolayı soruşturma geçirdim. Ali İsmail Korkmaz’ın duruşmalarına katıldığım için soruşturma geçirdim. Sendikamın çağrılarına katıldığım için soruşturma geçirdim. 38 gün boyunca Ali İsmail uyanacak diye bekleyen Emel Annenin yaşlarına gözlerine şahidim. Ben her fırsatta o uyanacak diye oraya gittim.

Bitirdiğim tezimi bitirmedim diye haksız şekilde açığa alındım.Oysa ben onca emekle bitirdim.Ben hakkımı arayan bir insanım. Haksızlığa uğrayanların yanında olan bir insanım. Soruşturma geçirdiğim halde acısı olanı paylaşan insanım.

Biz asla ispiyonla, tez aparmacılığıyla hoca olanlardan değiliz, olmayacağız. Ben barış için imzacı olan akademisyenlerin neler yaşadığını da biliyorum. İdare görevlerini aldılar, doktoralarını iptal edip mobbing uyguladılar. OHAL sonrasında kendi gördüklerim bunlardı. Mesela sevgili Acun 20 yıllık öğretmen “Beni nasıl atarsınız” diyordu. Ben de dedim, “Beni nasıl işten atarsınız?”

“Taş Duydu, Beton Duydu, Siz Duymazdan Gelsenizde…”

Ben 9 Kasım’da o eyleme başladım. Beni 9 Kasım’da o eyleme benim kendi savunma yeteceğim ve direncim boyunca boyun eğmemem götürdü. AKP iktidarı beni işimden atamaz. Ben ondan hesap soruyorum. Sadece işimi istiyorum. Hesap soruyorum. Bu meşrulukla Yükselde’yim. Bu meşruluğa inananlar Yüksel’deydiler. Selçuk Üniversetisi hatasını anlayıp beni işe geri alacak. Biz haklı olduğumuz için oradayız, biz bütün yolları tükettik her şeyi kullandık. İşimizi geri istiyoruz. Haklı olduğumuz için oradayız.

Saldırılar halka karşı ne kadar yoğun olursa, siz de o kadar açlık grevi göreceksiniz. Bizim açlık grevi Dünya çapında görüldü. Faşizmin arttığı oranda halk açlık grevi yapmaya devam edecektir.

Bu direniş bizim halkımıza sözümüzdür. İşimizi geri istiyoruz. Yüksel direnişi devam etti. Gözaltına götürüyorlardı Kabahatler Kanunu ya da canları ne isterlerse öyle davranıyorlardı. OHAL vardı, kimse bir şeye yapmaya cesaret edemiyordu! Biz vardık, halk bunun farkında.

Açlık grevimiz ve direnişimiz AKP’nin KHK’larının meşruluğunu ortadan kaldırdı. Haksız yere insanlar, hiçbir gerekçe gösterilmeden işlerinden atılıyor. Bu bu kadar kolay değil. Biz bunun bu kadar kolay olmadığını anlattık. Bu KHK sonrası YÖK’le görüşmek istedik, karşımızda muhatap bulamadık! Topladığımız imzaları teslim etmek istedik. Basın açıklamaları yaptık. Muhatap bulamadık. Taş duydu, beton duydu, bir siz duymadınız.Sonrasında açlık grevi kararı aldık. Semih ile açlık grevi kararı sonrası gözaltına alındık. 5 gün TEM’de tutulduk. Adli kontrolle serbest kaldık. Tekrar Yüksel’e gittik. Açlık grevinin 75. günü gözaltına alındık, dosyalar üzerine oynamalar yapılarak, birleştirilerek tutuklandık.

Gülsüm Elvan’ın kolunun kırılması, Antalya’da adımızın geçtiği pankart açan öğrencilerin tutuklanması, bunların hepsi halkın bizi sahiplenmesinin önüne geçmek için yapılmıştır. İçişleri Bakanlığı’nın özel bir saldırısı oldu. Adımıza kitapçık çıkardı. Vasat bir İngilizce ile sonra akşam 9’da eve gidip yiyorlar dedi. Twitter paylaşımlarımızı sordular, soracak soruları bile yoktu. Neden tutuklandığımı bilmiyorum. Sorulan sorulara hayır diyorum. Sorulacak soruları kalmadı. Dosyaları birleştirip aniden tutuklandık. Sincan Hapishanesi’nde kaldım. Orası bir tecrit hapishanesi, çok ağır koşullar altında kaldım.

