Okuma süresi: 7 dakika

Haziran ayına uyandığımız gün, vatandaşı olduğumuz ülkenin, Türkiye’nin, aslında bizlerden büyük sırlar sakladığını öğrendik. Hürriyet Gazetesi’nin manşet haberinde; devlet sırrı diye saklanan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın hazırladığı nükleer raporu yer aldı. Olanlar, olması gerekenler ve bilmediklerimizi içeren bu rapor hakkında hükümete yakın basın kuruluşları; “Devlet sırrını tüm dünya duydu” yorumunu yaptı. İnsan hayatının ederi hakkında konuşulmadı. 

Bir akrobat düşünün, kendisi iple bağlı olduğunu zannederek yürüyor ipin üzerinde, aşağısı uçurum. Bağlı olduğunu düşündüğü için düşeceğini hiç ummuyor. İpte yürüyor. Öz güven patlaması yaşıyor, ego tavan yapmış, uçarcasına bir ferahlık, gelecek planları un ufak olmuş, tek konu bugün ipte yürüyor olmanın verdiği cesur mutluluk.

Şimdi gerçek dünyaya dönüyoruz, anlık zevklerin gerisinde duran ve daha çok zamanı kaplayan. Düşerken anlıyor akrobat aslında bağlı olmadığını. Bir cahil cesareti, bir hırs ve sonuç. Son manzarası muhteşem doğa, karlı dağlar belki, bir muhteşem şelale ya da uçsuz bucaksız bir deniz. 

Güzel manzaraları var yurdumun ancak; güzel olmayan sırları, samimiyetsiz sırdaşları var. İki kişinin bildiğinin sır olmadığı gibi, herkesin içinden bildiği içinden söylediği ama dışarıya hiç sezdirmediği bir durum söz konusu nükleer sırlarda. Güzel manzaralara son kez bakıyoruz, birkaç ay sonra öleceğini öğrenmiş bir kanser hastası gibi. “Dur” diyoruz, duymuyorlar, sesimizi duymazlıktan geliyorlar. 

Çernobil felaketi 22

Bu geleceksizleştirme operasyonunda en büyük tehlike, kurulmak istenen nükleer reaktörlerin; sadece Mersin, sadece Sinop veya sadece Trakya’ya zarar vereceğini düşünerek “En kötü ihtimalde bile bize bir şey olmaz” zihniyetidir. Çernobil faciasını araştırınca öğreniyoruz ki; Ukrayna’nın Kiev ilinde bulunan santralde 1986 yılında meydana gelen facia sadece Ukrayna’ya ve sadece ’86 yılında etki etmemiş. Bulgaristan başta olmak üzere; Yunanistan, Avusturya, Romanya, Finlandiya, Yugoslavya, Çekoslavakya, İtalya, İsviçre, Polonya, USSR, Macaristan, Norveç, Demokratik Alman Cumhuriyeti, Türkiye, İsveç, Federal Almanya, İrlanda, Lüksemburg, İsrail, Kıbrıs, Fransa, Hollanda, Belçika, Danimarka, İngiltere, Suriye, Çin, Japonya, İspanya, Hindistan, Portekiz, ABD ve Kanada faciadan bir şekilde etkilenen ülkeler. Üstelik bitmedi, Çernobil’in etkisi sürüyor.

Akkuyu Nükleer Santralinin yapımı hakkındaki tartışmalar çok eskilere, 1970’lere dayanıyor. “Atom enerjisinin barışçıl amaçlar için kullanılabileceği” sonucuyla çıkılan 1. Cenevre Konferansı‘ndan hemen sonra 1955’te Türkiye’de de dünyanın diğer bazı ülkeleriyle eş zamanlı olarak nükleer çalışmalar başladı. Takip eden yıllarda bu sık sık gündeme geldi ancak geçerli bir sonuç elde edilemedi. 1972’de TEK’de Nükleer Santraller Dairesi kuruldu. 1974 yılında bir nükleer santral kurulması kararı alındı ve yer seçimi için çalışmalar başlatıldı. Bu çalışmalar sonunda Mersin’de, Silifke yakınlarındaki Akkuyu bölgesi nükleer sit alanı olarak uygun görüldü ve 1976 yılında da lisanslandı. 

