Okuma süresi: 6 dakika

Tayfun Öneş ile Multumesc Romania yani “Teşekkürler Romanya” kitabı ile ilgili gerçekleştirdiğim bu söyleşide Romanya’yı, Romanya sosyal kültürünü, yapısını, coğrafyasını, şehirlerini, dünya sporuna kazandırdıklarını ve en önemlisi de Romanya – Türkiye kültürüne, sosyal yapısına ilişkin karşılaştırmaları da yaptığımız bir söyleşi yapmış olmanın mutluluğu ile paylaşıyorum. Multumesc Romania “Teşekkürler Romanya” kitabı Romence, Türkçe ve İngilizce dilinde yazılmasıyla ülkeler arası çok önemli bir kültür kitabı olarak ön plana çıkıyor çünkü.
7 yıldır Romanya’da yaşayan, ilk etapta iş adamı kimliğiyle Romaya’ya ayak basan, kısa sürede Romanya’nın tüm sosyo-kültürel yaşamını özümseyerek yaşamını uzun vadede Romanya’da kurmaya karar veren Tayfun Öneş ile yapmış olduğum söyleşi için buyurun lütfen.

Aynur Kulak: Multumesc Romania yani “Teşekkürler Romanya” kitabınla merhabalaştık ve ben Romence, Türkçe ve İngilizce dilinde yazılmış kitabını büyük bir merakla okudum. İlk olarak yazmayı çok sevdiğinden bahsederek başlıyorsun ve hayatının zorlu ve belki de en önemli kırılma dönemini yaşarken yolun Romanya ile birleşiyor. Romanya’ya giderken o zamana kadar biriktirdiğin neleri yanına alıp gittin? Ve sonuç itibariyle belki de zaten kötü bir dönemimdeyim, gideyim, deneyim diye başladığın süreçte 7 yıl geçirmiş olman ve Romanya üzerine Romanya kültürünü ve Türkiye kültürünü karşılaştırarak kaleme aldığın bir kitap. Ne söylemek istersin?

Tayfun Öneş: Romanya’ya giderken beni nelerin beklediğini elbette bilmiyordum; ancak kitapta da sözünü ettiğim üzere bu çok bilinmeyenli yolculuğun benim açımdan sıkıntılı bir dönemin hemen ardına denk gelmesi her halükârda iyi olacağına dair hislerimi güçlendiriyordu. Yani biraz da eskilerin deyimiyle “tebdili mekanda ferahlık vardır” iyimserliğine bırakmıştım kendimi ki, iyi ki de öyle yapmışım. Bugün geriye dönüp baktığımda Romanya’nın –en çok da kendine has huzuru ve neşesi sayesinde- beni daha ilk aylardan itibaren adeta rehabilite ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Aynur Kulak: Teşekkürler Romanya kitabını yazma niyetini ilk satırlarda belirtip, “Türkiye’den birilerinin turist olarak veya bir görev için gelmesi gerektiğinde bu kitapla anlatmaya çalıştığım gözlemlerim onlara az da olsa rehberlik eder, daha kolay uyum sağlamalarına yardımcı olursa ne mutlu bana!” diyerek kitabın içeriğini anlatmış oluyorsun. Fotoğraflar eşliğinde verdiğin önemli yer bilgileriyle, mekanlarla, günlük yaşam ritüelleriyle, kültürüyle ilişkin yorumlarınla hakikaten de ülkeye dair rehber bir kitap olduğunu görüyoruz Teşekkürler Romanya’nın. Fakat kitap sadece Romence ve Türkçe dilinde değil, İngilizce çevirisi de mevzu bahis ve bu yönüyle uluslararası anlamda da bir hizmet sunmuş oluyorsun Romanya kültürüne.

Tayfun Öneş: Kitabı yazarken böyle bir misyonu üstlenerek yazmadım elbette ama oraya çalışmaya ve yaşamaya gelen yabancılar sadece Türklerden ibaret olmadığı için başka ülke vatandaşları da dilerlerse okuyabilsinler istedim. Hatta başlarda hem İngilizce hem Türkçe yazmayı, yani kitabı iki dilde paralel götürmeyi denedim ama dürüst olmak gerekirse çok fazla zorlandım ve sonunda pes ettim. Tamamen Türkçe yazıp sonradan tercüme ettirdim.

Romanya’nın kültürünü ve bu kültürün bende bıraktığı etkileri, yarattığı duyguları anlatırken ister istemez bizim kültürümüzle karşılaştırdım. Bu bağlamda uluslararası bir hizmet sunma yakıştırmanı hak etmediğim kadar iddialı buluyorum veya çok hoş bir iltifat olarak alıyorum. Bazı kuruluşların yapmış oldukları çalışmalarda yer alan, toplumsal değerler açısından Batı ülkeleri (örneğin Almanya) ile Romanya gibi ülkelerin kıyaslamalarına da kitabımda yer verdim. Ancak daha ziyade bizim toplumla Romen toplumunun kültürlerini, gündelik yaşamlarını kıyasladım. Önümüzdeki günlerde kitabımın Romanya’da tanıtımı daha geniş çaplı yapılacak ve doğrusunu istersen alacağı tepkiyi ve gelecek yorumları ben de çok merak ediyorum.

