Kitabın adı; Tecavüzü Konuşmamız Lazım. Bu tür kitaplar ile ilgili yazarken (Hangi tür?) zorlanıyorum. Fakat en çok da bu türde (Kitabın türü mevzuunu açacağım) kitaplar okumalı, üzerlerine düşünmeli, düşünmekle yetinmeyip konu ile ilgili harekete geçmeli ve yazmalıyız. Hatta bakın kitabın yazarı Sohaila Abdulali, -kendisi aynı zamanda bir hayatta kalan’- tam da bu konu ile ilgili ne diyor: “Tecavüz ışığı çekip alır. İçeri tekrar biraz ışık girsin istiyorum. Cevaplarım yok, ancak en azından hepimizin aklında olan bazı soruları ve varsayımları aydınlatacağımı umuyorum. Tecavüz hakkında konuşmalıyız ve tecavüz hakkında nasıl konuştuğumuz hakkında da konuşmalıyız.

Şimdi şunu diyenler çıkabilir; tabii ki böyle söyler, çünkü kendisi bir hayatta kalan. Böyle bir şeyin söylenebilir olması varsayımında bulunuyorum çünkü, Tecavüzü Konuşmamız Lazım kitabını okudum. Tecavüze “cinsel ilişki” tanımında bulunan savcılar olduğunu; çocuklara, “Rızan var mıydı?” diye soran hakimlerin bulunduğunu; bir gazetecinin iki yıl önce, “Tek suçlu tecavüzcü mü?” diye attığı manşeti ve mağdurların cinsiyeti ve cinsel yöneliminden bağımsız olarak cinsel saldırı suçlarının sadece Türkiye’de değil, yasal sistemleri insan hakları açısından daha gelişmiş ülkelerde de diğer suçlara göre daha az yargıya taşındığı konusunda araştırmaların varlığını okudum. Dahası, zaten biliyor olmakla beraber, şiddeti toplumsal bağlamdan kopartan, mağdur kadınların kimlikleri ve meslekleri yerine güzelliği, gençliği, eş ve anne olmaları, seks işçisi olmaları gibi nitelemelerle, kadını kurbanlaştırıp faili canavarlaştırmaya ve sapkınlaştırmaya yönelik yazılı ve görsel haberler, kadına yönelik şiddetin toplumsal kökenlerinin sorgulanmasını engellediği bilgisine sahip oldum.

Oldum da ne oldu? Ruhum zifiri karanlığa kesti, göğsümün üzerine binlerce öküz oturdu, üç beş gün kendime gelemedim. Peki sonrası… ? Sonrasını siz de biliyorsunuz aslında; hayatıma kaldığım yerden, gündelik meselelerimden ve meselelerimizden devam ediyor oluşum, oluşumuz. Bizler gündelik hayatımıza devam ede duralım; şiddete maruz bırakılan ‘başta’ kadınların, çocukların ve erkeklerin istatistiksel rakamlarının gün be gün artıyor olması. Buraya kadar yazdıklarımda bu kişilerin ruhlarında yaşanan tahribata hiç değinmedim bile. Hatta buraya kadar Tecavüzü Konuşmamız Lazım kitabının edebiyat türleri içinde hangisine girdiğinden; deneme mi, araştırma/inceleme mi, biyografi mi, akademik türde mi olduğunu yazamadım. Çünkü kitabın türü konuşulması, yazılması ve öncelikli acil olarak yapılması gereken şeylerin yanında önemini yitiriyor.

Işık Odadan Çekiliyor

Tecavüzü Konuşmamız Lazım, Mundi Yayınları tarafından yayımlanan bir Sohaila Abdulali kitabı. Kitabın ismi gayet açık, net. Dolayısıyla paylaşmak, anlatmak, dikkat çekmek istediği mesele de net. 28 bölüm boyunca atılan başlıklar bıkıp usanmaksızın tecavüz meselesinin, maalesef realitesinin hem kişisel, hem toplumsal, hem de hukuksal olarak dehşet verici boyutlarda olduğu. Şiddete maruz bırakılan Sohaila Abdulali faillerin tecavüz ettiği hayatta kalanlar ile ilgili bıkıp usanmadan konuşacağına ve ömrünün sonuna kadar bu durumla uluslararası düzeyde mücadele edeceğini söylerken maalesef şu satırları da yazmak zorunda kalıyor: “Bu kitapla ilgili büyük bir korkum var. Alay konusu olmaktan ya da kötü eleştiri almaktan ya da birinin çıkıp bana ‘Hala bu konu hakkında mı konuşuyorsun?’ demesinden daha büyük bir korku. Tecavüzle ilgili tartışmalara aklı başında bir katkıda bulunmayı umarken, tecavüzün o kadar da önemli olmadığını söylüyormuş gibi görünme korkusu.”