Akkuyu yapılsa mı iyi yapılmasa mı?

17 Ekim 1996’da Resmî Gazete’de “Akkuyu Nükleer Santrali” için ihâle açılmış olduğu ilân edildi. Ayrıca ’96 yılının nükleer hususundaki önemli noktalarından biri TBMM’deki bütün partilerin nükleer santral projesine sıcak bakması oldu.

Akkuyu tartışmaları 40 yıl sürdü. Başlandı, ihaleler açıldı, ülkeler ihaleyi almak için yarıştı. Kimi zaman kredi çıkmadığı için yapılamadı, kimi zaman güvenlik hususu girdi devreye, protestolar yapıldı, halk uyandı!

Ekonomik ve siyasi sebeplerden neredeyse 40 yıldır kurulamayan Akkuyu Nükleer Santrali bugün kuruluyor. İlk elektrik üretimi 2019 yılında yapılacak olan santralin ÇED raporlarının sahteliğini konuşuyorduk, bugünlere geldik. Sahte ÇED raporu iddiaları yalanlandı, şirketin geçmişi ve yaptığı projeler konuşuldu. Ermenistan’da süresi dolan santrale kızıp aynı çirkin şeyin kahverengisi savunuldu. Akkuyu Nükleer Santrali usulsüzlükleri bir türlü bitmeyen, bazılarına çok iyi rant getirecek, dışa bağımlılığımızı azaltmadığı gibi artıracak, bir neslimizi hasta edecek masraflı ve gereksiz bir yapıdır.  

Üstüne üstlük devlet yetkilileri tarafından asıl muhatap yani halk kandırılmıştır bunun belgeleri de Tolga Tanış tarafından belgelere ulaşmak suretiyle yazılmıştır. 

Bize yalan söylediler, rapordan bahsetmediler…

UAEA’nın hazırladığı “Entegre Nükleer Altyapı Gözden Geçirme (INIR)” adlı rapor Türkiye’ye 2014 Şubat’ta teslim edildi. Türkiye hükümetine 24 tavsiyede bulunulan raporda 15 tane de öneri bulunuyor. Ancak Hürriyet’ten Tolga Tanış’ın haberinde belirttiği üzere rapor hükümet tarafından kale alınmadı.

Aydın Doğan Nükleer

Tanış’ın haberinden sonra Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız; her belgenin gazetelerle paylaşılmadığı, bu raporun da bir devlet sırrı olmadığı, zaten devlet yasağı olsaydı ulaşılamayacağını ve raporun güncelliğini kaybettiğini açıkladı.

Oysa raporda hayati meseleler var. Üstelik tavsiyelerin gözardı edildiğini görüyoruz.

Raporda bulunulan tavsiyeler:

