Siyasi hiciv niteliği taşıyan, Amerika’nın uzun soluklu çizgi roman kahramanı Pogo’yu hatırladınız mı? Muhtemelen, eski nesiller daha iyi bilecektir. Aşağıdaki afiş de Pogo’nun yaratıcısı Walt Kelly tarafından ilk Dünya Günü’nde yapılmış. O günden bugüne görüyoruz ki ne yazık ki hiçbir şey değişmemiş.

“Düşman ile karşılaştık… ve o biziz.” Walt Kelly / Public Domain

TreeHugger sitesi çevreci ürünler, infografikler ve değişik listelerin yer aldığı makaleler hakkında gün içerisinde binlerce mesaj alıyor. Aralarında TreeHugger’ın dikkatini en çok çeken mesaj ise şöyle: “Televizyonlarımızın parlaklığını kısıp, oyun konsollarımızı uyutursak Dünya’yı güzelleştirmede büyük bir farklılık yaratabiliriz”. Bundan birkaç sene önce de, TreeHugger sitesinin tasarım editörü Llyod Alter’a bir öğrencisi “Enerji tasarrufu sağlayan camlar, elektrikli arabalar veya bambu çorapları alarak değil de, başka şeyler yaparak çevreyi nasıl koruyabilirim?” diye sormuş. TreeHugger’da mesajlar ve yöneltilen sorular üzerine herkesin uygulayabileceği bir liste hazırlamış. İşte Dünya’yı daha güzel bir yer haline getirebilmeye yardımcı olacak o liste;

1. Toplu taşımayı ve yürümeyi tercih edin

Yaşamayı seçtiğiniz yer, ne kadar enerji tüketeceğinizi belirleyen tek en önemli faktördür. İlla ki Manhattan’da 40 katlı bir gökdelende yaşamanız gerekmiyor. Yürümeye elverişli bir yaşam tarzını destekleyen yerler Kuzey Amerika’nın karşısında da var. Şu anki şehirler, kasabalar oluşturulmadan önce bu zaten yaptığımız bir şeydi. Arka arkaya yapılan çalışmalar, her şeyin tesadüfi olduğunu ve transit yönelimli kalkınma, yürüyebilirlik, tarihselliğin karışımı olan şehirliliktense yoğunluk ile ilgili yapılabilecek şeylerin daha az olduğunu gösteriyor.

2. Bir bisiklet alın

Arabalarınızdan çıkın, onlar sadece hafta sonu eğlencesinden ibaret. Onları her şey için kullanmayın. Araba sürmek yerine bisiklet sürmenin yararları o kadar fazla ki bu ayrı bir liste oluşturur. Bu madde aslında 1 numara ile bağlantılı. Diğeri olmadan bir tanesini yapmak çok zor.

3. Konfor alanı oluşturun

Olgyay tarafından 1963’de yapılan bu çizimde; yüzyıl ortası modern tarzdaki sandalyesinde oturmuş büyük bir keyifle piposunu içen adam, konfor alanında oturuyor. Yani sıcaklığın, nemin ve esintisinin istenilen şekilde olduğu yerde. Fakat tüm termostatlar, nem ölçerler, fırınlar ve klimalar; sıcaklığı ve nemi tek bir noktaya taşımak için tasarlanmıştır. Ayrıca ısı verip alması için sürekli çalışan bir mekanizmaya da ihtiyaç duymaktadırlar. Bence, Nest termostatı almaya can atmamak için bir sebep var; sıcaklık, ne kadar rahat olduğumuzu etkileyen tek faktördür.

Hava kuruysa ya da dolaşım halindeyse, daha yüksek sıcaklıklarda da rahat hissedebiliriz. Sıcaklığı sabit tutmak için enerjiye para ödemek zorunda değiliz. Biraz esinti için pencereleri açarak kendi konfor bölgemizde kalsak yeterli, değil mi?

4. Havaya uygun giyin, enerjiden tasarruf et

Resimlerde gördüğümüz gibi, Elvis ve Jim o anki havaya uygun şekilde giyinmiş. Low Tech Dergisi’nden Kris De Decker bu konuda şöyle demiştir:

“Giysilerin enerji tasarrufu potansiyeli o kadar fazladır ki göz ardı edilemez. Gerçi bu, aslında tam da günümüzde olan biten bir durum. Tabii bu, ev yalıtımı ve verimli ısıtma sistemlerinin teşvik edilmemesi gerektiği anlamına gelmez. Her üç yol da denenmelidir. Ancak giyim izolasyonunun denenmesi açıkçası en ucuz, en kolay ve en hızlı yol olacaktır.”

Bu yöntem, yaz aylarındaki çok sıcak havalarda da gayet başarılı. Bol, açık renkli ve doğal kıyafetler giyerseniz ve biraz esinti varsa termostatı açabilirsiniz. Kullanımı sıfıra indirin demiyoruz ama giysilerin izolasyonuyla enerji tasarrufunu yarı yarıya indirebilirsiniz. Isıtma ve soğutma için tüketilen enerjiyi azaltmanın en önemli yolu uygun bir şekilde giyinmektir.

