“Hayvan sorusu, insan sorusundan ayrılamazdır; dahası, bunların ikisi Varlık sorusundan da ayrılamazdır.” – Martin Heidegger

Veteriner tabirini mesleğin icracıları doğru bulmazlar. Bunun etimolojik gerekçesi açıktır: Sözcük, Latincede, “Roma ordusunda yük hayvanı” karşılığındaki veterinus’tan kökenlenir (Nişanyan, 2007: 508) –ne kadar, Fransızcadan (vétérinaire) dilimize (kullanım biçimini de sırtlanarak) geçmiş olsa da. Zaman içinde sözcük bugünkü anlamına evrilse de, bizden beklenen “veteriner hekimi” (belirtisiz isim) tamlamasıdır (meslekî derneğin ismi Veteriner Hekimler Derneği iken, birliğin isminin Türk Veteriner Hekimleri Birliği [TVHB] oluşundaki çelişmeyi de not edelim). Doğrusu ya, ne yazık ki, ben de metin boyunca bu mühim detayı atladım. Esasında, öylesine biraz geriye açılıp sözgelimi Kâmûs-ı Türkî’ye (1900) baktığımızda, bir “hekîm” karşılığı olarak “veteriner hekim”in verildiğini göremeyiz (Sâmî, 2011); bu adlandırma “baytar“a nispetle oldukça yeni sayılır.

Ne ki bu nominalitenin, mesleğin bizatihi (sahih) tarihiyle pek bir ilgisi yoktur. Geçerken değinelim ki –ileride dönülecektir, sözkonusu mesleğin yürütücüleri kendi geçmişlerini, (kendisi de bir at mütehassısı olan) Bourgelat’nın ilk veteriner okulunu açtığı zamana (4 Ağustos 1761 ya da 2 Şubat 1762 [Dinçer, 2012]) tarihlemekte pek bir istekli gözükmekteler (1). Bunun modern, dahası modernizan bir refleks olduğunu tespit etmek şöyle dursun, söylemeye dahi gerek yok. (2)

Esasen veteriner hekimleri için de “tabip” ifadesinin kullanıldığına rastlarız –hatta örneğin, “Modern Veteriner Tababette Pratik Tedavi ve Reçeteleri” başlıklı bir kitap neşredilmişti vaktiyle [Ankara, 1962] ya da onun da öncesinde, “Baytarî Tababette Rontken İlmi” [1930, İstanbul]. Bununla birlikte karışıklığa mahal vermemek için, metin boyunca “tabip”, aşinası olunduğu üzere tıp doktorlarını imleyecektir.

“Beşerî hekim” tabirinin ise, bu platformda, veterinerlik pratiğini merkeze aldığı için uyum sorunu yaratabileceğini düşünüyorum. “Baytar”ı ise günümüzde ne hikmetse (“hayvan”da olduğu gibi) pejoratif bir tını verdiğinden, tercih etmedim –zaten, 1937 tarih ve 3203 sayılı Ziraat Vekâleti Vazife ve Teşkilât Kanunu ile “baytar”, “veteriner” ile ikâme edildi (Kolektif, 1973). Bu değişikliğin tarihsel silsilesi bugün için yeterince açıklayıcıysa da, bir şekilde zamanında düşmüş olan mesleksel itibarı diriltmek, mesleğe halk indinde temiz bir sayfa açmak niyetiyle gerçekleştirildiğine yönelik rivayetler de vardır.

Türkiye’de veterinerliğin akademik geçmişi

Türkiye’de veterinerliğin akademik geçmişine bakıldığında, sivil ile askerî olan arasında ve buna paralel olarak, tıbbî ile ziraî olan arasında mekik dokuduğu görülür: Ülkemizde (İstanbul’da) ilk kez 1848’de açılan askerî baytarlık mektebinde yetişen (askerî) veteriner sınıfları 1873’te Harbiye’den Tıbbiye’ye alındı, 1888’de yeniden Harbiye’ye, 1905’te ikinci kez Tıbbiye’ye bağlandı. 1909’da Askerî Baytar Mektebi bağımsız bir okul olarak öğretime başladı.

İlk sivil veteriner okulu ise 1889’da sivil Tıbbiye’ye bağlı olarak açıldı (1893’te verdiği ilk mezunları arasında şair Mehmet Âkif (3) de vardı). 1920-21 öğretim yılında askerî ve sivil okullar (Askerî ve Mülkiye Baytar Mektepleri) birleştirilerek Baytar Mekteb-i Âlisi adını aldı. Okul 1928’de İktisat Vekâleti’nden ayrılarak Maarif Vekâleti’ne bağlandı. 1933’te Yüksek Ziraat Enstitüsü bünyesine alınarak İstanbul’dan Ankara’ya taşındı… (4)

Türkiye’de veteriner hekimliğin mesleksel örgütlenmesi yeterince yaş almış olsa da, bu sahadaki organizasyonlar bugün maalesef yetersiz ve kötürümdür. Meslektaş cemiyetlerinin evveliyâtı ta 20’nci yüzyılın başına uzanır; İkinci Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’in ilanına dek İstanbul ve Anadolu’da toplam altı farklı dernek kurulmuştur (Gölcü, 2013).