  • Türkiye Hükümeti, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) arasında nükleer politika geliştirmedeki görev ve sorumlulukları netleştirmeli.
  • Türkiye Hükümeti, ulusal nükleer programın daha da ilerletilmesinde bir yol haritası olabilecek ulusal politika ve strateji taslağını tamamlamalı. Bu çalışma, temel ilkeleri tanımlamalı, görev ve sorumlulukları netliğe kavuşturmalı. Bu çalışma diğer konular arasında, harcanmış yakıt ve atıklar ile tesisin işletmeden çıkarılması meselelerini de ele alacaktır.
  • Akkuyu proje şirketi (Akkuyu Nükleer A.Ş.), işletmecinin güvenlik (safety) konusundaki birinci sorumluluğunu, Rosenergoatom’daki (Rus Devleti’nin nükleer santral işletme şirketi) uzmanlığının kullandırılmasından sağlayacağı menfaati ve Türk düzenleme çerçevesiyle uluslararası standartları dikkate alarak hazırlık, inşaat ve işletme sırasında işletmeci sorumluluğunu yerine getirmek için organizasyon yapısını tamamlamalı.
  • Akkuyu proje şirketi, lisans belgeleri ve düzenleme gözden geçirmelerinde ortaya çıkan konuların çözümünü halletmede değerlendirme ve sorumluluk alma kapasitesine sahip olduğunu garanti etmeli.
  • Akkuyu proje şirketi, tesisi devreye sokmak için hazırlıklı olma ve tesisin işletmesini yürütme ihtiyacını hesaba katarak işletme fonksiyonlarını güçlendirmek için planlarını tamamlamalı. Buna ilave olarak TAEK, Akkuyu proje şirketi ile istişarenin ardından Akkuyu nükleer santrali işletme organizasyonu için ana ilkeler ve gereklilikleri tanımlamalı. Özellikle de işletme faaliyetlerinin diğer kuruluşlara devredilmesi ve belirli kadroya lisans verilmesiyle ilgili.
  • Türkiye Hükümeti, Ulusal Radyoaktif Atık ve İşletmeden Çıkarma Hesaplarında kapsamı ve idari ayarlamaları netleştirmek için düzenlemelerin geliştirilmesini tamamlamalı.
  • Türkiye, kapsamlı nükleer yasanını mümkün olduğunca erken biçimde çıkarmalı ve yasada şu ihtiyaçlar dahil olacak biçimde bir dizi önemli konunun yeterli derecede ele alınmasını sağlamalı:
    – Teşvik sorumluluğu olmayan ve karar almasını gereksiz yere etkileyecek sorumlulukları ya da menfaati olan kurumlardan bağımsız bir düzenleme organının kurulması.
    – Düzenleme organının fonksiyonlarının ve yetkili kişilerin sorumluluklarının tanımlanması.
    – Nükleer güvenlik (safety), emniyet (security) ve güvence denetimini (safeguards) kapsaması.
  • Türkiye, nükleer hasar için sivil sorumluluk yasasını çıkarmalı.
  • Türkiye Hükümeti, lisans süreci dönemi dahil, düzenleyici fonksiyonların bağımsızlığını garanti altına almalı.
  • TAEK, bir nükleer güç programı için gerekli düzenlemeleri tamamlamalı.
  • Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı, gerekli faaliyetleri, görev ve sorumlulukları tanımlamak için Ulusal İnsan Kaynakları Geliştirme Planı’nı tamamlamalı.
  • Akkuyu proje şirketi, işe alma ve eğitimde uygun bir planlamayı, işletme organizasyonu için düzenleyici gereklilikleri konusundaki nihai karar bağımsızlığını garanti altına almalı.
  • TAEK, kadrosunun işe alımı ve lisanslama, Akkuyu nükleer güç santralinin denetimi için bir teknik destek kuruluşuyla anlaşma konusundaki faaliyetlerini hızlandırmalı. Ayrıca TAEK, SAT’e (Eğitime Sistematik Yaklaşım) dayanarak yeni kadrosu için daha fazla işe özel eğitim planları geliştirmeli.
  • Türkiye Hükümeti, görev ve sorumlulukların net tanımıyla, paydaş dahli ve halkı bilgilendirmede ulusal bir strateji oluşturmalı.
  • Türkiye Hükümeti, kendi iletişim faaliyetlerini uygulayabilmeleri için projenin teşviğinde görevlendirilen kamu kuruluşları ya da düzenleyici fonksiyonların finansal ve uzmanlık açısından uygun biçimde kaynağa kavuşturulduklarından emin olmalı.
  • Akkuyu proje şirketi, uygulamalı yer incelemelerine dayanan yer parametreleri raporunu tamamlamalı ve gözden geçirme, onay için TAEK’e sunmalı.
  • Hükümetin koordine edici organı olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Akkuyu proje şirketi, Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecini zamanında bitirmek için gerekli faaliyetleri tamamlamalı.
  • Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, nükleer tesisler için Çevre Etki Değerlendirmesi raporunun standart formatını oluşturmalı.
  • Türkiye Hükümeti, nükleer güç santralleri için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görev ve sorumluluklarını, TAEK’le koordinasyonu net biçimde tanımlamalı.
  • Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı, harcanmış yakıt ya da yüksek dereceli atıkların yönetimi konusundaki uzun dönemli teknik sorumluluğun netleştirilmesi dahil, nükleer yakıt döngüsünün ön ve arka ucu için ulusal bir politika ve strateji oluşturma çalışmasını tamamlamalı.
  • Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı, her türlü nükleer atık ve ulusal atık yönetimi organizasyonunun sorumluluklarını belirlemek için ulusal bir politika oluşturma çalışmasını tamamlamalı.
  • Türkiye Hükümeti, radyoaktif atık yönetiminde gerekli faaliyet ve tesisler için uzun dönemli bir plan geliştirmeli.
  • Yerel sanayi katılımının kapsamı ve dahil olma seviyesi konusunda Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı ve Akkuyu proje şirketi arasında bir anlaşmaya varma faaliyetleri yoğunlaştırılmalı.
  • Türkiye Hükümeti, nükleer güç programlarının uluslarası pazarlarda ve bazen sadece tek bir tedarik kaynağına iş taşere edilmesini gerektirdiğini kabul ederek, zamanlı biçimde mal ve hizmet alımı için kamu kuruluşlarına imkân vermeli.

