Bir sanatçının başka bir sanatçı için yazdığı bir aşk mektubunu okumaktan daha çekici ne olabilir ki? Peki, bir aşk mektubu hakkında yazılmış bir aşk mektubu desek? Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, mektup punk rock’ın tanrıçası Patti Smith tarafından yazılmışsa?

Punk rock’ın efsanevi ozanı Patti Smith, Frida Kahlo’nun Diego Rivera’ya yazdığı mektubun yalınlığı ve samimiyeti karşısında büyüleniyor. Frida ve Diego’nun ilişkisinin hayatındaki ve kendi ilişkilerindeki yansımalarını kaleme alıyor.

“Garsonluk yapan annem, bana doğru kitapları alabilmek için nelere düşkün olduğum konusunda oldukça dikkatliydi. Bana 16’ncı doğum günümde ‘The Fabulous Life of Diego Rivera’ adlı meşhur biyografik kitabı almıştı.

Sanatçı olmaya karar vereli çok olmuştu, aynı zamanda başka bir sanatçıyla tanışmanın ve birbirimizin çalışmalarının destekçisi olmanın hayalini kuruyordum. Kitap tek kelimeyle muhteşemdi. Diego Rivera’nın yaşadığı bütün ilişkiler ilginçti fakat Frida Kahlo’yla olan ilişkisi en merak uyandırıcı ve en kalıcı olanıydı. Frida Kahlo’yu seviyordum. Güzelliği, çektiği ızdırap ve sanatı beni büyülüyordu. Uzun boylu ve örgülü siyah saçlara sahip bir kız olarak, bana saçlarımı örmek için yeni bir model göstermişti. Bazen de Diego Rivera’nınkilere benzer hasır bir şapka takıyordum.

Bir şekilde benim için bir örnek teşkil ediyorlardı ve Robert Mapplethorpe’la olan hayatım için bilenmeme gerçekten katkıda bulundular. Onlar birbirine inanan ve sanatlarında birer yol gösterici olarak görecek kadar birbirine güvenen iki sanatçıydı. İşte bu bütün aşk maceralarının, kavgaların, hayal kırıklıklarının ve tartışmaların üstesinden gelmek uğruna çabalamaya değiyordu.

Frida Diego

Birbirleri olmadan kaybolurlardı. Robert ortaya koyduğu eserlerin ben gözden geçirmeden tamamlanmış hissettirmediğini söylerdi. Diego ise fresklerinin yapım aşamalarını Frida’ya göstermek için sabırsızlanırdı, Frida da ona defterlerini gösterirdi. Frida son tablosu ‘Yaşasın Yaşam’da karpuzları resmetmişti ve Diego hayatının sonuna kadar karpuzları resmetti. Bunun hep güzel olduğunu düşündüm: açılmış bir yeşil meyve, posası, kanı andıran rengi ve siyah çekirdekleri.

Hayranlık beslediğimiz insanlarla tanışabilmeyi ve hayatımızda bir kez olsun onları görebilmeyi hayal ederiz. Bu dürtü içimde hep vardı. İnsanlar neden Aziz Francis’in kuşlara, kuşların da ona şarkılar söylediği Assisi’ye gider? İnsanlar neden Kudüs’e, Mekke’ye gider? Bunun dini olgularla ilgili olması gerekmiyor. Emily Dickinson’ın elbisesini ve çay fincanlarını gördüm. Babamın doğduğu evi bulmak için yola koyuldum. Oğlumun bebeklik kıyafetini saklıyorum çünkü o giydi. Benim için Aziz Francis’in terliklerinden ne daha çok ne de daha az değerli.

