Uzun zamandır adını sıkça duyduğum ‘Nebula’ filmiyle, 30. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde buluşma şansını buldum. Film 38. İstanbul Film Festivali’nde Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’nü almasının ardından, 30. Ankara Uluslararası Film Festivali’nden de Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film ödülünü aldı.

Filmin yönetmeni, aynı zamanda Plato Meslek Yüksekokulu’ndan bölüm hocam olan sevgili Tarık Aktaş. Öğretmenim olan Tarık Aktaş ile; kendini yönetmenliğe götüren süreci, ‘Nebula’ filminin ortaya çıkış hikayesini, filme dair merak edilenleri ve yeni projelerini konuştuk…

“Doğayı insan doğasıyla eş görme, benim çok hoşuma gitti”

Sizi ilk uzun metrajlı filminizi çekmeye yönlendiren şey daha doğrusu yönetmen olma hikayeniz nasıl başladı?

Lisans dönemimde ‘Güzel Sanatlar’ okurken, kısa film ve video-art çalışmaları yapıyordum. Bu kısa filmlerin birçoğu yurtdışındaki festivallere gitti ve ödüller almaya başladı. Uzunca bir süre uzun metraj film çekmeyi düşünmedim. Çünkü öğretim görevlisi olarak görev yapmaya başladım ve yoğun bir temposu vardı. Öğretim görevlisiyken film çekmeye ara verdim. Ancak daha sonra ‘Nebula’nın ilk fikirleri doğdu ve doğru zamanda ilk uzun metrajlı filmimi gerçekleştirdiğimi düşünüyorum.

İlk uzun metrajlı filminiz “Nebula”nın hikâyesi nasıl ortaya çıktı?

‘Gelişim romanı’ okuduğum dönemlerden bir tanesiydi. Bu türü araştırmaya başladığımda, ilk örneklerinden sayılan İbn-i Tufeyl’in “Hayy İbn Yakzan” isimli romanını okumaya başladım. Hayy İbn Yakzan, insan doğasını doğaya paralel bir şekilde anlattığı için benim için ayrı bir roman oldu. Doğayı insan doğasıyla eş görme, benim çok hoşuma gitti ve ilk uzun metrajlı filmimi bunun üzerine kurmaya karar verdim.

Senaryo yazım süreci ne kadar sürdü?

Çok kısa sürdü, çünkü senaryo yazma konusunda kendimi hızlı görüyorum. Filmin içeriye doğru bir yaklaşımı var ve bunu çok özgün ve biçimsel kararlarla aktarıyor. Bu kısmının oluşması ise daha uzun sürdü. Bunlar için gerekli dokümanları hazırlamak; mesela storybord hazırlamak, çekim senaryosu geliştirmek gibi donelerin ortaya çıkması çok vakit almadı. Hem ders verdiğim hem de bazı projelere danışmanlık yaptığım bir dönemdi. Sadece Pazar günümün bana kaldığı bir dönemde senaryoyu tamamlamıştım.

Filmin yapım sürecinde eşiniz Güneş Şekeroğlu devreye girdi. O buluşma nasıl oldu?

Güneş ile lisans dönemimden bu yana tanışıyoruz. Benim kısa filmlerimi ve video art çalışmalarımda beraber çalıştık. Dolayısıyla süregelen bir yapımcı-yönetmen ilişkisi vardı hep aramızda. Uzun metrajlı film için çalışmaya karar verdikten sonra her şey çok kolay oldu. Uzun metrajlı filmi yapmayı isteyip istemediğimizle ilgili bir sorgulama vardı, o da zamanla aşıldı.

Filmin oyuncularına baktığımızda ilk kez gördüğümüz isimler. İlk kamera deneyimleri miydi? Cast çalışma süreci nasıl ilerledi?

Filmde oyunculuğa karşı farklı bir yaklaşımım var. Bu projeyi profesyonel oyuncularla sağlayabileceğimden çok emin değildim. Ama bu filmi yazmaya başladığım zaman da filmde oyunculuk tecrübesi olmayan isimlerle çalışmayı hep düşünüyordum. Çünkü onların filme verebileceği etkinin; profesyonel oyunculardan ve benim beklentimden daha fazlasını sağlayabileceğini düşündüm. Oradaki doğayı, beden dilleriyle daha iyi aktarabileceklerini düşünüyordum ve istediğimiz sonuca ulaştığımızı düşünüyorum.

“Filmdeki hiçbir oyuncu, senaryoyu önceden okumadı.”

Baş karakterlerin, filmin yönetmeni veya senaristiyle her zaman ayrı bir bağı vardır. ‘Hay’ karakteri de bu noktada önemli. Barış Mert Bilgi ile nasıl bir çalışmanız oldu?

Barış Mert Bilgi, çocukluk arkadaşımın yeğenidir. Barış, başka bir proje için cast görüşmesine gelmişti ve biz onunla orada tesadüfen karşılaştık ve yeniden tanıştık. Film çekmeyi düşünmediğim bir dönemdi, fakat o dönem benim aklımın bir köşesine yazıldı Barış. Çünkü ilginç birisi olarak geldi bana ve onu daha yakından tanımayı istedim. Ardından ‘Nebula’nın fikirleri ortaya çıkınca ve Barış’la Bursa’da buluştuk. Barış Mert, çok hızlı iletişim kurabilen ve algısı inanılmaz açık birisi.

Bu arada filmdeki hiçbir oyuncu, senaryoyu önceden okumadı, Barış da dahil. Biz çekim başlamadan ve çekim süreci boyunca, oyuncularla sadece filmin çekildiği bölgelerde gezdik ve film üzerine hep konuştuk. Filmin hissini; Barış Mert’in bakışları ve sahneye kattıklarıyla algıladım diyen çok kişi oldu. Bu da benim için çok memnun edici bir şey.