Taner Yıldız 223

Raporun sonuçları

  • Raporun üzerinde durduğu en önemli konulardan biri TAEK’in özerk bir düzenleyici kuruluş kimliği kazanması. Bu halen yapılmadığı gibi şu andaki durum Türkiye’nin de taraf olduğu Nükleer Güvenlik Konvansiyonu’na aykırı.
  • Akkuyu tesisinin nükleer güvenliği hususunda TAEK’in vereceği zorlayıcı talimatlarla ilgili de bir ilerleme yok.
  • Akkuyu proje şirketi, uygulamalı yer incelemelerine dayanan yer parametreleri raporunu onay için TAEK’e sundu. Şu anda TAEK raporu inceliyor. Yani bitmedi!
  • Başka bir önemli açık: Türkiye, nükleer hasar için sivil sorumluluk yasasını çıkarmadı. O yüzden genel idare hukuk prensipleri kapsamında, herhangi bir kaza kusursuz sorumluluk üzerinden devlete ait bir sorumluluk olacak.
  • Halkı bilgilendirme kısmında da; Akkuyu projesine ilişkin bilgi ve belgeler sistematik olarak halktan hatta mahkemelerden bile gizlendi. ÇED süreci kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirme komisyonu (İDK) toplantılarına ait  tutanaklar, sunulan kurum görüşleri için yapılan bilgi edinme başvuruları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından reddedildi.
  • ÇED yönetmeliği kapsamında, ÇED raporlarının hazırlanması için proje sahibine özel format verildi. Ancak bu formatın bir standartı yok. Akkuyu projesi, ÇED raporunda entegre tesis olarak değerlendirilmedi. Atıkların kontrolü, iletim hatları, taş ocakları ÇED raporunda değerlendirilmedi.
  • Yereldeki sanayinin, sivil toplum kuruluşlarının, yurttaşların sürece katılımı kısıtlandı. Belediyelerin proje ile ilgili görüşleri değerlendirmeye alınmadı. İmar planı değişiklikleri Bakanlık eliyle yapıldı.
  • En önemli konulardan bir diğeri ise Türkiye Hükümeti’nin, nükleer enerjide harcanmış yakıt ve atıklar ile tesisin işletmeden çıkarılması meselelerini de ele alan bir ulusal politika ve stratejiyi halen tamamlamamış olması. 

