Okuma süresi: 3 dakika

Size bir şifa öyküsü anlatacağım. Öykü dediğime bakmayın gerçek bir kesit Özge’nin yaşam mücadelesi. Özge şimdilerde kendi ayaklarının üstünde durup, organik ürünlerini isteyenlerle buluşturuyor ama bundan iki yıl önce doktoru kendisine “altı ay ömrün kaldı, altı ay içinde sürünerek öleceksin,” demiş.

Birden Öğrenilen

Özge’yle bir müzik festivalinde bir arkadaşımın arkadaşı olarak tanışmıştım. Sıcacık, kıpır kıpır, enerjik, sıcakkanlı, iyiliksever, yaşam doluydu. Atanamayan öğretmendi ve bu durum onu üzülüyordu. Festivalden sonra bir süre haberleştik ama hayat, koşturmaca derken bağlantımız bir şekilde koptu. Yeniden iletişim kurduğumuzdaysa anlattıklarından çok etkilendim.

Yaklaşık iki sene önce sadece ishalden gittiği Sağlık Ocağı’ndan dahiliyeye, dahiliyeden de hematolojiye yönlendirilmiş. Kanser şüphesi araştırılmaya başlanmış. Uzun süre hastanede yatmış. Yoğun bakıma alınmış. Bir türlü hastalığının nedeni belli olmuyormuş. En son vücudundan kemik iliği almışlar ve kanser olmadığı ortaya çıkmış ama sonuç daha da trajikmiş: aplastik anemi.

Doktoru Özge’nin yüzüne altı ay içinde sürünerek öleceğini söylemiş. Özge diyor ki; “O dönem gerçekten çok hastaydım. Sürünüyordum. Yürüyemiyordum. Konuşamıyordum. Algım çok düşüktü. Temel ihtiyaçlarımı doğru düzgün gideremiyordum. Çok ciddi ağrılarım vardı. Hani gerçekten perişan haldeydim. Bir koltuğun üstünde et parçası gibi yaşıyordum. Oldukça zorlu bir süreçti.”

Hastalığın tek bir çözümü var: Kemik iliği nakli. Özge, tek çocuk ve Türkiye’de ona uygun doner çıkmamış. Dünyada da ona uyumlu bir kişi bulunmuş ama akraba olunmayan durumlarda kemik iliği nakli riskli bir durum ve hastalığın başka da bir çözümü de çaresi de yokmuş. Bu şekilde bir yılı geçmiş.

Özge’nin Işığı

O altı ayda, doktorların ölmesini beklediği altı ayda, kendi kendine düşünmüş. “Özge,” demiş, “önünde iki tane süreç var. Ya sürünerek öleceksin, -dünyaya herhangi bir katkın olamadı, herhangi bir iz bırakamadın,- ya da savaşarak bu hastalığı yeneceksin.”

Bu düşüncesi şifalanma öykülerine yönelmesine yol açmış. Netflix’de bir belgesel izlemiş, son aşama kanser hastaların düşünce gücüyle hastalığı yenme süreçlerini anlatan belgeseli izlemek bakış açısını değiştirmiş sonra yeme bozukluğu olan bir kızın yogacı olma serüvenini anlatan bir belgesel derken izledikleri ona biraz da olsa farklı bir yol göstermiş. Böylece yoga ve meditasyonla tanışmış. Her gün kemik iliğinin artığını hayal etmiş. Bioenerji ve reiki almış. Beslenmesini tamamen değiştirmiş. Sağlıklı ve doğal beslenmeye başlamış. Böylece yavaş yavaş hareket etmeye, yürümeye, hayatın içinde olmaya, güçlenmeye başlamış.

Özge’nin Organik Dünyası

Şuan hâlâ kronik bir kemik iliği hastasıymış, beyaz kanı çok düşükmüş ve vücudu yeteri kadar kemik iliği üretemiyormuş ama hastalığın ağır kısmını atlatmış. Artık hastalığı hipoplastik anemiye düşmüş yani çok daha hafif bir evreye dönüşmüş. Düşük bir bağışıklık sistemiyle yaşıyormuş. Bu durum da onu mikroplara daha açık hale getiriyormuş. Bir de yorgunluk ve halsizlik hissediyormuş. Bu nedenle öğretmenlik yapması mümkün değilmiş ama sağlıklı yaşam serüveni ve organik ürünlere yönelişi sırasında kendisi için yaptığı kremler, tütsüler, mumlar onu başka bir mecraya taşımış. Zamanla tüm bu organik ürünler işi haline dönüşmüş.

Hayata Kucak Açmak

Ben de istedim ki onun yaşadıkları hayata sarılmanın önemini gösteren bir ayna olsun. Evet, Özge artık evden çalışan, genç bir girişimci, her türlü desteğe ve öneriye açık.

Belki de Özge’nin instagram sayfasını takip etmek ve üretikleriyle tanışmak istersiniz.

Sağlıcakla kalmanız dileklerimle.