“Dublin yok olursa bu kitabı kullanarak tekrar inşa edebilirsiniz.”
James Joyce

19. yüzyılı kapatan, 20. yüzyılı açan eser olarak nitelendirilen Ulysses üzerine yazmak, romanı tüm detayları ile yorumlamak gerçekten çok zor. Zor okunabilen hatta okumamayı tercih edip mümkünse bir özetle anlatılması istenen Ulysses, yıkılan bir kenti tekrar nasıl kurabilir ki sorusuyla baş başa bırakıyor bizi? Yazarın, romanı için yukarıdaki söylediği cümlenin yanı sıra, “Profesörleri yüzlerce yıl meşgul edeceğim.” dediği de bilinmekte. Romanına böylesine ciddi anlamlar yükleyen James Joyce’un, Ulysses’ini yorumlarken zorlanacağımı baştan belirtmek istedim bu sebeplerden. Üstelik artık hızına yetişemediğimiz 21. yüzyılı yaşamaktayız. Ve Ulysses’i okumak evet, her şeyden önce bir sabır meselesi.

Bir İnanç Meselesi

Ama böylesine hızlı bir yüzyılda yaşamamıza rağmen hala inandığımız şeylere büyük sabırlar göstermekteyiz. İnançlarımız doğrultusunda düşünmekteyiz. Ulysses inanarak kaleme alınmış bir roman. 20. yüzyıl şaheseri bu yüzden. Delicesine bir hıza maruz kaldığımız 21. yüzyılda ve sonrasında da sabırla okunmaya devam edeceğiz kendisini hiç şüphesiz. James Joyce’un inandığı şeye karşı en ufacık bir şüphesi olsaydı romanı için böylesine cümleler sarf edebilir miydi sizce, ne dersiniz? Üstelik Joyce’un 1914 ile 1921 yılları arasında kaleme aldığı, 1918 yılında Little Review isimli bir Amerikan dergisinde tefrika edilmeye başlanan fakat Dublin’de çıkan ayaklanmalar nedeniyle Joyce’un 1922’de bir Fransız basımevine verdiği Ulysses, basımevi çalışanlarının sadece Fransızca bilmeleri nedeniyle -ve tabii ki Joyce’un çok karmaşık yazmasından da dolayı- romanın ilk basımda birçok dizgi, harf ve cümle hatalarıyla basılmasına sebebiyet vermiş, bu durum yazar için sıkıntılı dönemleri beraberinde getirmişti.

James Joyce görme zorluğu çeken bir yazar olarak basımevinin yanlışlarını düzeltmekte bir hayli zorlanırken aynı zamanda yeni eklemeler yapmış, yaptığı yeni eklemelerde de bir takım yanlışlar yapmaya devam etmiştir. Fakat daima hikayeye ve hikayeyi anlatma biçiminin tamamına odaklandığından, bilinç akışı tekniğini de anlaşılır mıyım korkusu olmaksızın cesaretle kullandığından ortaya yapısı çok kuvvetli ve her okuyanın ağzını açık bırakacak denli bir edebi eser çıkardı. Tabii ki sonuna kadar inanacaktı Ulysses’e. Böyle bir eserle neler olabileceğini, böyle bir eserle edebiyat dünyasında nelere yol açabileceğini ondan daha iyi kimse bilemezdi!

Bir Güne Sığan Roman

Kafka Yayınları tarafından yayımlanan Ulysses, 24 saat içerisinde geçiyor. Kalınlığına baktığımızda (653 sayfa) bir günde bu kadar anlatılacak ne vardı ki sorusu geliyor aklınıza? Roman bir karşılaşma başlıyor ve 16 Haziran 1904 günü içinde insanların gündelik hayatını nasıl yaşadıklarını anlatıyor. Neden özellikle 16 Haziran 1904? Aslında hiçbir önemi yok. Günlerden bir gün işte. Herhangi bir gün. Genç bir öğrenci olan Stephan Dedalus ile reklam işinde olan Yahudi Leopold Bloom’un karşılaşmaları ile gün boyunca ikili arasında ve çevrelerinde neler yaşanıldığına odaklanılıyor. Stephan romanda ‘sanatsal’ olanı temsil ederken, Bloom ‘bilimsel’ olanın temsil ediyor. Stephan, Joyce’un gençliğine gönderme bir karakter olarak karşımıza çıkarken Bloom, Joyce’un olgunluk dönemine tekamül ediyor. Marion Bloom -yani Molly- Leoplold’un karısı. Joyse, kitabın sonuna doğru kullandığı bilinç akışı tekniğinde Molly’nin düşüncelerini yansıtır. Yeri gelmişken şunu da belirtmekte yarar var: Stephan Dedalus, aslında ilk olarak Joyce’un, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi eserinde yazar olmaya hevesli, meteliksiz bir genç olarak karşımıza çıkmıştır. Bu sebeple Ulysses için devam niteliğinde bir eser diyebiliriz.

Bir gün boyunca Stephan ile Leopold’un tekrar tekrar karşılaşmaları (kişinin kiminle her ne yaşarsa yaşasın günün sonunda kendiyle karşılaşması gibi) Dublin şehri sokaklarını arşınlamaları, , bir kütüphanede -kitapta sayfalarca sürecek olan- Shakespeare ile ilgili koyu bir sohbete dalmaları, yemek yemeleri, randevu evine gitmeleri vb… onların günlük hallerini yansıtan hemen hemen her detayı okuruz. Ayrı ayrı tasvir edilen, ekonomik ve sosyal anlamda birbirinden farklı bu iki karakter toplumun, yani dönemin İrlanda’sının kıtlık, sefalet, dışlanmışlık ve ezilmişlik halinin yansımalarıdır.

