Okuyucularını her türden kitaplar ile buluşturmayı ve kitapseverlere çeşitli seçenekler sunmayı hedefleyen Yabancı Yayınları bu sene 5. yılını kutluyor. Penguen Kitap bünyesinde kurulan Yabancı, genç ve dinamik yapısıyla kısa zamanda okuyuculara ulaşmadaki başarısını kanıtladı.

Yabancı Yayınları’nı daha yakından tanımak için Tuğçe Nida Sevin ile sohbet ettik. Çeviri, dil, sansür ve okuyucularla iletişim hakkında konuştuk. Sevin, kitapların okuyucularla buluşturulma süreçlerini anlattı ve yayıncılık anlayışlarıyla ilgili soruları içtenlikle yanıtladı. Ayrıca Sevin, Yabancı Yayınları’nın gelecek aylarda okuyucularla buluşturacağı kitapların da müjdesini verdi.

”Kitap, çok satan olduğu zaman okuyucunun geneline ulaşmış oluyor sadece. İyi veya kötü demek değil yani. Burada edebi, nitelikli ya da ağır diye nitelendireceğimiz kitaplar, yurt dışında haftalarca New York Times ‘çok satanlar’ listesinde kalabiliyor.”

Yabancı Yayınları’nın yayıncılık anlayışından bahseder misiniz?

Yabancı Yayınları Penguen Kitap’ın İthaki dışındaki ikinci markasıdır. İthaki Yayınları’nda çizgi daha net olduğu için oraya daha popüler kitapları sokmak istememişler. Ayrıca okur da bunu kabul etmemiş zaten. Bundan 5 sene önce bir alt marka daha kurulmuş. O dönem için pek fazla bilinmeyen ama sonradan yıldızı parlayan Sokak Kedisi Bob ile Yabancı Yayınları ilk adımını atmış. Onu da ilk başta İthaki için almışlar ama popüler çizgiye sahip bir kitap olunca ilk kaydırdıkları kitap bu olmuş. Dönemin popüler türünün romans olması daha sonra üzerine yapışmış aslında. Ben başladığım zaman kurgu dışı ve kurgu dahil olmak üzere 12 kitap çıkmıştı. Böyle bir başlangıçtan sonra daha çok genel okurun ne istediğine dikkat ederek kitap seçimi yapmaya çalıştık. Hızlı satılan, çabuk tüketilen Best-Seller olarak bildiğimiz kitaplarda da hızlı olmak gerektiğinden, ayda bir olacak gibi yavaş ilerlerken hızlanma aşamasına geçtik.

İçerikten daha çok “çok satan” olmasına mı dikkat ediyorsunuz?

Aslında genel okuyucuya hitap etmesine dikkat ediyoruz. O dönemdeki profili takip etmeye çalışıyoruz. Yoksa kitap çok ama bu çizgide içeriğini inceleyip karar veriyoruz. ‘Biz çok beğendik, genel okur da beğenir’ diye bir şey olmuyor. Özgül bir edebiyat yapmadığımız için bu özellikleri arıyoruz.

Yabancı’nın 5. yılını geçiriyorsunuz. Bu 5 yıl neleri amaç edindiniz, neler gerçekleşti?

Ben ilk geldiğim zaman en iyi olacak şeyin bir okur kitlesi oluşturmak gerektiğine karar verdik. Okurun bizden ne beklediğini doğru belirlemenin önemli olduğunu dikkate aldık. Ki bunun için en iyi yerin fuarlar olduğunu düşünüyorum. Bence her editör fuarlarda yer almalı bu yüzden. Şimdi her kitabımızın okunması için öngörüde bulunabiliyoruz. Bu da okuyucuyu tanımanın başarısı diyebiliriz. Keşke diyebileceğim nokta ise, biraz daha kurgu dışı kitaplara yer açsaydık diyebilirim. Çünkü şu an tüm dünyada kurgu dışına yönelim mevcut. Türkiye’deki listelere de baksanız ilk yirmide çoğunluk kurgu dışıdır. Herhalde insanlar, bu mevcut koşullarda hayallere dalmak yerine daha gerçekçi şeyler okumayı tercih ediyorlar. Biz de aldık ama listemizde daha az yer vermiştik. Şimdi biz de buna yoğunlaşmaya başladık. Çok genciz,yaratıcıyız, çok dinamiğiz, çok aktif çalışan bir kadroya sahibiz. Çalışan herkes kitabı çok seviyor ve bu işin kitabı sevmekten geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Sadece iş olarak görmüyoruz, kitabı ürün olarak gören kimse yok. İthaki ile bir arada çalışıyoruz. Herkes birbirine çok yardımcı oluyor.