‘Hay’ karakteri filmde daha çok görünse de, aslında diyaloğu az gibi. Fakat her karakter filmde eşit derecede yer alıyor gibi sanki…

Aynen Hay karakterinin filmde çok az diyaloğu var diğer karakterlere göre. Ormanda yürüme sahnesinde Ömer karakterinin mesela daha çok diyaloğu var.

Filmde yer alan atın içinden çıkan solucanların sahnesi ve ağaç kesilme sahnesi bende deneysel bir hava aksettirdi. Siz ne düşünüyorsunuz, bu filmin bir türü var mı?

Filmin bir türü yok, tamamen içerikten kaynaklanan bir biçimi oldu. Ben genel olarak filmin deneysel olduğunu düşünmüyorum, ama daha önce deneysel türünde kısa filmler ve video-artlar çekmiştim. Çağdaş sanatlarla ilgilendiğimi bilen izleyiciler, video-art’a yakın sahnelerin olduğunu söyledi. Mesela koyunun üzerinde ışıkların oynadığı sahne, kuş planının olduğu sahne gibi. O sahneler bu anlamda bir his oluşturmuş olabilir.

Kulun olduğu sahneye, hızlı bir ‘zoom’ tekniği kullanmışsınız. Beni rahatsız ettirmedi değil. O sahnede amaçlanan bir şey var mıydı?

Amacım yerini bulmuş belli ki. (Gülüyoruz) Filmin bütününde o sahne dışında dijital bir zoom yok. O sahneye gelindiğinde bir anda ‘ne oluyoruz’ diyor izleyenler. Benim de yapmak istediğim buydu.

Daha önce bahsettiğimiz gibi; atın içinden çıkan solucanlar ve ağaç kesilme sahneleri gibi sahneler gördüğümüzde filmlerde, genelde hayvanseverler ve doğaseverler tarafından bir sorgulama oluşur. Bu konuları irdeleyen bir film olduğu için de gerçeğe yakınlık gerekliydi sanırım. O sahnelerle ilgili nasıl bir çekim gerçekleştirdiniz?

İçerik olarak doğayı anlatan bir film yapmak istiyorsanız, bu konulara karşı bir hassasiyetiniz var demektir zaten. Dolayısıyla, sinemanın araçlarını kullanarak bu çekimler gerçekleştirilmelidir. Hiçbir canlıya zarar vermeden gerçekleştirmek de önemlidir. Kurban kesimi sahnesini düşünürsek, orada tabii ki bir koyun kesilmedi. Birkaç farklı çekim ölçeği, kurgu ve sesler; o koyunun kesildiğini hissettiriyor. At sekansındaki çekimlerin neredeyse %80’i maket ile çekildi. Sadece açılış planında atı direk gördüğümüz için, at sakinleştirildi.

Filmin görüntü yönetimi de oldukça başarılı. Onun için nasıl bir ilerleme kaydedildi?

Görüntü yönetimi için Storyboard çizdim. Kamera, lens ve aydınlatma üzerine bilgiliyim, ki sen benim öğrencim olarak bu konuyu biliyorsun (Gülüyoruz). Bu konuda Neco ile çok iyi bir iletişim kurduk. Ben neyi istediğimi iyi tarif edebildim, o da benim istediğimi çok iyi uyguladı.

“Filmin festival yolculuğundan çok memnunum.”

Filmin dünya prömiyeri Locarno Film Festivali’nde yapıldı. Ardından yurtdışında birçok majör festivalde yolculuk devam etti. ‘Nebula’ yurtdışında nasıl tepkiler aldı?

Filmin bu kadar festival dolaşmasının en büyük sebebi de bu sanırım. Büyük festivallerin programcıları filmi kaçırmak istemediler, seçkiye bile olsa aldılar. Filmin Locarno’da ödül almış olması, diğer festivaller için yolunu açtı. Festival ortamlarında film hakkında birçok şey konuşuluyordu, kulağımıza da geliyordu birkaç şey. Film hakkında bu kadar çok şey konuşulması bizi heyecanlandırıyordu. Ödül almadan yabancı basında yazılar ve röportajlar da çıktı. Genel olarak filmin uluslararası yolculuğundan çok memnunduk.

‘Nebula’ vizyon öncesi Türkiye’deki ilk festivallerinden nasıl tepkiler aldı?

Türkiye prömiyerini yaptığımız İstanbul Film Festivali’nde ve ardından Ankara Film Festivali’nden ‘En İyi İlk Film’ ödüllerini almış olmamız bizi çok mutlu etti. İstanbul’da yarışma filmleri arasında farklı bir film durmasına karşın iyi tepkiler aldık. Ankara’da ise ilginç sorular geldi izleyiciden. Filmin karşılık bulması bizi mutlu ediyor.

‘Nebula’nın ardından gelecek olan yeni projeniz için çalışmalar başladı mı?

Hazırlık aşamasındayız. Bir filme başlarken; filmin içeriğine ve sahip olacağı estetiğe dair uzun bir hazırlanma, araştırma sürecim oluyor. Yazma süreci ise hızlı oluyor. ‘Nebula’ nın festival süreçlerinin ardından yeni proje için de çalışmalar hızlanacak.

NOT: Bu röportajın yayın hakları, Gaia Dergi ve yazarımız Deniz Ali Tatar’a aittir. İzin alınmadan başka sitelerde kullanılmasıYASAKTIR.