Rapordaki öneriler:

  • Türkiye Hükümeti, nükleer güç santrali projelerini desteklemek için uygun altyapının takvime uygun biçimde oluşmasını sağlamada Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı’nın rolünü güçlendirmeye devam etmeli.
  • Akkuyu proje şirketi, TAEK’le iletişim yönetimi prosedürlerini tamamlayıp mutabık kalmalı ve TAEK’i yönetim sistemine dahil etmeli.
  • Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı, tüm destek altyapı çalışmasının tatmin edici bir biçimde ilerlediği konusunda üst düzey bir teminat vermek için program yönetimi araçlarının geliştirilmesini düşünmeli.
  • TAEK, Entegre Yönetim Sistemi’nin geliştirilmesi ve yönetmeliklerinin revizyonu için halihazırda tanımlandığı gibi planları geliştirip uygulamada uygun kaynaklara sahip olduğundan emin olmalı.
  • Akkuyu proje şirketi, mümkün olan en kısa zamanda kuvvetli bir güvenlik ve emniyet kültürü geliştirmek için bir iş programı başlatmalı.
  • Akkuyu proje şirketi, projenin uygulanabileceğini teyit etmek için finansal modelini tamamlamalı.
  • Akkuyu proje şirketi, risklerin nasıl yönetildiğine ilişkin ortak bir görüş olduğundan emin olunması için bir finansal risk yönetimi planı hazırlamalı. Elektrik ücreti artış mekanizmasının nasıl çalıştığına ilişkin anlaşmanın tamamlanması, bu açıdan önemli bir adım.
  • Türkiye, ilgili uluslararası yasa araçlarının çoğuna taraf olsa da, “Harcanmış Yakıt Yönetimi Güvenliği ve Radyoaktif Atık Yönetimi Güvenliği Birleşik Sözleşmesi”, “Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Sözleşmesi’nde Değişiklik” ve “Nükleer Enerji Sahasında Üçüncü Şahıslara Karşı Sorumluluğa ilişkin Paris Sözleşmesi’nin 2004 Protokolü”ne sadık kalıp uygulamaya devam etmeli.
  • Türkiye, gerekli oldukça nükleer güç programı için diğer ilgili yasalarını gözden geçirip değiştirmeye devam etmeli.
  • Akkuyu proje şirketi, Nükleer Maddeler Hesap ve Kontrol Yönetmeliği’nin gerekliliklerini ve Türkiye’nin Kapsamlı Güvence Denetimi Anlaşması ve Ek Protokol’den doğan yükümlülüklerini karşılamak için tesis seviyesindeki prosedürlerin gelişimini başlatmalı.
  • TAEK, düzenleyici görevinde kamu güvenini artırmak için fonksiyonları ve yapısında önümüzdeki dönem yapacağı değişikliklerin iletişimini nasıl gerçekleştireceğini düşünmeli.
  • TAEK, nükleer emniyet konusunu ele almada nükleer tesislerin tanımı için kurallarını değiştirmeyi düşünmeli.
  • Türkiye Hükümeti, nükleer güç santrallerinin radyolojik etkileri konusuyla ilgili TAEK’ten çıkacak değerlendirmenin, ÇED onay sürecinde bağlayıcı görüş olarak kabul edildiğinden emin olunmasını düşünmeli.
  • Düşük ve orta dereceli atıkların yönetiminde optimizasyonun mümkün kılınmasını sağlamak için, kurulduğunda, ulusal atık yönetimi organizasyonu, düşük ve orta dereceli atıkların tesislerinde tasarım ve güvenlik konularını düşünmeli.
  • Türkiye Hükümeti, işletmeden çıkarma konusunu ele alan ulusal stratejiyi tamamlamalı.

Kaynak: Hürriyet, Nükleer Çağın Türkiye’deki 50 Yılı / Ahmet Bayülken İTÜ Enerji Enstitüsü