Kitap, yazar seçimlerinizde İthaki ile denk geldiğiniz oluyor mu?

Oluyor hatta bu olayın benim üzerimde bir esprisi bile olmuştu. Trendeki Kız(Paula Hawkins) kitabını alabiliriz diye ben önermiştim. O dönem Yabancı’da aşk romanları yayımlanıyordu, o da polisiye olduğu için İthaki’ye verildi ve çok sattı. Tabi biz kitabı aldığımız zaman bu kadar çok satacağı falan ortada yoktu. Yayımlanmadan önce almıştık biz. Yurt dışında çok patlayınca etkisi buraya da geldi. Haliyle bizim ‘çok satan’ kitapların olmasını hedeflediğimiz yayınevi Yabancı olmasına rağmen İthaki’de de ‘çok satan’ yer almış oldu.

Keskin hatlarla ayrılmayan ya da iki taraf için de uygun olan kitapların nerede olacağına nasıl karar veriyorsunuz?

Çok satan ama bilim kurgu olan kitapların Yabancı’nın bünyesinde olduğu ya da tam tersinin yaşandığı durumlar oluyor. Daha çok okuyucuyu çekecek, doğru kanalı seçmeye özen gösteriyoruz. Zaten okurların alışkanlıkları var. Birbirimizin okur profiline uyan kitapları bünyemize alırsak, o kitabın okuyucusuna ulaşmak zorunda kalırız. Ama doğru türü, doğru kanaldan okuyucusuna sunarsak iki taraf için de sağlıklı yolu belirlemiş oluruz. Genelde bu şekilde ayırıyoruz. Örneğin Yabancı’da bilim kurgu olabilir ama çok ağır bir bilim kurgu alırsak kendi okuyucu profilimizin dışına çıkmış oluruz. O kitabın İthaki’den ulaşması daha doğru bir yoldur.

Çok satan kitapların kötü ve niteliksiz olacağı yönünde ağır basan bir düşünce görüyoruz. Sizin yorumunuz nedir buna?

Ben pek öyle düşünmüyorum açıkçası. Biz bunu kendi aramızda konuşup tartışıyoruz. Aslında bu bizim Türkiye’de yaratıp inandığımız bir etiket. Yurt dışında böyle bir ayrım yoktur. Sadece kurgu ve kurgu dışı diye bir ayrım var. Ağır ve nitelikli diyebileceğiniz bir kitap da çok satılabiliyor ve listeye girebiliyor. Aynı zamanda çok sıradan bir aşk romanı da o listede yer alabiliyor. Hiçbir şekilde genel bir tanım yapamayız. Kitap, çok satan olduğu zaman okuyucunun geneline ulaşmış oluyor sadece. İyi veya kötü demek değil yani. Burada edebi, nitelikli ya da ağır diye nitelendireceğimiz kitaplar, yurt dışında haftalarca New York Times ‘çok satanlar’ listesinde kalabiliyor.

Peki “çok satanlar” Türkiye’de de çok satıyor mu?

Bu değişen bir durum aslında. Çok satıyor demek için adet ne mesela, neye göre belirleniyor? Bunlar da değişiyor çünkü. Bazen haftada 1.000 adet satan kitap çok satmış oluyor ama piyasamız malum, 300-400 adet satan kitap da çok satmış oluyor. Büyük dalgalanmalar olabiliyor.

Okuma oranlarımız nasıl gidiyor? Israrla okumuyor muyuz?