Promo Image

5. Minimalist Ol

Aslında bu olay sadece ihtiyacınız olmayan ve kullanmadığınız her şeyden kurtulup daha az eşya ile yaşamak. Llyod Alter, yıllar önce Planet Green’e “Mies Van Der Rohe, tasarımlarının sadeliğini tanımlamak için “less is more” (azın daha çok olduğunu savunan görüş) tabirini kullanmıştır. Bizler ise onun bu tanımını daha az eşya kullanarak ve onlar için gereken alanı evlerimizde daha da azaltarak yaşam tarzımıza yansıtıyoruz. 60’lı yıllarda “minimalizm” kavramı, ilk başlarda bir sanat tarzını tanımlayan moda haline daha sonra ise tasarım haline geldi. Mimari açıdan “minimalizm”, mimariyi; alan, ışık ve formun temel kavramlarına indirgeme sürecine dayanmaktadır” diye yazmıştı.

Minimalizm, William Morris’e kadar geriye de gitmektedir. “Evinizde kullanışlı olduğunu veya güzel olduğu düşünmediğiniz hiçbir şey olmasın.”

6. Televizyondan kurtulun

“Kaç tane platforma ihtiyacınız var? Birkaç yıl önce televizyonumuzdan kurtulduk. Artık hiç özlemiyoruz. Gerçekten bir şey izlemek istediğimiz zaman, bunu sosyal bir etkinliğe dönüştürüyoruz ve arkadaşlarımızı ziyarete gidiyoruz. Geri kalan her şey için bilgisayar kullanıyoruz. Çok daha az yer kaplıyor,” diyor Llyod Alter.

7. Daha az kırmızı et tüketin

TreeHugger’ın kurucusu Graham Hill, “Hafta içi vejetaryeniyim” diyerek sözlerine şu şekilde devam ediyor:

“Hafta içi vejetaryenliği güzel bir program. Karbon ayak izim daha az oldukça kirliliği daha da azaltıyorum. Hayvanlar adına daha iyi hissediyorum. Hatta para da biriktirmiş oluyorum. Fakat en iyisi de daha sağlıklı olmam. Daha uzun yaşayacağım, hatta biraz da kilo verdim.”

Bunun en iyi yöntem mi yoksa sadece bir yaklaşım mı olduğundan emin olamayız. Tavuğun karbon ayak izi somonunkinin yarısı kadar ama sera domatesinden daha az. Gerçekten her şeyin karbon ayak izine, mevsimsel farklılığına, tarımın sürdürülebilirliğine ve hasat uygulamalarına, içeriğindeki kimyasal maddelere bakmalısınız. Elbette ki tüm veriler konvansiyonel olarak yetiştirilen kırmızı etin büyük bir çevre meselesi olduğunu göstermektedir. Bu mesele ise biraz karışık.

8. Yerel ve mevsimlik gıdalar tüketin

Yerel gıda şüphecilerini bir kenara bırakıp, mevsimlik konusunu aklınızın bir köşesine not edin. Yoksa gerçekten fosil atık yiyor olursunuz. Llyod Alter, “Bu sadece kendi yiyeceğimizi üretmek ve pazardan alışveriş yapmak demek değil. Yiyecek sistemimizi gerçekten geliştirmeliyiz ki artık fosil atık yemeyelim. Geliştirmek için ise yaşadığımız yerin tasarlanma şeklini, atık sistemimizin nasıl çalıştığını, dağıtım sisteminin nasıl ayarlandığını, sezon dışı tedarikçimiz haline gelmiş gelişmekte olan dünyada ne yaptığımızı dikkate almalıyız. Bunlar bir yana dursun, biz öncelikle yerel ve mevsimlik gıda tüketme kararı almayı başlangıç noktamız yapalım. Diğerleri arkasından kolayca gelecektir,” diyor.

Lloyd Alter

9. Konserve hazırlayın

Eğer artık yerel ve mevsimlik gıdalar tüketecekseniz, önceden plan yaptığınız takdirde daha fazla çeşitlilik elde edeceksiniz. Pek çok Amerikalı için konserve sezonu yabani pırasa ve kuşkonmaz ile başladı bile. Çoğunluk kuzeye gidiyor. Bunlar arasında TreeHugger’da yazar olan Kelly Rossiter da var. O da hazırlık yapıyor. Ve bu konuda şöyle diyor;
“Şubat ayında kar fırtınası sırasında bir kavanoz şeftali reçeli açmanın sarhoş edici bir etkisi var. O tadı ve aroması ise sizi yaz aylarına geri götürüyor.”

Lloyd Alter

10. Yedi “T” kuralını uygulayın

  • Her seferinde yenisini almak yerine TEKRAR KULLANIN.
  • Eski eşyaları yeni bir amaçla TEKRAR İŞLEVSEL HALE GETİRİN.
  • Organik olan her şeyi kompost için TOPRAĞA ATIN.
  • Yenisiyle değiştirmek yerine TAMİR EDİN.
  • İade uygulayan yerlerden alışveriş yaparak memnun kalmadığınızda TEKRAR GÖNDERİN.
  • Tek kullanımlık şişeler ve kağıt bardaklar almak yerine kendi şişenizi TEKRAR DOLDURUN.
  • Ambalajlarla kaplı, tek kullanımlık şeyler almayı TERCİH ETMEYİN.

Geçmiş Dünya Günü‘nüz kutlu olsun!

Kaynak: Treehugger