Cumhuriyet tarihinde ise iki ana yapı göze çarpar: Veteriner Hekimler Derneği ve Türk Veteriner Hekimleri Birliği. Dernek oldukça eskidir: Öyle ki bu sene (2016) kuruluşunun 86’ncı yılı idrak edildi. 1930’da kuruldu, o günden bu yana Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi ile neredeyse organik ilişki içinde ve bunun sağladığı akademik avantajlar var: Derneğin kuruluş zamanından beri neşrettiği bir akademik periyodiği mevcut, bunun dışında bir de mevsimlik (3 ayda bir) bülten çıkarıyorlar. Dahası dernek, Birlik’in doğuşunda (1954) deyim yerindeyse ebelik görevini üstlenmiş, onun kurumsal kimliğinin olgunlaşmasında başrolü oynamıştı. Bütün bu sivil yapılanmışlığa inat, mesleğin özlük hakları mücadelesi, ki bu aslen bir politik mücadelenin de adıdır, her iki örgütün de pek gönül indirmediği bir meseledir. Duyarlı meslek sahipleri de bunu açıklıkla teslim ediyor. Nitekim, derneğe üye olan hekimlerin tüm meslektaşlar içindeki oranı (kabaca 10’da 1 seviyesinde, belki daha az) da bunu teyit eden bir gösterge olarak addedilebilir.

Pet hayvanları ile sınırlı

Devlet bugün, gözüken o ki mezun sayısı, eğitimin niteliği ve coğrafî gerekliliğe göre branşlaşma ile ilgilenmiyor; buna göre kamu istihdamı yetersiz (nitelik olarak tatminkâr değil), hayvancılık politikalarıyla koordinasyonu yok, hâliyle veteriner özel klinik pratiği pet hayvanlarla (kedi-köpek, balık, kanatlı) sınırlanmış durumda ve üstelik yine ilgili devlet kademeleri özel kliniklerin çalışma koşulları gibi konulardan bihaber vaziyette, dahası veteriner hizmet alımını bir lüks tüketim olarak algılıyor. Bu, basit bir tutum değil: Sahiden de Türkiye toplumu, pet (evcil/ehlî hayvan, companion animal) sahibi olmayı bir sosyo-ekonomik gösterge telâkki eder. Klinikler de hep kent merkezinde, belirli semtlerde yerleşiktir. (5) Buralardaki hasta sahibi profili, söz konusu lüks tüketimin bedelini karşılayabiliyor olsa da, veteriner hizmetine hiç değilse bir özel tıp polikliniği ölçüsünde dahi saygıyı reva görüp görmediği sorulduğunda, yanıt çoğu kez pek iç açıcı olmayabiliyor.

Tersini ummak, doğrusu, çalışma koşulları ve kurumlarıyla bütün bir müesses sistem bunun aksine hizmet ettiğinde, pek imkân dâhilinde değil. Öyle ya, koşulların güçleştirilmesi, yokuşa sürülmesi, çalışanların sürünceme sürtünmesinde örselenmesine ve kanunların etrafından dolaşılacak (by-pass) usûllere başvurulmasına mahal vermekle kalmıyor, aynı meyanda mesleğin görece düşük saygınlığını da bir daha dışına çıkılması olanaksız bir kısır döngüye hapsediveriyor.

Peki, acaba “hayvan”a bakışımız mı bunu tetikliyor, yoksa bizler daimî ve itiyadî olarak hayvan itlaf eden bir devletin tornasında yetiştiğimiz için mi böyle bu? Öyle veya böyle, hayvan algısı, veteriner algısıyla koşut ilerliyor; yekdiğerinin belirleyeni olarak.

Tüm masrafları trafik sigortası tarafından karşılanıyor

baytarMerakımı muciptir; acaba Türkiye’de hayvanların istismarı ve hukuk-dışı katledilmeleri (animal abuse and unlawful/illegitimate killing) yahut da telef olmalarına göz yumulması üstüne yapılmış tarihsel bir veteriner adli tıp çalışması var mıdır? Yine, merak etmekteyim, 5199 no’lu Hayvanları Koruma Kanunu’nun 21’inci maddesinde öngörülen, “Bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine götürmek . . . zorundadır” ibaresi (Gül, 2014) ne kertede işleme sokuluyor ya da araçla çarpılan bir hayvan veterinere götürüldüğünde tüm masrafların trafik sigortası tarafından karşılandığından haberdar olan acaba kaç kişi var?