Aynur Kulak: Ve Bükreş. Küçük Paris. Paylaştığın fotoğraflara bakıyorum ve pandemi dönemi ile birlikte uzun süredir bir Avrupa şehrine turistik gezi yapamamanın özlemiyle de şu sokaklarda yürüsem, Tayfun’un bahsettiği mekanlarda oturup, biramı yudumlarken etrafa baksam diyerek iç geçirdim. Kitapta bahsediyorsun ama burada da sormak istiyorum: Bükreş için neden küçük Paris benzetmesi yapılıyor, biraz bundan bahseder misin? Yaşam pratikleri, günlük ritüeller, kültürel kodlar bir şekilde birbirine değiyor, birbirini etkiliyor bu yüzden de benzerlikler oluşabiliyor diyebilir miyiz?

Tayfun Öneş: Bükreş’e “Küçük Paris” yakıştırmasını kazandıran en önemli etken şehrin bir çok yerindeki binalarda görülen mimari özellikler. Bu konuda zirve ise Zafer Takı’dır; Fransa’daki Arc de Triomphe’un bire bir aynısını, ancak daha kücük bir versiyonunu (yaklaşık üçte birini) Romenler de yaptırmış. Hatta ulusal bayramların bazılarını orada toplanarak kutluyorlar. Bükreş’in binalarında görülen Fransız etkisinde aslında endirekt olarak Osmanlı’nın da rolü var; şöyle ki: Romanya’nın Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenlğinden çıkıp bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte ülkeye özellikle de Bükreş’e Fransa’dan mimarlar getirtilerek o dönem yeni ve önemli binaların projelerinin Fransız mimarlara yaptırtıldığı söyleniyor. Ayrıca bir başka sebep bence şu olabilir: Romence, Avrupa’daki 5 latin kökenli dilden biri. Diğer Latin dillerinin başında da Fransızca geliyor.

Aynur Kulak: Yukarıdaki sorudan ek alarak hemen Romanya kültürü ile Türkiye kültürünü neredeyse her satırda, her verdiğin yeni bilgide gayet olağan bir şekilde karşılaştırdığın noktaları konuşmak istiyorum. “Olağan bir şekilde” diyorum çünkü şehre ve ülkeye alışma aşamasında ve sonrasında da karşılaştırmalar yapmamak imkansız. Siyasi yapısından, işleyen günlük siyasete, ekonomik yapıdan, şirket yönetimine, kadın-erkek ilişkilerine dair gözlemlediğin dengeye, toplumun bir konu ile ilgili takındıkları tavırdan, mutfak, yeme-içme kültürlerine varana kadar karşılaştırmalar yapıyorsun. Seni ilk etapta iki kültür arasındaki en şaşırtan karşılaştırmayı sormak istiyorum ve çok severek, en hızlı adapte olmanı sağlayan taraflarının ne olduğunu da… Çünkü bir birey, sosyal bir insan ve şirket yöneticisi olarak, hatta bir baba olarak, ailesini İstanbul’da bırakıp Romanya’ya yerleşmiş biri olarak neydi en çok şaşırdığın ve seni en etkileyen konular?

Tayfun Öneş: İki kız çocuğu babası olarak en etkilendiğim konu kadın erkek eşitliği, kadına duyulan saygı ve dolayısıla kadınların günlük hayatta ve iş hayatında sergiledikleri rahatlık. Beni en çok şaşırtan şey bu oldu diyebilirim. Çok severek çok kolay adapte olduğum şey ise Romenlerin de bizler gibi duygusal olmaları, reaksiyonlarının genellikle rasyonellikten değil de duygusallıklarından kaynaklanması. Ayrıca onların da bizim gibi eğlenerek sosyalleşmeyi sevmeleri. Ve de barışçıl olmaları. Gerçi onlar bize göre çok daha barışçıllar.

Aynur Kulak: Romanya’nın sadece Bükreş’ten veya şehirdeki yaşam kültüründen ibaret olmadığını göstermek açısından gidilmesi, görülmesi, gezilmesi gereken diğer şehirlerini de görüyoruz kitapta. Herastrau, Köstence, Sibiu, Braşov gibi. Fotoğraflar eşliğinde de olunca hakikaten gidip görme isteği uyandırıyor. Neden bu şehirleri seçtin, ne söylemek istersin bu şehirlerle ilgili? Mesela dünya futbolunun en önemli ismi Hagi’den bahsediyorsun. Hagi’nin otelinden gördüğümüz nefis bir Karadeniz manzarası var mesela. Köstence deyince sadece Hagi değil, dünya tenisinin bir numaralı ismi Simona Halep’ten de bahsediyorsun. Tek başına bazı isimlerin spor üzerinden, sanat üzerinden ya da bir ülkeye yaptığı katkının önemi de ortaya çıkıyor böylelikle, öyle değil mi?

