Okuma süresi: 4 dakika

24 Nisan

Tarih boyunca yaşanmış en kötü endüstriyel kaza 24 Nisan 2013 günü Bangladeş’in Dakka şehrinde gerçekleşti. Sabah 8.45’te. Senin veya benim hem daha ucuza hem de daha çok kıyafet alabilmemiz için hasar ve çatlaklarla dolu, garip seslerin çıkmaya başladığı plazadaki giyim fabrikalarına sömürülmeye giden pek çoğu genç kadın olmak üzere 1134 işçi hayatını kaybetti. 2500’den fazla kişi yaralandı; bazıları enkazdan kurtulmak için kendi uzuvlarını kesmek zorunda kaldı. Bugünü unutmayalım. Bugün biz; plazanın tehlikeli olmasından dolayı giriş katındaki dükkan ve bankaların kapatılmasına rağmen giyim fabrikalarının zorla işçi çalıştırmaya devam etmesiyle giyim sektörünün zalimliğiyle yüzleştik. Bugün açgözlülüğün kaç cana mal olabileceğine şahit olduk. 24 Nisan 2013 günü biz insanlık olarak sınıfta kaldık. Neredeyse 1 ay 1 yıl sonra da 13 Mayıs 2014 günü, Türkiye Soma’da 301 vatandaşını kaybettiği kendi tarihinin en büyük iş faciasını yaşadı.

Facia Sonrası, Öncesine Dair Öğrendiklerimiz

Aslında Bangladeş’teki işçi sendikalarının çalışma koşullarını iyileştirmeye yönelik çabalarının olduğunu ama bunun devlet ve işveren firmalar arasında oluşturulan bir ittifak ile bastırıldığını öğrendik. Bangladeş’in ihracatının %80’ini giyim sektörü oluşturduğu için işçi sendikalarının hak arayışını bu ittifak ulusal çıkarları zedelemekle ilişkilendirdi. 

Giyim sektöründe yaşanan uzun mesai saatleri, güvenli olmayan çalışma koşulları, düşük maaşlar gibi adaletsizlikler gün yüzüne çıktı. Örneğin Rana Plaza’daki fabrikalarda aylık ortalama maaşın 50 dolar olduğunu öğrendik ki bu da genel olarak ürettikleri bir pantolonun Avrupa ya da Amerika satış fiyatından daha düşük. Bu maaşın ne kadar yetersiz olduğunu bir diğer giyim fabrikasına ev sahipliği yapan Kamboçya ile kıyaslayarak belki daha iyi anlayabiliriz. 

Kamboçya’da Giyim Sektöründeki Bayılmalar

Kamboçya Ulusal Güvenlik Fonu 2017 yılında 1600 giyim işçisinin fabrikalarda bayıldığını tespit etti. Öncelikli sebep; işçilerin beslenme eksikliği. Çalışanların %32’si anemik ve çok zayıf oldukları için yorgunluk, halsizlik, konsantrasyon eksikliği, düşük verimlilik ve sonrasında da bayılmalara sebep oluyor. Bu noktada da neden yetersiz besleniyorlar diye sorarsak, çok düşünmeden düşük maaşın cevap olduğunu anlayabiliriz. 153 dolar olan ortalama aylık maaşlarının, bir yandan aileleri için para biriktirdiklerinden dolayı ancak 46 dolarını beslenmeye ayırabiliyorlar. Halbuki 2016’da yapılan bir araştırma minimum 75 doların yemeğe harcanması gerektiğini vurguluyordu. Yemekhanelerin eksikliği de bu problemi destekler nitelikte. 

2. sebep olarak kötü çalışma koşulları başlığında; çok sıcak çalışma ortamları, havalandırma eksikliği, maruz kaldıkları toz, duman ve kimyasallar, içme suyu eksikliği, ilk yardım odasının olmaması, ve yönetici baskılarını sıralayabiliriz. Son olarak da ben fazla mesai yapmak istemiyorum dediğinizde iş sözleşmenizin fes edileceğini bildiğiniz için günde 14 saat olmak üzere bir ayda 27 gün çalışmaya mecbur kalmak da bayılmaların bir diğer önemli sebebi olarak açıklanıyor. 

Facia Sonrası Aldığımız Dersler (?)

When workers die, no company can walk away. 

– Dalia Hashad/ Al Jazeera 

Primark, açıkça Rana Plaza’da bağımsız bir tedarikçileri olduğunu açıklayan ilk firma olarak sorumluluk almayı kabul etti. Bu bence şu yüzden önemli; Benetton yıkım sonrası Rana Plaza’da tedarikçisi olmadığını savunarak bu katliamdan zarar almadan hiç bir ödeme yapmadan çıkmanın hayalini kurarken yaptıkları hatayı üstlenmedikleri için marka imajlarına daha büyük zarar verdiler. Enkaz altında Benetton logolu kanıtlar bulundu, verdikleri siparişin belgesi ortaya çıktı, 1 milyon kişi Benetton’nın sorumluluk alması için imza topladı ve en sonunda kabul etmek zorunda kalıp Uluslararası İşçi Örgütü’nün (ILO) oluşturduğu yardım fonuna (The Rana Plaza Donors Trust Fund) bağışta bulundular. Bu link üzerinden daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. 