Veterinerlik, son tahlilde ziraî bir uğraş mıdır? Bir hayvan, acaba kaç bitki eder? Her hayvanın iktisadi bir tahvili muhakkak var mıdır? Bunun devlet katında böyle olduğu kuşku kaldırmaz; peki ya toplum, insanlar ne der bu ahvâle? Korkarım, özünde pek farklı değil.

Veterinerlik tarihi ve ziraat tarihi

Veterinerlik, evet, tarım politikalarının edilgen bir cüzüdür. Veterinerlik tarihi de, çoğu kere Ziraat tarihiyle birlikte yürür. Gelin, bugünkü yolu gerisingeri tepip birkaç ayak izini derkenar düşelim: Meclis hükûmetleri döneminde aynı vekâlete bağlı, işbirliği hâlinde çalışan birer müdürlüktüler (sonrası, “20”lerde, Zirâat Vekâleti’ne bağlı Baytariyye Müdürüyet-i Umûmiyyesi). Yüzyıl başında, Ceride-i Baytariye ve Ziraiye (“haftalık musavver gazete”) diye bir yayın vardı.

Bir ara “Orman ve Maâdin ve Zirâat ve Baytar Mecmuası” çıkardı, Nafıa Nezareti civarında –bu sahaları bir araya getiren, malûm, kalkınma ve millî iktisat çatısıdır. Besicilik, yetiştiricilik, ırk ıslahı, sevk-idare, sürü yönetimi, salgın mücadelesi, “hayvancılığın inkışâfı” kadim meselelerdir (Eski Mısır’daki, hayvan hekimliğine dair bugün bilinen en eski belge olan Kahun Papirüsü’nde [MÖ 1900] bahsi geçen hastalığın Sığır Vebası olduğu belirtilmektedir. Çağlar boyu sürüleri tehdit eden bir salgın olmuştur bu; nitekim Bourgelat’nın öncülüğünde kurulan ilk veteriner okulu da sözkonusu tehditle sistematik mücadele amacıyla kurulmuştur, 18’inci yüzyılda).

Sonra, Zirâat Vekâleti’nden, Yüksek Ziraat Enstitüsü’nden Veterinerlik kitapları neşredilirdi. Bir başka sıradan detay olarak, veteriner hekimliği meslek kuruluşu olan TVHB’nin (9 Mart 1954 tarih ve 6343 sayılı) tüzel kişiliğine kavuştuğu özel kuruluş yasasında Tarım Bakanlığına yardımcı olmak üzere kurulduğu belirtilir. Kısacası bu kuyu derindir, ipimizi aşar.

veteriner-hekim-tarihi-1Bir başka düzlemde, meselâ, kütüphanecilikte, LC (Amerikan Kongre Kütüphanesi [Library of Congress] Sınıflandırması) Sistemi’ne göre, Veterinerlik’le alakalı şeyler S (Ziraat) başlığı altındadır; “Bilim”, Q’da… NLM (ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi [National Library of Medicine] Sınıflandırması) Sistemi’ne göre de, Tıp’la (Medicine) alakalı olan şeyler (QS’ten, WZ’ye dek) içinde Veterinerlik yoktur. Ama Hemşirelik (WY) var; Diş Hekimliği (WU) vardır. Antrparantez, diş hekimliği pratiği, tababetin bir altkümesi sayılagelmiştir; veteriner hekimliğin bir yan-dal olarak “veteriner diş hekimliği”ni kapsadığı düşünüldüğünde bu husus yerli yerine oturacaktır.

12 talebe ile başlandı

Esasında, tarihsel olarak asal belirleyici motor, tam da tıp tarihinde olduğu üzere, militer birtakım gereksinim ve gelişmelerdir (minik bir-iki örnek olması adına, “baytar” sözcüğünün Eski Yunan’daki kökenini [(h)ippiatros: at hekimi, nalbant; bkz. (Nişanyan, 2007: 58) ve (Tietze, 2002: 298)] (6) veya Türkiye’de veteriner hekimliği öğretimini İkinci Mahmud’un daveti üzerine İstanbul’da 12 talebe ile başlatan [1841-2] Prusyalı Godlewsky’yi anımsatabilir yahut da gene Türkiye’de bu alanda en uzun soluklu derginin mesela, yine askerî telifli (7) olduğunu süratle belirtip geçebiliriz).