Tayfun Öneş: Hagi ahh! Hagi… Biliyorsun ben zamanında “İçimizdeki Futbol, Dışımızdaki Futbol” diye de bir kitap yazmıştım. O kitabımda da konu ettiğim, kendisini 5 sezon boyunca tribünlerden izlediğim Hagi’yle tanışma fırsatı bulmam bile benim için Romanya deneyimini başlı başına özel ve güzel kılıyor. Romanya’da yaşamaya başlayınca ona olan hayranlıkta haksız ve yalnız olmadığımı bir kez daha anladım. Ona bütün Romanya büyük bir saygı ve hayranlık duyuyor. Aynı şekilde Simona Halep de orada çok sevilen bir sporcu. Her ikisi de Romanya’nın dünyada daha çok bilinmesini, duyulmasını sağlasalar da sanki bunun farkında değillermiş gibi doğal ve mütevazı davranıyorlar (özellikle S. Halep). Bu da beni hem şaşırtmıştı hem de çok takdir etmiştim.
Kitapta yer verdiğim şehirlere gelince: İnan ki, bir o kadar daha farklı yeri gidip görülmesi için önerebilirim. Romanya henüz doğal bitki örtüsünü yitirmemiş bir ülke ve Balkanların bu en geniş ülkesi sıcak kanlı, huzurlu insanlarla dolu (ama hıncahınç dolu değil).  Otantik hatta hâlâ ortaçağ çizgilerini koruyan şehirleriyle insanı dertlerinden arındıran bir atmosfere sahip.

Aynur Kulak: Kitabındaki Transfagaraşan ve Transalpina: Motorcuların mabedi isimli son bölümden bahsetmeden geçmek istemiyorum zira bir ülkenin coğrafyasının da o ülke için ne kadar önemli olduğunu gösteren bir bölüm bu. Bir motorun var, motorcusun ve bir coğrafyayı motorla gezmenin, ülkenin ortasında ters bir hilal görünümünde yer alan dağ sırası Karpatları bu şekilde keşfederek tanımanın güzelliğinden bahsediyorsun. Coğrafik görünümle, rotalarla, motorunla paylaştığın fotolar tam seyirlik. Ne söylemek istersin, coğrafya bir ülkenin kültürüyle üst üste örtüşen, bir ülkeyi tanımak, ona yaklaşmak açısından çok önemli bir konu desem, ne söylemek istersin konu ile ilgili? En azından bana kitabın bu bölümü bunları hissettirdi.

Tayfun Öneş: Evet, o iki yer motorcuların mabedi ama oraları görmek için motorcu olmak şart değil. Bükreş’e veya Sibiu’ya uçup oradan araba kiralayarak da o büyülü rotaların keyfine varılabilir. Üstelik oralara gittikçe (yani Bükreş gibi büyük şehirlerden uzaklaştıkça) Romanya’da da kırsal kesimde yaşayan, vahşi kapitalizmden nasibini henüz pek almamış insanların naifliğini çok net gözlemleyebiliyor, tadına varabiliyorsun. 350 yıla yakın oralarda kalmış Osmanlı İmparatorluğunun uzantısı olan bir ülkeden gelen benim gibi birine de kapılarını ve kalplerini hemen açan insanlar ülkesi… Daha ne diyeyim?
Aynur Kulak: “Her şey için teşekkürler Romanya…” diyerek bitiriyorsun kitabı ama bu bir bitiş değil, Romanya’da yaşamaya devam edeceğinin bir işareti aslında, değil mi? Belki de kültürünü, yaşamını, coğrafyasını siyasetini, iş yaşamını, günlük ritüellerini artık bu kadar tanımış ve tam içine girmişken yeni başlıyorsundur, ne dersin? Pandemi dönemi vs… dünyaca yaşanılan bir süreçten sonra, böyle de bir kitaptan sonra rotan ne olacak bunu sormak istiyorum aslında.

Tayfun Öneş: Hassas bir konuya parmak bastın Aynurcum.  7 yıl önce giderken 3, maximum 5 yıl kalacağımı düşündüğüm Romanya’yı kitabı her okuyanın kolaylıkla anlayacağı gibi artık çok seviyorum. Orada çok mutlu yıllarım oldu. Bu yüzden de oradan kopmak, bütün kapıları kapatıp dönmek istemiyorum. Hatta şöyle söyliyeyim: Orada sürekli yaşamak için gerekli izinleri ya da ekonomik altyapıyı sağlayamasam bile kendimi bundan sonra Romanya’dan tamamen kopmuş biri olarak göremiyorum. Ancak buna tek başıma karar vermem bencillik olacağı için yakın zamanda hayat arkadaşımla ve çocuklarımla oturup bu konuyu enine boyuna değerlendireceğiz ve ondan sonra net bir karara varacağım. Bugün hissiyat olarak, geleceğe dair plan olarak Romanya’ya ayak bastığım günlerdeki Tayfun’dan çok farklı biriyim. Hayatıma dair bundan sonraki adımları da 7 yıl önceki Tayfun’a göre değil, bugünkü Tayfun’a göre atacağım kesin.