Nüfusa bakınca oranlar düşük kalıyor diyebiliriz. Ama bir yandan da her hafta bir sürü yeni kitap çıkıyor. İrili ufaklı çeşitli yayınevleri var. Kitap dükkanlarının raflarında sürekli yeni kitaplar yer alıyor. Bir şekilde işleyen döngü devam ediyor. Hiç okumuyor değiliz bana göre ama başka sektörler ile karşılaştırınca daha iyi olabilirdi. Örneğin bir teknoloji sektörü kadar iyi yürümüyor işler.

Kendinizi başka yayınevleri ile karşılaştırıyor musunuz? Diğerlerinin gidişatını, seçimlerini takip ediyor musunuz?

Piyasaya sürekli bakıyoruz. Bizimle aynı türde işler yapanları takip ediyoruz ve bu olması gereken bir şey zaten. Çünkü bir nevi tüketim üzerine bir şeyler yapıyoruz. Ama bir yandan yurt dışını da takip etmemiz gerekiyor. Biz kitapları oradan alıyoruz sonuçta. Biz yerli yazarların kitaplarını almıyoruz. Bir tane yerli yazarımız var o da zaten mahlas ile yazıyor ve aslında Türkçe edebiyat yapmıyor.Yabancı Yayınları olduğu zaman ismin bir dezavantajı var. Bir de sürekli yabancı edebiyat yapmış. Okur da buna alıştı.

O zaman çeviri de sizin için çok önemlidir diyebiliriz. İyi çeviri hakkında farklı görüşler mevcut. Birebir çeviriyi mi elde etme çalışırsınız, yoksa ulaştırılacak okura hitap edecek şekilde mi çeviriyi tercih edersiniz?

Bence yazarın ne ifade etmeye çalıştığını aktarabilmek önemli. Kelimeyi aynen çevirirken, Türkçe karşılığı her zaman olmayabiliyor. Önemli olan onun orada hissettirmeye çalıştığı duyguyu, bizim anlayabileceğimiz şekilde çevirebilmek. Biz de bu şekilde çeviri yapan çevirmenlerle çalışmayı tercih ediyoruz. Her zaman birebiri yakalamak mümkün değil ama mesela kelime oyunlarında bunun yapılması gerektiğine inanıyorum. Çünkü karşılığı yoksa okuyan için bir şey ifade etmeyecektir. Son derece yerelleştirmeye de karışıyım. Sonuçta oradaki kültürü de kaybetmemesi lazım. İfadesel bakımdan konuşuyorum. Bazen yazarlarla iletişim kurduğumuz bile oluyor bunun için. Çoğu yabancı yazar da takip ediyor ve çok memnun oluyor. Sonuçta onların da kitapları bir yerlere ulaşıyor ve özünden sıyrılmadan bunun gerçekleşmesine dikkat eden bir ekip görüyorlar. Bizde sunum olarak da içerik olarak da güzel işler çıkarmaya çalışıyoruz. Ben bu işe bir kitapsever olarak başladığım için, ben bu kitaptan zevk aldım başkaları da keyif alabilsin, diye düşünüyorum. Kitapları da çoğunlukla ben seçiyorum zaten. Sadece kendi zevkime göre hareket etmiyorum, trendleri, beklentileri de dikkate alıyorum aynı zamanda. Onlar benim çocuklarım gibi olduğu için ona göre bir özen gösteriyorum. Yazarların da çok hoşuna gidiyor.

Okurlarınızla aranız nasıl? Dönüşler alıyor musunuz?

Yabancı’da özellikle gençlik edebiyatı kısmında oldukça kemikleşmeye başlamış bir okur kitlemiz var. Şimdi yaş grubunu biraz daha genişletmeye çalışıyoruz. Korku-gerilim, polisiye türünde çok güzel tepkiler alıyoruz. Sonuçta 5 senede 200 kitap oldukça iyi bir sayı.

Okurlarınızdan yazarlar ve kitaplar hakkında öneriler geliyor mu?