Pek çok ülke gibi bizde de veteriner hekimlik eğitiminin başlangıcı ve ilerlemesi de böyle olmuştur (Eser, 2012). Ancak burada kurumsal ve nizamî olarak tıp ile veteriner hekimliği manen ve maddeten ayrış(tırıl)dığı, dahası birbirinden yalıtıldığı noktalar irdelendiğinden, bu detaya tercihen eğilmiyoruz. Demişken, konumuz olmamasına karşın, insan sağlığında hekim-veteriner hekim işbirliği (nin noksanlığı), bugünün yakıcı konularından da biridir: Tam da burada bu işbirliğinin, eşgüdümün temsili bir karakteri olarak veteriner

Sureyya Tahsin Aygun
veteriner hekim Ord. Prof. Dr. Süreyya Tahsin Aygün

hekim Ord. Prof. Dr. Süreyya Tahsin Aygün’ü anmak gerekir. (8)

Bu nevzuhur “tek sağlık” ilkesi, evrensel literatürü müteakip artık bizde de büsbütün yeniden tedavüle girmiş bulunmakta (ilkenin geçmişi 19’uncu yüzyıla, Rudolf Virchow’a uzanır). Sözgelişi, Birlik’in (TVHB) düzenlediği Zoonotik Hastalıklar Sempozyumları aynı yaklaşım çerçevesindedir bugün, yahut, Şubat-2014’te derneğin (Veteriner Hekimler Derneği) Ankara’da tertiplediği bir çalıştayın (Osman Nuri Koçtürk Veteriner Halk Sağlığı Çalıştayı) mottosu yine “Tek Tıp Tek Sağlık” biçimindeydi. (9) Türk Tabipleri Birliği ve Türk Veteriner Hekimleri Birliği de, tıpkı 2007’de Amerikan Tıp Birliği (AMA) ile Amerikan Veteriner Birliği (AVMA) arasında olduğu gibi (“One Health Initiative”), benzeri bir başlıkla bir “Ortak Deklarasyon” yayımlamışlardı (25 Nisan 2009). Disipliner entegrasyon ve tek potada erime söylemi kulağa hoş gelse de bu, başta Virchow ve sonrasında Sir W. Osler’ın sürdürdüğü anlamdan saparak, veteriner hekimliğini, o ezelî araçsallaştırma refleksinin kurbanı kılabilir. Yaklaşımın 21’inci yüzyıldaki temsilcisi olarak görülen Calvin W. Schwabe’nin saf epidemiyolojizmi, bendenizde bu tehlike intibaını uyandırmaktadır.

Zanaata bindirilen, Türk Veteriner Hekimleri Birliği’nin 2011 Dünya Veteriner Hekimliği Yılı için yayınladığı risalede yazıldığı üzere, “stratejik meslek” gibi bağımlı-değişken olmayı çağrıştıran ve mesleksel etik otonomiyi dışlayan tanımlar olmamalıdır. Ülkemizde büyük/küçükbaş hayvancılık artık iyiden iyiye sıfırı tüketmeye gün sayarken, 2011 yılında dahi inatla veteriner hekimliği o zincirin bir halkasıymış gibi sunmak, olsa olsa nostaljidendir, denebilir.

Görev tanımı

Veteriner hekimliğin hayvancılık ve gıda sektörünün asal bileşenlerinden oluşunu, doğrudan/dolaylı ifa ettiği koruyucu hekimlik misyonunu, biyogüvenlik (ve hatta biyoterörizm) konusundaki epidemiyolojik hayatiyetini ne yadsımak ne de bundan müşteki olmak mümkün fakat bu zaten olması gereken, zorunlu bir görev tanımıdır; veterinerlik tarafından olmasa dahi birileri bu tanımın gereğini zaten yerine getirmek, o gediği doldurmak zorundadır –şayet “yaşanılacaksa’” Vakıa, bu nev’i asgari halk sağlığı çarklarının dahi hakkıyla işletilmediği Türkiye’de, veterinerlerin meslek tanımına ilişkin rafine sözler sarf etmek, doğrudur, abes kaçabilir.

Askeri Baytar MektebiGidişatı son derece tanıdık kamusal bir polemiğe şahit olmuştuk geçtiğimiz yıllarda: Habertürk gazetesi köşeyazarı Pakize Suda, yine “olay” bir yazı yazmış, veteriner hekimlik pratiğinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirmiş ve meslek sahiplerine “İstisnalar, Bana da Denk Geliniz!” demişti (21.03.2011). Bu çıkışa tabii, çeşitli platformlarda muhtelif yanıtlar verildi, üzerine konuşuldu. O arada, yine veteriner hekim Neslihan Topsakal’ın cevaben yazdığı metinde geçen bir cümleyi aktaralım okura: “Benim mesleğim size sağlıklı et, süt, deri, yün ürettirmektir.

Sahiden böyle mi olmalıdır? Burada, yüzeysel bakışla hiçbir beis yok, öyle ki oldukça iyi niyetli, dahası gerçeği belirli ölçülerde yansıtan da bir önermedir; fakat mesleğin tanımını buna, bir tür hizmetkârlık edimine (o mahut çiftlikçi “livestock & animal husbandry” zihniyeti haricinde) indirgemek, pek çok değerin de yozlaştığının sıradan bir nişanesidir, hükmündeyim. Hem et ithalatından, kaçak hayvancılıktan birincil düzeyde kendini sorumlu hissetmek ve hem de mesleğine “kasaplık” muamelesi yapılmasından serzenişte bulunmak, pek tutarlı gözükmüyor, doğrusu.