Sohaila Abdulali’nin bunun için korkmasını gerektirecek bir durum yok ortada aslında. Tecavüz, aynı savaşlar gibi, soykırımlar gibi, çaresi bulunamayacak hastalıklar gibi, bu dünyadaki önemini hiçbir zaman yitirmeyecek. Hatta artarak devam edecek. Çünkü cinsellik yaşamın en başat, en gerekli unsuru, yaşam kaynağı, bir var olma meselesi. Sorun ise şu; cinsellik yaşamın kaynağı, bağ kurma, duyular, duygularımız, seçimlerimiz ve aynı zamanda mahremiyetimiz, özelimiz iken hatta ve hatta neşeli ve eğlenceli bir etkileşim iken, yine cinsel bir etkileşim olan tecavüzün sizi yaşamın dışına atması (bir paçavra gibi) yüce olması gereken, zararsız olabilecek bir şeyin size korkunç zararlar vermesi. Bu korkunç ve önlenemez olan döngünün devam ediyor olması Sohaila’nin korkusunun hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olmasını da bize gösteriyor maalesef.

Tecavüz Cinsel Şiddettir.

Tecavüz ile arzu, şiddet ve seks… Çağımızda insan ilişkilerinin en büyük sorunu bazı şeyleri anlatır ve anlamlandırırken sınır çizgisinin belirsiz oluşu veya tamamıyla yok edilmesi. Bu konuda gerçekten bir şeyler ortaya koymak ve gelecekte oluşabilecek yanlış anlamalara, yanılgılara sebebiyet vermek istemeyen analistler tecavüzü bir şiddet edimi olarak tanımlamak konusunda oldukça dikkatliler diyor Sohaila Abdulali. Çünkü tecavüz seks değildir ve cinsellikle hiçbir ilgisi yoktur. Hatta konu ile ilgili arkadaşından alıntıladığı somut bir örnek veriyor bizlere: “Eğer oklavayla birinin kafasına vurursanız buna yemek pişirmek demezsiniz.”

Demezsiniz değil mi? O halde neden tecavüz eden çoğu kişi küçük cezalarla kurtulup sokaklarda dolaşmaya devam ederken, şiddete maruz bırakılanlar suçlu psikolojisinden kurtulamaz haldeler? Kitap bu konuda sayısız örnekle dolu. Her biri birbirinden inanılmaz fakat bazıları inanılmazın da ötesinde. Aile içerinde olanlar daha da feci. Feci olmasının en önemli tarafı kendine yapılan muamelenin farkında olmayışları. Tecavüzün veya tacizin karşı tarafa normal bir şeymişçesine algılatılmak istenmesi ve karşı tarafın da bunu normal algılaması. Ta ki bir şey olana veya biri çıkıp bunun normal olmadığını mağdur kişiye söylemesine kadar. Travma tam da burada başlıyor zaten. Kendinizi suçlamaya başladığınız anda bundan kurtulamıyor ve çevrenizde yardım eli uzatanlar olmasına rağmen bulunduğunuz girdabın dışına çıkamıyorsunuz.

Kılavuz

Sohaila Abdulali bir girdabın içine girmiş ve çıkamayan kişilere nasıl davranabiliriz kılavuzu hazırlamış. Çok önemli olabilecek bu kılavuzda birkaç madde şöyle sıralanmakta.

• Ona inanın. Eğer’ler, ve’ler, ama’lar olmasın. Sadece inanın.

• Bırakın o size yol göstersin. Canı isterse konuşsun. İstemezse sussun. Ağlamak isterse ağlasın. Şaka yapmak isterse yapsın. Bir şeyleri fırlatıp atmak isterse atsın.

• Ne istediğini sorun. Tahmin yürütmeye gerek yok.

• Tıbbi, yasal, fiziksel, ruhsal yardım almaya teşvik edin ancak buna zorlamayın.

• Onun kararlarını yargılamayın.

• Bırakın istediği kelimelerle, istediği gibi anlatsın.

• Unutmayın ki o, şiddete maruz bırakıldığını öğrenmeden tanıdığınız kişinin aynısı. Ona aynı şekilde davranın. Başına korkunç bir şey gelse de o aynı insan. Kendisinin de bunu hatırlamaya ihtiyacı olabilir.

Hiç susmadan konuşmak, çok çok şey yapmak ve kesinlikle görmezden gelmeyerek bir gün herkesin başına gelebileceği gerçeği ile hareket edip duyarsız kalmamız gerekmekte. İstatistik verilere göre en çok kadınlar kurban olarak seçiliyor fakat çocuklar ve erkekler de var. Tecavüz hepimizin bir şekilde ortaklık ettiği (ya maruz bırakılarak, ya görmezden gelerek ya da hukuksal anlamda) toplumsal bir vahşet. Bir kitap alıp okumaya başlamak bile bu vahşete, iğrençliğe ortak olmamak açısından çok önemli. Tecavüzü Konuşmamız Lazım kitabını alıp okuyun lütfen. Lütfen….

Atlamadan yazmak isterim; kitabın önsöz yazısı için Avukat Fatoş Hacıvelioğlu’na teşekkürler. İnanılmaz bilgiler verirken bir kadın olarak tüm toplumsal normlara karşı ne kadar zor bir işin üstesinden geldiğini büyük bir minnetle okudum.

Tecavüzü Konuşmamız Lazım

Yazar: Sohaila Abdulali

Yayınevi: Mundi Yayınları

Türü: ……

Çeviri: Didem Kizen

Yayın Tarihi: Ekim 2019

Sayfa Sayısı: 204