Gerçekten Zor Okunan Bir Roman mı?

Ulysses aslında Homeros’un Odessa eserinin yansımasıdır. Zaten romanla Odessa arasında karakterlerden, olay örgüsüne, günlük yaşamın basit gidişatının her ayrıntısının aktarılmasına varana kadar birçok paralellikler bulunur. Leopold Bloom kurnaz Odysseus’a; Stephan Dedalus babasını arayan Telemakho’a; Molly sadık Penelopeia’ya benzer. Bu benzerliklerden yola çıkarak bu tipte eserlerin “zor okunabilir” olmalarına gelmek istiyorum.

Ulysses bizden sabırlı olmamızı isteyen ve bu sabrın sonunda anlayacağınız üzere sanıldığının aksine kolay okunabilir bir roman olduğunu bizlere göstermek isteyen bir roman. Kitabın bitişiyle beraber her şeyin yerli yerine oturduğu, zaten sabra vurgu yapılmasının bu yüzden önemli olduğu bir roman. Ulysses, hayatın kendisinde de olduğu gibi hiçbir ayrıntıyı (gündelik olsa bile) altın tepside sunmuyor bize. Bu yönüyle klasik romanlardan ayrılıyor ve önündeki gelecek tüm yüzyıllarda yazılacak edebi eserlerin öncüsü olup, önünü açıyor.

Dışardan baktığımızda okumaya çekindiğimiz Ulysses’in içi mizahla dolu. Joyce’un romanının bu mizahi tarafı için şunları dediğini biliyoruz mesela: “Keşke bir hayır sahibi de ne biçim matrak olduğunu söyleseydi.” Ya da “İnsanlar bu kitaptan ahlak dersleri çıkaracak diye korkuyorum, oysa içinde tek bir ciddi satır bile yok.” Akan diyaloglar boyunca karakterler durmadan şakalaşıyorlar fakat burada asıl önemli olan Joyce’un içinde her tür zorluğun, sefaletin, kötülüğün, mutsuzluğun olduğu dünyayı nasıl da bir mizah unsuru haline getirip, bu mizahı yansıtmadaki ironi ustalığı.

Kitaptaki mizah şaşırtıcı derecede güzel diyebilirim bu yüzden. Karakterlerin üçü de müzik ile ilgili. Romanın akışında mizahtan sonra gelen en önemli unsur müzik denilebilir bu yüzden. Molly profesyonel bir soprano, Stephan’ın sesi bir tenor kadar güzel ve üç karakter de enstrüman çalıyor. Kitabı her satırıyla ve her bölümüyle analiz eden eleştirmenlerin saptamasıyla Ulysses bir sonattan farksız biçimiyle dahi çok özel bir eser. Romanın ilk üç bölümünde Stephan varken on bir bölümde Bloom temasının işlenmesi sonatın “sunum” bölümüne benzetilirken; romanın ana merkezi olan, tiyatro formundaki Kirke bölümünde Stephan ve Bloom’un tekrar karşılaşmaları sonatın “gelişme” bölümüne; Stephan ve Bloom’un yorgun bir halde eve dönmeleri sonatın “tekrar sunum” bölümüne ve nihayet romanın sonunda erkeklerin devreden çıkıp Molly’nin zihnine girdiğimiz bölümlerin sonatın “code” bölümüne benzetilmesi nefesimi kesmedi değil hani! Klasik müzikle içe içe geçmiş böyle bir saptama gerçekten de müthiş. Bu bağlamda Türk okuyucu için Ulysses’i ikinci defa çeviren Armağan Ekici’nin (2012-Norgunk Yayınları) Ulysses’i Neden Okumalıyız? başlıklı şahane yazısını bulup okumanızı salık veririm. Roman üzerine şaşırtıcı derecede nefis ayrıntıları sabırla anlatmış bizlere.

Çeviri

Evet, tabii ki çeviri konusu Ulysses için ayrıca yazılması gereken bir konu. Ulysses yazılmasından, tefrika edilmiş haline, ilk basımına, sonraki düzeltmelerine ve yeniden basımına bir takım zorlukları atlatarak bize kadar ulaşmış bir kitap. İlk çevirisi Nevzat Erkmen tarafından (1996-YKY) yapılan romanın ikinci çevirisi yukarıda da belirtiğim üzere Armağan Ekici tarafından yapıldı. Ve Kafka Yayınları tarafından yapılan taptaze baskısında roman ellerimizin arasına Fuat Sevimay’in titiz çevirisiyle geldi. Talat Sait Halman çeviri ödülü sahibi Fuat Sevimay için tüm James Joyce kitaplarını çevirdi diyebiliriz. Türk Edebiyatı adına son dönemlerin en iyi çevirmeninden biri olan Fuat Sevimay’dan yeni, güncellenmiş ve tertemiz bir çeviri ile okuduğumuz Ulysses kitaplığınızda her şeyden önce hayatı anlattığı için bulunmalı. Ve tabii ki Fuat Bey’in kitap ve çevirisi üzerine yazdığı yazıları ve verdiği söyleşileri okuyun isterim. Okuyucu olarak çevirmeni söylemese veya işaret etmese bilemeyeceğimiz ince ayrıntılarla dolu bu söyleşilerin her biri zihin açıcı.

Ulysses’i okumanız dileğiyle. Okuyun lütfen.

Ulysses

Yazar: James Joyce

Yayınevi: Kafka Yayınları

Çeviri: Fuat Sevimay

Türü: Roman

Basım Tarihi: Eylül 2019

Sayfa Sayısı: 653