Zarar vermemek

Yeryüzünde saat başı öldürülen karasal hayvanlar listesinde açık ara birinci olan tavuğu sırasıyla ördek, domuz, hindi, koyun, keçi, sığır izlemektedir. Tümünün asgari müşterekinin yemek sofrası olduğu dikkatinizi çekmiştir. Sirkler, yunus parkları, güreşler, yarışlar, kürk çiftçiliği vesaire sektörler, mezbahaların yanında masumiyetin timsali olmaya namzettir belki. Anımsatılmalıdır: Öncelikle zarar vermemek (primum non nocere) ve akabinde yararlı olmak, yaşatmak (primum utilis esse), hekimlik pratiğinin kadim (ilk iki) kuralıdır (Koslowski, 2000).

Veteriner hekimliğin özgün bir tarihsel geçmişi, hiç yoksa “hayvan”ın türümüz nezdinde bir kültürel-belleksel tarihi var; buna mukabil yeterince (bir tıp tarihçiliği ölçeğinde) çalışılmamış, belli ki cazip bulunmamış, bâkir bir alandır bu –ki, aslına bakarsanız, tıp tarihçiliği bünyesinde çalışılmıyor oluşudur belki de sorunsalımız. (10) Neyse ki Türkçede bu sahada belirli bir birikim oluşageldi, oysa bunun üstüne ne koyulduğu sorusunun yanıtı menfidir bugün.

Ülkemizde bir veteriner (hekimliği) tarihçiliğinden bahsedilecekse, bu belirli bir isim silsilesini anmadan yapılamaz: Hepsi de Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi ekolünden olan; Hilmi Dilgimen, Muzaffer Bekman, A. Nevzat Tüzdil, Ferruh Dinçer ve Nihal Erk, akademik araştırmalarıyla sahadaki müstakbel çalışmalar için tohumlar ektiler, sağlam bir zemin kurdular. Bina ise o temelden yıllaryılı uzamayı beklemektedir. O hâlde, bu tarih hafriyatı adamakıllı yapılmadan veterinerliğin mesleksel olgunluğunu, en başta kendilerine ikrar ve ispat etmesi güç görünmektedir. (11)

Baytarlar insanları da tedavi ederdi

Veteriner hekimliğin, çoğu kez askeriyeyle ilintili hayvan ekonomisinden (“hayvan sağlığı ekonomisi ve işletmeciliği”) bağımsız olarak muteber sayıldığı tarihsel periyotlar oldu, yaşandı. “Baytarlar” bir zamanlar ara ara insanları da tedavi ederlerdi; nitekim kimi eski Arap şiirlerinde kelimenin “tabip” manasında kullanıldığı vâkidir (Hell, 1944).

Hayvanların insanlarla aynı mukadderata sahip olduğu, kutsandığı kadim Hint uygarlığında veteriner tababeti de yeterince yüksek bir mevkiyi kendiliğinden haizdi; hemen bütün türler için iyi teşkilatlı yüzlerce hayvan hastanesi vardı. Yine zaman içinde, sonraki çağlarda komparatif (mukayeseli) olarak değil, salt hayvan patobiyolojisiyle ilgilenen çok sayıda hekim yetişti: Beşinci yüzyıl Roması’nda Publius Vegetius Renatus veya Bizans’ta dördüncü yüzyılda yaşamış Apsyrtus yahut da Rönesans döneminde (16’ıncı yüzyıl) Carlo Ruini… Bu isimler, aynı zamanda veteriner hekimliğinin babası sayılanlardandır (Erk, 1957).

Veterinerliğin, en azından modernite ile birlikte, ötelendiğini, hafifsendiğini düşünüyorum. Veterinerlik araçsallaşmıştır.

Yaklaşım olarak, metodolojik olarak bu denli ortaklaşan (12) iki pratik (tababet ve veteriner hekimlik); oysa gündelik fiziksel yaşamda aynı denli akıldışı ve sakil bir ayrışma… Klinik-içre ortaklık rağmına bu denli ayrışma. Bununla beraber, tam da nesnesi hayvan olduğu için kendi kendini ihbar eden bazı kontrast noktaları da var: Sözgelimi, ötanazi konusunun, insanlar için kanunen bu denli sancılı olabildiği bir yerde, hayvanlar için bir o kadar gürültüsüz yürütülüyor oluşu, meramını bizatihi yeterince açıklayan bir noktadır. Öte yandan, yetmezmiş gibi, tıbbın hizmetinde bir veterinerlik. Zoonotik olana, zooteknik olana indirgenmiş bir veterinerlik!

Beşerî bir veterinerlik algısı vardır bugün: Hastalık kaynaklarının minimizasyonu, diğer taraftan üretimde verimin maksimizasyonu. Oysaki hayvana bir enfeksiyon rezervuarı olarak bakmak da, onu “damızlık” olarak görmek de kabul edilemez: Fazlasıyla insan-merkezci (anthropocentrist) bir bakıştır bu.