Workers have more influence from the grave than when they’re alive

– Steven Greenhouse/ CNN

İş Sağlığı ve İşçi Güvenliğinin sadece batı dünyasına ait lüks bir kavram olmadığını Bangladeşli üreticiler kabul ettiler. Clean Clothes Campaign’nin de gayretleriyle 200’den fazla küresel firma, Yangın ve Bina Güvenliği Anlaşmasını (Accord on Fire and Building Safety) imzaladı. Rana Plaza katliamından tam 5 ay sonra Bangladeş başka bir dehşet ile daha yüzleştiği için (Tazreen giyim fabrikasının yanması sonucu 112 kişi hayatını kaybetti.) böyle bir yaptırım kaçınılmaz hale gelmişti. Bangladeş’te yasal olarak bağlayıcılığı olan bu anlaşma ile küresel firmalar sadece temel güvenlik kriterlerini karşılayan firmalardan ürün tedarik edebiliyorlar. Bu anlaşmanın işlerini zorlaştırdığı için yenilenmesini istemeyen firmalar var. Ayrıca her ne kadar iki bine yakın fabrikada temel kriterler sağlanmış olsa da CNN’in haberine göre binden fazla fabrikada hala tehlikeli çalışma koşulları söz konusu. 

Katliam sonrası bir diğer gelişme; 2014 yılı Ocak ayında asgari ücret 65 dolar oldu. Ama enflasyonun da artmasıyla Rana Plaza’dan beri işçilerinin hayat standartlarında iyileşme olmadı. İşçi Hakları İhlaline yönelik sendikalaşma artıyor. Ama bir yandan da Bangladeş hükümeti grev yapan, daha yüksek maaş için protestolara katılan işçileri tutukluyor ya da gösterilere katılanlar işten atılıyor. Open Society Foundations’a göre 2016 yılında 1600 işçi işten çıkartılmış. Bu satırları yazarken İkizdere’de 15 gün süreyle gösteri, yürüyüş ve basın açıklası yapılmasının yasaklandığı haberini okumam manidar oldu.

Giyim Sektöründeki Adaletsizlikle Mücadele

Sektördeki adaletsizliğe dikkat çekmek için yapabileceğimiz birçok adım var. Markaların hem merkez ofislerde hem de ürün tedarik ettikleri firmalarda çalışanlarına nasıl davrandıklarıyla ilgili araştırmalar yaparak, çevremizi de bilinçlendirerek sosyal açıdan adil üretim yapan markalara yönelebiliriz. Örneğin Clean Clothes Campaign’nin bir çalışması olan ”Fashion Checker” üzerinden aklınıza gelebilecek pek çok büyük giyim firmanın hangi ülkelerde üretim yaptırdığını, tedarikçi firmalarının isimlerini, kadın ve erkek işçi oranlarını, verilen ortalama maaşları vs. bulabilirsiniz tabi firma tedarik zincirini paylaşacak kadar şeffaf ise. Şeffaf olan firmalarda dahi pek çok bilgi eksik olsa da Fashion Checker, büyük firmaların adaletsizlikle nasıl mücade ettikleri ya da görmezden geldiklerini biraz da olsa anlamak açısından faydalı olabilir. 

Örneğin büyük bir firmadan gömlek alıcaksanız ve gömleğin Türkiye’de üretildiğini okudunuz. Bunu okuyunca Türkiye’de üretildiyse tedarikçi firmanın çalışma koşulları da iyidir çıkarımı yapmak doğru değil. Çocuk işçi çalıştırılabilir, fazla mesai ücreti ödenmiyordur, işçi sigortasını tam yatırılmıyordur, sağlık sigortası kapsamlı değildir, işyerinde baskı ve mobbing vardır, öğle yemeği çıkıyorsa besin değeri düşük yemekler veriliyordur ya da yemek çıkmıyorsa günlük 15 TL yükledikleri için yine besin değeri yüksek şeyler yeme fırsatı bulamadıkları yemek kartı veriliyordur, öğle yemeği molası sadece 30 dakikadır… Burada söylemeye çalıştığım Türkiye’de de üretilse pek çok adil olmayan, haksız, hukuksuz uygulamayla karşılaşabiliriz. O yüzden bilinçli müşteriler olup bu tarz ortamlara sahip tedarikçilere iş veren büyük firmalardan, ya da ortamlarını iyileştirmeleri için tedarikçisini teşvik etmeyen ve maddi olarak desteklemeyen aksine bu adaletsizlikten çıkar sağlayıp daha ucuza ürün alabildikleri için karlı olmalarıyla gurur duyan büyük firmalardan ihtiyaçlarımızı karşılamamak da mücadelemizin bir parçası olmalı. Yine de alışveriş şart ise büyük firmalara ve karanlık dünyalarına bulaşmadan, daha küçük, yerel piyasada iş yapan, kaç kişinin hangi koşullarda çalıştığıyla ilgili daha kolay bilgi alabileceğimiz şeffaf ve adil işletmelere yönelebiliriz. 

Ya da hiç alışveriş yapmayabiliriz? Hali hazırda sahip olduğumuz kıyafetleri, çorapları onarmak, onları farklı biçimlerde değerlendirmek de mücadelenin bir parçası. Örneğin, kardeşim artık giymediği kot ceketini keserek satın almak istediği kısa ceket haline getirdi ve artan parçayla da kendisine makyaj çantası yaptı. Son olarak da ikinci el pazarları, dükkanları ziyaret ederek de ihtiyacımızı karşılayabiliriz. Bu sektörün petrol endüstrisinden sonra dünyayı en çok kirleten sektör olması sebebiyle oluşan çevresel tahribatlarına bu yazıda değinmesem de yapacağımız her bilinçli davranışın sadece sosyal adaletsizliğe değil çevresel mücadeleye de katkı sağlayacağını belirtmek isterim. Bu konuda siz de yaptıklarınızı yorumlarda benimle ve diğer tüm okuyucularla paylaşırsanız çok sevinirim 🙂