Açlık grevime uygun olmayan tecrit ortamında bulundum. Sonra Numune Hastanesi yoğun bakım ünitesine getirildim. Ancak hapishaneye dönmek için dilekçe verdim. Çünkü hapishanede devrimci dayanışma vardı. Numune Hastanesi’nde hayati tehlikesi vardır, refakatçisiz kalamaz raporuna rağmen 18 gün refakatçisiz kaldım. Kendi ihtiyaçlarımı karşılayacak durumda olmama rağmen.Sincan cezaevinde tecritte bile olsam tekerlekli sandalye ile hava alma güneşi görme şansım vardı. Hastaneye getirilmeye itiraz etmemin en önemli nedeni, beni hasta olarak görmeleriydi. Ben tedavi olmak istemiyorum. Ben direnişçiyim ben ne için hastanede kalıyorum?

Bir gece hapishane müdürü geldi, “Seni hastaneye götüreceğiz” dediler. Zorla çarşaflardan tutarak üçüncü derece yoğun bakım ünitesine koyuldum. Zorla müdahaleye zemin hazırladılar. 24 saat perdemi aralayıp rapor verdiler birilerine. Birgün jandarma gelip sen yürüyebiliyorsun seni yatağa bağlayalım dedi kabul etmedim. Çok gergin bir ortam sürekli baskı altındayım. Yoğun bakımda kalmak istemedim. Hekimlere “Sizi hekim olarak görmüyorum” dedim.

Yoğun bakım ünitesine kaldırıldığımda ise perde ile kapatılan bir bölme idi burası sadece. Sürekli perde arkasından beni gözetliyorlardı. Duyabiliyordum, “Komutanım kalktı bu” diye bilgi veriyordu. Aynı perdenin arkasında poşet geçirilmiş bir sandalyede tuvaletimi yapmamı istediler. İçeride tuvaletimi yapmak, insanlar izlerken onur kırıcıydı. Sonra mahkum koğuşuna götürüleceğimi, oranın daha iyi olduğunu söylediler. Getirdikleri yerde gözlerime inanamadım. Gün ışığı yok. Havalandırması yok. Gece gündüz kafamda yanan bir ışıkla yaşıyorum. Uyuyamıyorum.

Hapishanede açık görüş yapma hakkım vardı. Burada ise demir parmaklıkların ardında ailem ile gardiyanların karar verdiği kadarıyla görüşebiliyorum. 15 dakika belki. Avukatlarım ile avukat görüşünü koridorda diğer tutsakların gardiyanların yanında yapmak zorunda kalıyorum. Dışarıda iken bizimle birlikte olan bizimle ilgilenen hekimlerimiz vardı. Onlara kendimizi anlatabilmiştik, hasta doktor güven ilişkisini onlarla kurmuştuk. AİHM karar verdi, kendi doktorlarının görmesine izin verin diye.Ben dilekçe verdim, doktorlarım dilekçe verdi. Ama AİHM kararına ve onca dilekçeye rağmen beni hala kendi doktorlarım ile görüştürmediler.

Benim kaçma şüphem yok, şuradan iki adım tuvalete gidebiliyorum sadece. Ne diyerek beni hala burada tutacaksınız. Semih’i basından takip ettiğim kadarıyla, tahliye sonrasında çok daha iyi görünüyor. Çünkü sevdiklerinin yanında. Tarih direnenleri, bizi yazacak. Ancak sizi de yazacak. Kimse ölmek istemez, biz ölmek için açlık grevi yapmıyoruz. Ancak karşımızda bizi ısrarla öldürmek isteyenler var. Bu olmak zorunda değil. Beni tahliye etmenizi istiyorum.

Onca saldırıya rağmen orada hala benim savunmanlığımı yapan avukatlarıma sevgi ve selamlarımı iletiyorum. Sayıları önemli değil ben onların çok olduğunu biliyorum.”

Alıntı: İnadına Haber / 17 Kasım 2017 Cuma 

Kapak Görseli: Murat Başol (Duruşma Salonundan Çizimler)