Veteriner hekimlik, statükonun ahvâl ve şeraiti hilafına, kendinde ve sui generis kıymetli ve saygıdeğer bir zanaattır, tıpkı beşerî tıp gibi; ne bir eksik, ne bir fazla.

veterinerVeterinaria curat humanitatem… (13) Elhâk doğrudur, veterinerlik tam da uygarlıkla, refahla ilintili bir şey; lâkin burada kasıt – hayvan refahı/gönenci (animal welfare) asla değil, insan refahıyla ilintili olmasıdır: İnsan(lık) müreffeh ise, veterinerlik mesleği de tastamam muteberdir, tanımı gereği olmak zorundadır. Hayvan refahı, bilakis hayvanların zararınadır: Hayvan refahı demek, hayvanın sürdürülebilir bir döngü içinde insana fayda sağlaması demektir. (14) Hayvanın, insanın hizmetkârı olduğu, ta Antikite devirlerinden gelen, Rönesans’la artık enikonu müseccelleşmiş bir önermesi, bir sayıltısı, dahası önyargısıdır insanlığın.

Bize sorarsanız da, insanlığın bir utancı… Bunun kültürel bir tarihi var. Yoğun kuramsal uzantıları var. Onca külliyat boşa gitmemeli: Yeni tanımlara, yeni bir etik çerçeveye, yeni bir hümanizma içeriğine ihtiyaç var bugün. Öyle ki bir “hak” yüzyılını idrak ediyoruz, evrensel “hayvan hakları” da resmen hayatımıza gireli 40 yıla yakın bir süre geçmiş bulunmakta.

Bu işe, mesela, mevcut “veteriner hekim andı”nın revize edilmesiyle başlanabilir.

Hayvan hakları aktivizmi

Çağdaş hayvan hakları aktivizmi de, tarihsel olarak bildirge etrafında filizlenmiştir denebilir; geçmişi 40 yıla yakındır. ALF’nin tevellüdü 1976, PETA’nınki 1980’dir. 15 Ekim 1978 tarihli (sonradan gözden geçirilmiş) 14 maddelik evrensel bildirge, hayvanların eşitliğine (1. madde), onuruna (10. madde), özgürlüğüne (4 ve 5. maddeler) yaptığı samimi ve neredeyse zoofilik-vitalist vurguyla, yasal dayanak ve korunak için (daha doğrusu, mevcut olanın revizyonu için15) devlet hükûmetlerine uygun bir çerçeve sunmaktadır. Bununla birlikte, sözkonusu (olası) revizyon sürecinde, çağdaş biyoetikteki, Peter Singer ve Tom Regan isimleriyle ilişkili duruşun (Carter, 2010) ortak paydasını paylaştığımı -şimdilik- belirtmekle yetineyim.

Pavlov, “hayvan”a bir makine olarak bakıyor ve muamele ediyordu belki; ancak tam da onun yirminci asır yaklaşırken yaptığı kutupyıldızı çalışmalar, yine tam da Köhler’in maymunlarla olan çalışmalarıyla birlikte, sınırları silikleştirmiş, insanın yüceltilmesinin (human supremacism) sorgulanmasının da önünü açmıştı.

Hayvan, veteriner hekimliğin nesnesi olduğu kadar, öznesidir de; kıymetiharbiyesi, mesleğin iade-i itibarının da teminatı olacaktır.