Frida Kahlo Müzesi (Casa Azul)
Frida Kahlo Müzesi (Casa Azul)

2012 yılında birlikte yaşam sürdükleri eve, Meksiko’daki Casa Azul’a (Frida Kahlo Müzesi) gittim. Dolaştıkları caddeleri ve oturdukları bahçeleri gördüm. Bir sokak satıcısının kâğıt bardağından karpuz suyu yudumladım. Artık bir müze olan Casa Azul, her yönüyle açıktı. Sanat eserlerini, nerede uyuduklarını, nerede çalıştıklarını görebilirdiniz. Frida’nın koltuk değneklerini, ilaç şişelerini ve bacağını kaybettikten sonra güzel bir manzaraya bakabilmesi için yatağının üstüne yerleştirilmiş kelebekleri gördüm. Elbiselerine, deri korsesine dokundum. Diego’nun eski tulumunu, pantolon askısını gördüm ve varlıklarını iliklerime kadar hissettim. Migrenim tutmuştu ve müzenin yöneticisi uyumam için beni Diego’nun odasına yönlendirdi. Oda, Frida’nınkinin bitişiğindeydi. Çok mütevazı  bir odaydı, sadece üstünde beyaz bir örtü olan ahşap bir yatak. Beni iyileştirdi ve sakinleştirdi. Orada öylece uzanırken aklıma Frida’nın yatağının üzerindeki kelebeklerle ilgili bir şarkı düştü. Uyandıktan kısa bir süre sonra bahçede 200 misafirin önünde o şarkıyı söyledim.

Her şeyi romantikleştirmek gibi bir amacım yok. Bu iki insanı rol modelim olarak da görmüyorum. Artık bir yetişkin olduğum için onların hem güçlü yönlerini hem de zayıflıklarını görebiliyorum. Frida’nın hiçbir zaman çocuğu olamadı. Bir bebek sahibi olduğunuzda benmerkezci tutumunuzdan feragat etmeniz gerekir, fakat onlar tüm yaşamları boyunca birbirlerine şımarık çocuklar gibi davranabildiler. Çocukları olsaydı bu gidişat değişirdi.

Frida Kahlo'nun Diego Rivera'ya yazdığı mektup
Frida Kahlo’nun Diego Rivera’ya yazdığı mektup

Çıkarılacak en önemli ders düşüncesizlikleri veya aşk maceraları değil; sadakatleri. Onları birleştiren şey kişilikleriydi. Hayatlarının sonuna kadar inişler ve çıkışlar yaşadılar, ayrı düştüler, tekrar bir araya geldiler. Bunu 16 yaşındayken bile hissedebiliyordum. Bu Robert ve benim deneyimlediğimiz asla eksilmeyen bir şeydi.

Frida’dan Diego’ya ithaf edilen bu mektup, Frida’nın hastanede kalışı süresince değerli eşyalarını sa”kladığı bir zarfın üzerine aceleyle yazılmıştı. Frida’nın 1940’da San Francisco’dan ayrılırken yazdığı bu mektup, neden ayakta kaldıklarının bir kanıtıydı. Tutkusu yok olup gitmiş bir ilişki değildi onlarınki. Aksine, ayakları yere basan fani bir aşk yaşadılar; devrimsel bir gündemin ve sanatlarının yüceliğiyle birlikte. Mektubun derinlemesine işlenmiş ögeler içermemesi onu bir şekilde daha özel kılıyor. Mektubun başlığının en alelade, en basit karşılık olarak gösterebileceğimiz ‘Diego, aşkım’ şeklinde yazılmış olmasına rağmen, Frida aşklarını ve yakınlıklarını hissettiriyor. Mektubu ellerinde tutmuş, dudaklarıyla öpmüş olması, Diego’nun mektubu almış ve ellerinde tutmuş olması… Bu küçücük kâğıt parçası tüm yalınlıklarını ve samimiyetlerini; hayatlarının dünyeviliğini barındırıyor.

Sanatçılar için her kâğıt parçası ayrı bir anlam taşır. Bu kahverengi, katlanmış. Diego biriktirmiş. Bir başkası saklamış. Hâlâ yaşıyor.”

Kaynak: Billboard, Smithsonian