Okuma süresi: 3 dakika

“Meryem’in oğlu şimdi, yeryüzünün, yurdu olduğunu duyuyordu, başka yurdu yoktu onun; insanlar onun çölüydü; başka çöl yoktu.”

Yunan edebiyat ve felsefe geleneğine hepimiz âşinayızdır. Ama bu âşinalık, genel olarak Antik Yunan eksenli bir âşinalıktır. Bu elbette yadırganacak bir şey değildir, çünkü Yunan yazın geleneği, Antik Yunan’dan sonra dünya edebiyat ve felsefe tarihinde pek de meşhur sayılmaz. Elbette 20’inci yüzyılın başlarını saymazsak: Bu dönemde, Yunan edebiyatında âdeta bir yeniden doğuş yaşanmıştır. Odisseus Elitis (1911-1996), Yannis Ritsos (1909-1990) gibi ünleri günümüze dek ulaşan şair ve yazarların bu yeniden doğuştaki payı elbette yadsınamaz. Lâkin buradaki başrol, şüphesiz ki Nikos Kazancakis‘indir.

18 Şubat 1883’te Kandiye’de dünyaya gelen Nikos Kazancakis’in, 20’inci yüzyılın en önemli yazarlarından birisi olduğu yönünde ortak bir kanı vardır. Elbette sadece bir yazar olarak değil, bir filozof ya da bir siyasetçi olarak da anılan Nikos Kazancakis’in, 20’inci yüzyılın çok yönlü yazarlık geleneğinin iyi bir sembolü olduğu pekâlâ söylenebilir. İlk eğitim yıllarından sonra, yaşamının büyük bir bölümünü gezgin olarak geçiren yazarın, bu gezilerde tanıştığı önemli yazar ve felsefecilerin etkisiyle bu çok yönlülüğü edindiğini de dipnot düşmek gerekir.

Örneğin 20’inci yüzyılın en önemli filozoflarından birisi olan Henri Bergson (1859-1941) ile çalışma fırsatı bulmasının, onun felsefî yönünün gelişmesinde büyük rol oynadığı belirtilebilir. Ya da Angelos Sikelianos (1884-1951) ile tanışması ve gezginliğe bir süre onunla devam etmesi de onun düşün hayatını etkileyen diğer bir tanışma olarak tarihe not düşülmektedir. Öyle ya da böyle, Nikos Kazancakis’in yaşamının büyük bir bölümünü bir gezgin olarak geçirmesinin, Kazancakis’i Kazancakis yapan en önemli faktörlerden birisi olduğunu söylemek, hiç de haksız bir tespit olmayacaktır.

N.Kazancakis

Yazın hayatına başladığı ilk yıllarda, şiirler, oyunlar ve denemeler kaleme alan Nikos Kazancakis’in ilk romanı olan Zorba eseri, belki de onun ününü günümüze dek ulaştıracak olan kitaptır. Bu yüzden Zorba eserine ayrı bir parantez açmakta fayda vardır. İlk olarak 1946 senesinde yayımlanan roman, genç bir Yunan yazar ile romanın başkahramanı Aleksi Zorba arasındaki iletişimi ve Aleksi Zorba’nın, kendi yaşam felsefesi ile genç yazarın düşünce dünyasını etkileme sürecini konu edinir. Edebi ve felsefi açıdan dünya yazın tarihinde önemli bir yere sahip olan Zorba, 1964 senesinde sinemaya uyarlanmıştır. Yunan yönetmen Mihalis Kakoyannis‘in (1922-2011) yönettiği film, üç Oscar alarak önemli bir sinema başarısına da imza atmıştır.

“Bana yediğin yemeği ne yaptığını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim,” dedi. “Bazıları, yediklerini içyağı ile gübreye, bazıları iş ve keyfe ve duyduğuma göre bazıları da Tanrı’ya dönüştürürmüş. Şu halde, insanlar üç türlüdür: Ben patron, bunların en kötülerinden değilim ama, en iyilerinden de değilim; ortadayım. Yediğim yemeği iş ve keyfe dönüştürürüm. Yine iyi!” (Zorba)

Kazancakis mezarı

Zorba dışında, Günaha Son Çağrı, Kardeş Kavgası, Çileci ya da Yılan ve Zambak gibi önemli eserler veren Kazancakis, 20’inci yüzyılın en önemli düşün ve yazın insanlarından birisi olarak hâfızalara kazınmıştır. 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü çok az bir farkla Albert Camus‘ye (1913-1960) kaptırsa da Camus daha sonra Kazancakis’in kazanması gerektiğini vurgulayarak ona hakkını teslim etmiş görünür. Yazın alanı dışında da hayatının belirli dönemlerinde, siyasete dokunmuş, komünist eğilimli bir düşünce adamı olarak karşımıza çıkan Kazancakis’in bir Lenin hayranı olduğu da söylenir. 1957 senesinde yakalandığı lösemi hastalığı onun ölümünü hazırlamıştır. Ama o hayatının son zamanlarında bile gezmekten vazgeçmemiş, bir gezi dönüşünde, 26 Ekim 1957 tarihinde, Almanya, Freiburg’da hayata vedâ etmiştir.

Ne büyük mutluluk toprağın bir bayrak gibi dalgalanması
sabahın sisinde,
ve ruhun bir atın sırtında kılıçtan keskin, başın
ele geçirilmez bir kale, güneşle ay birer muska
altın ve gümüşten, göğsünden sarkan!

Uzun bir yolculuğun ardından ve başarılı bir yazın hayatının ardından, evine, Kandiye’ye defnedilen Nikos Kazancakis’in mezar taşı ise günümüzde Kazancakis denilince akla gelen birkaç şeyden birisidir. Çileci eserinde yazan şu satırlar, Nikos Kazancakis’in mezar taşında yazılı bulunmaktadır ve anlamıyla okuru mest etmeye devâm etmektedir:

Hiçbir şey ummuyorum, (Δεν ελπίζω τίποτε,)
hiçbir şeyden korkmuyorum, (Δεν φοβούμαι τίποτε,)
özgürüm. (Είμαι λεύτερος.)