Bibliyografya

Altıntaş, A. (2011). “Tek Tıp-Tek Sağlık-Tek Dünya” Yaklaşımı [tebliğ]. 4. Ankara Tıp Biyokimya Günleri (21 Nisan 2011, Ankara).
Carter, A. (2010). “Animals”. The Routledge Companion to Ethics (ed. J. Skorupski) içinde, London-New York: Routledge. ss. 742-53.
Dinçer, F. (2012). Bridging Ages in Veterinary Education. Some Essays on Veterinary History (XXXIX. International Congress of the WAHVM) (ed. R. T. B. Gül) içinde, Ankara: Ankara Univ. Pub. ss. 7-12.
Erk, N. (1957). Veteriner Tababeti Tarihine Kısa Bir Bakış. Ankara Üniversitesi Vet. Fak. Dergisi. 4(3-4): 139-144.
Eser, G. (2012). The Role of the Military School in the Development of Veterinary Medicine in Turkey. Some Essays on Veterinary History (XXXIX. International Congress of the WAHVM) (ed. R. T. B. Gül) içinde, Ankara: Ankara Univ. Pub. ss. 103-116.
Gölcü, B.M. ve Erer, S. (2013). Osmanlı Devleti’nde Kurulan Veteriner Dernekler Üzerine Yeni Araştırmalar. Türkiye Klinikleri Tıp Etiği-Hukuku-Tarihi Dergisi. 21(2): 88-94.
Gül, T.B. (2014). “Hayvan Hakları-Hayvanları Koruma-Veteriner Hekimlerin Yasal Sorumlulukları” [ders notu, yayınlanmamış]. A.Ü. Veteriner Fakültesi Veteriner Hekimliği Tarihi ve Deontoloji AD.
Hell, J. (1944). “Baytar”. İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: Maarif Matbaası. c.2. s. 431.
Kırbıyık, K. (1992). “Baytarlık”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. İstanbul. c.5. ss. 278-82.
Kızıltepe, A. (2011). Türkiye’de Klinik Veteriner Hekimliği Uygulamalarında Karşılaşılan Deontolojik-Etik Sorunlar Üzerine Bir Araştırma. Ankara Üniv. Vet. Fak. Dergisi. c.58. ss. 239-245.
Kolektif. (2013). “Evdeki ve Sokaktaki Hayvanlar ve İnsan Yaşamı” [26.01.2013 Tarihli Toplantının Sonuç Bildirgesi]. Veteriner Hekimler Derneği (veteriner.org.tr), erişim tarihi: 05.06.2014.
Kolektif (Araştırma Komisyonu). [t.y.] “Meslekî Sorunları Araştırma Komisyonu Raporu”. Veteriner Hekimler Derneği (veteriner.org.tr), erişim tarihi: 05.06.2014.
Kolektif. (1973). “Veteriner”. Meydan Larousse (Büyük Lûgat ve Ansiklopedi). İstanbul: Meydan Yay. c.12. s. 584.
Koslowski, P. (2000). Etik ve Hekimlik Sanatı. Etik ve Meslek Etikleri (ed. H. Tepe) içinde, Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu, s. 44.
Nişanyan, S. (2007). Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü. İstanbul: Adam Yayınları.
Özgür, A. (1997). Veteriner Hekim Terimi Üzerine Tarihsel Bir Araştırma. A.Ü. Vet. Fak. Derg. c.44. ss. 97-104.
Sâmî, Ş. (2011). Kâmûs-ı Türkî [Latin Harfleriyle], haz. R. Gündoğdu ve diğ. İstanbul: İdeal Kültür Yay., s. 1164.
Serpen, A. (2008). Hekimlik Bir Konsept midir? Veteriner Hekimler Derneği Dergisi. 79(1): 11-16.
Tietze, A. (2002). Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati, c.1 (A-E), İstanbul-Wien: Simurg.
Uysal, H. (2013). “Tarım Tarihi ve Deontolojisi” [ders notu]. A.D.Ü. Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü. Erişim adresi: http://web.adu.edu.tr/user/huseyin.uysal/tarimtarihivedeontolojisi.html; Erişim Tarihi: 03.06.2014.

(1) Bir örnek olması adına bkz. TVHB resmî tanıtım filmi [2012]: tvhb.org.tr/sayfa/tanitim_filmi.
(2) Bu arada, adı geçen sözcüğün mesleğin evrimi refakatinde detaylı bir tarihsel serüveni için ayrıca bkz. Özgür, 1997.
(3) “… Çünkü bir tecrübe etsen senin aklın da yatar,/Bize insan hekiminden daha lazım baytar.” – Âkif’ten. – Mehmet Âkif Ersoy, veteriner hekimliği platformlarında bir meslek büyüğü, hatta pederi olarak anılıyor, bahsi geçiyor. TVHB’nin adına düzenlenen etkinlikler (şiir yarışmaları, vb.) mebzûldür, ve ne hikmetse giderek de çoğalmaktadır. Ya da mesela, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi yerleşkesinin hemen girişinde bir büstü bulunur. Elbette Âkif’in meslek içre hizmeti epey vardır, ta öğrencilik yıllarından itibaren başarılı bir baytardır, idarî görevler ve dernekçilik de dâhil olmak üzere bilfiil 19 yıl 4 ay mesleği icra etmiştir, tamam, ama bunu başka noktalara taşımak, şairliğiyle eğreti bağlantılar kurarak ille mesleğin kendisine yontmak, itibarın kesinkes yanlış yerde aranması demektir, hükmündeyim.
(4) Bu bilgiler, muhtelif ansiklopedilerden mukayeseli devşirildi: Bkz. “Veteriner”, “veteriner fakültesi”, “veteriner hekimlik”: Meydan Larousse (Büyük Lûgat ve Ansiklopedi), İstanbul: Meydan Yay., 1973, c.12, s. 584; Ana Britannica (Genel Kültür Ansiklopedisi), İstanbul: Ana Yay., 2004, c.22, s. 9; Büyük Larousse (Sözlük ve Ansiklopedisi), İstanbul: Milliyet, c.23, s. 12181. Sonraki satırlarda bu hususa ayrıntılı veçheleriyle dönülecektir.
(5) Bir örnek: Belediyelerin, himayesindeki barınaklarda yürüttüğü veteriner hizmetlerinin sahipli hayvanlara poliklinik hizmeti vermesi, bakanlık eliyle yasak kılınmıştır (İçişleri Bakanlığı’nın 12.03.2012 tarih ve Mahallî İdareler Genel Müdürlüğü’nün 6969 sayılı yazısı ve 5996 sayılı kanunu). Dahası, serbest veteriner hekimlik koşulları güçleştirilmektedir: Yapılan düzenleme ile 2011 yılı öncesi alınan (klinik) ruhsatlar(ı) müktesep hak olmasına rağmen yok sayılarak tüm meslektaşların yeniden ruhsat almaları zorunlu hale getirilmiştir (Kolektif, [t.y.]). İkinci husus için bir örnek olarak ise: Hâlihazırdaki (2014 rakamlarıdır) özel veteriner kliniği sayısı il ve ilçeler dâhil, İstanbul’da 375 tane, Ankara’da 130’u aşkın sayıda iken, İzmir’de Ankara’dakinin iki katını aşmak üzere, 280 dolayındadır. Yahut da, düzayak şu söylenebilir: “Süs hayvanı” (bkz. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu metni) tabiri bile hayvanların metalaş(tırıl)ması bahsinde başlıbaşına yeterince açıklayıcıdır.
(6) “Baytar”ın; Grek tercümelerinden başlayarak İslâm tarihinde kabaca 9-15. asırlar arasındaki, at ve at hastalıkları, binicilik etrafındaki detaylı bir bibliyografik tarihi için bkz. Kırbıyık, 1992.
(7) Neşredilmeye 1920’lerin ortalarında başlanan Baytarî Mecmua (Revue Vétérinaire); sonra zaman içinde sırasıyla Askerî Tıbbı Baytarî Mecmuası, Askerî Veteriner Mecmuası/Dergisi, Türk Askerî Veteriner Hekimleri Dergisi… isimlerini aldı.

(8) Mesleklerarası ilişkiye dair bir analizle birlikte, sözkonusu işbirliğini ve bütünleşmeyi epidemiyolojik “tek sağlık konsepti” ile temellendiren muhtemelen tek yerli sistematik metin için bkz. Serpen, 2008. Yine aynı yaklaşımla ilgili bir tebliğ için bkz. Altıntaş, 2011.
(9) Çalıştayın sonuç bildirgesinde de, nitekim, aynı vurgu yinelenir: Bkz. veteriner.org.tr.
(10) Örneğin, (Ulusal/Uluslararası) Türk Tıp Tarihi kongreleri tertipleniyor; duyuru broşürlerinde Diş Hekimliği Tarihi kongre katılım konuları arasında sayılabiliyor; oysa Veteriner Hekimlik Tarihi’ne çoğu kez değinilmiyor. Onlar gene izole olarak kendi kongrelerini düzenliyorlar.
(11) Ferruh Dinçer, “tüm veteriner hekimler, mesleklerinin bugünü ve geleceği için veteriner tarih(çiliğ)inin rehberliğine ihtiyacı olduğunu bilmek durumundadır” diyordu (Dinçer, 2012).
(12) Tanı/tedavi modaliteleri, algoritmaları, ortak kültürel kodlar… Yüzlerce örnek verilebilir: Veteriner hekimlikte de akupunktur uygulamaları, alternatif/tamamlayıcı uygulama yöntemleri tartışmaları vardır, sözgelişi, yahut kendi özgün “Merck Veterinary Manual”ları, meşhur text-book’ları (örn. Ettinger & Feldman’ın Textbook of Veterinary Internal Medicine’ı) vardır, kendilerine has bir teknikerlik ve hemşirelik müesseseleri (sırası gelirse!) vardır, vd.
(13) Sözün tam hâli şudur: “Medicina hominem curat, veterinaria humanitatem” (Beşerî hekim insanı tedavi eder, veteriner hekimse insanlığı).
(14) Tarım iki ana üretim dalından oluşur: Bitkisel ve Hayvansal Üretim. Hayvansal üretim; insanların yeterli beslenmesi, bir yandan da refah artışının sağlanması için yapılan her türlü hayvansal ürünlerin üretimi ve işlenmesidir (Uysal, 2013). Buradaki ziraî ‘refah’ın, anlaşılacağı üzere, bazen hayvan özgürleşmesi hareketlerinde, ve hatta hayvan hakları yasa metinlerinde, evrensel bildirgede (sonraki dipnot’a bakılabilir) geçen kullanım ile hiçbir rabıtası yoktur.
(15) Zira, bildirgenin deklare edilmesinden evvel Avrupa ülkelerinin pek çoğu zaten o tarihe kadar (1822 ile en erkenci İngiltere olmak üzere) bir Hayvanları Koruma Kanunu çıkarmıştır; bizde ise bu 1 Temmuz 2004’te ancak olabildi (Gül, 2014).
Hazırlayan: Özen B. Demir / Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi (Ankara); intörn doktor.