Çoğunlukla yazarların çalıştığı ajanslar oluyor, bağımsız değillerse. Bize ulaşan ajanslar ya da yayınevleri oluyor. Nadiren bağımsız yazarlar da kendi kitaplarının önerileri ile geliyorlar. Bunlar az oluyor çünkü çok uzakta yaşıyoruz. Gerçekçi olmak gerekirse bu iletişimde kopukluğu doğuruyor. Okurlarımıza gelince, onlar bizimle çok sık iletişime geçiyor. Sosyal medyayı çok aktif kullanan bir ekibiz. Okur kitlemiz de çoğunlukla genç olduğu için etkileşimimiz yüksek oluyor. Kitap önerileri geliyor, seri devamı istekleri oluyor… Ama bizim için o kadar kolay olmuyor. Çünkü çok hızlı ilerleyen bir süreç olduğu için biz kitapları daha yayımlanmadan önce satın alıyoruz. Haliyle kitaplar okura ulaştığı zaman hakları çoktan satılmış oluyor. Öneri ile baktığımız, incelediğimiz kitaplar oluyor ama geç kalmış oluyoruz.

”Hiç sansür yapmadık ayrıca. Tek ayrımımız okurumuza bir şey ifade etmeyecekse, bizden çok uzaksa gerçekten o zaman uzak duruyoruz. Çevirinin bize bir şey katıp katmayacağına bakıyoruz.”

İçinde bulunduğumuz koşullar çerçevesinde, almak istediğiniz ama ‘hoş karşılanmaz’ diye düşünüp alamadığınız kitaplar, sansürle boğuştuğunuz durumlar oluyor mu?
Sessiz Kalma!

Özellikle gençlik edebiyatında, ayrımcılığa neden olan konular, farkındalık yaratmak adına çok popüler oldu. 12-14 üstü yaş grubu için olan kitap karakterlerinde ırkçılık, homoseksüellik gibi konular işeniyor. Farklının bizi ürkütmemesi gerektiğini anlatmaya çalışıyor. Benim de çok ilgimi çekiyor. Gençlik edebiyatını ayda en az iki defa yayımlıyoruz. İlk başlarda alırken birtakım çekincelerimiz oldu. Ama buradaki herkes de çok destek oldu ve ufak ufak da olsa almaya başladık. Sessiz Kalma!’ kitabını bastık mesela. O da bir ayrımcılığı işliyor ve oradaki karakterin siyahi olması hiç önemli değil, siyahi olmasını çıkardığınız zaman bizim her gün karşılaştığımız ayrımcılıkların dengi. Haliyle okuyan, karakterlerin nereli olduğundan bağımsız kendinden bir şey bulabileceği bir kitap okumuş oluyor. Biz politik içerikten ziyade genel okura hitap eden içerikler seçtiğimiz için çok büyük sıkıntı yaşayacağımızı düşündüğümüz bir konu olmadı ama olsa da zaten gerektiği durumda yayımlanır. Ki İthaki’de her şeyi basıyoruz, bu tarafta da aynı yönde karar verilir. Öyle bir endişe yaşamıyoruz. Hiç sansür yapmadık ayrıca. Tek ayrımımız okurumuza bir şey ifade etmeyecekse, bizden çok uzaksa gerçekten o zaman uzak duruyoruz. Çevirinin bize bir şey katıp katmayacağına bakıyoruz. Yaş grubunu dikkate alarak sansür uygulamadan çeviri yapıyoruz. Çünkü diğer ülkelerle aramızda, yaş grubu değerlendirme ölçütlerinde 2 yaş falan bir değişiklik oluyor.

Yayıncılıkta dilin doğru kullanımı, dil bilgisi kuralları gibi unsurlar hızlı tüketimin kurbanı olup gözden kaçmaya mı başladı? Eleştiriler için ne düşünüyorsunuz?

Bizim de eleştirildiğimiz noktalar oluyor. Ama çeviriyi eleştirmeyi neye göre değerlendireceğiz? Her eleştiriyi doğru bulmuyorum. Kitapların orijinal dilinin nasıl olduğunu bilmeden gelen eleştiriyi doğru bulmuyorum mesela. Yazarın yakaladığı bir dil varsa, çevirmen de bunu yakalamışsa bunun korunması gerektiğini düşünüyorum. Gerektiği kadar Türkçeleştirilmesi de gerekiyor. Bundan dolayı da yerli unsurlarla karşılaşınca gelen eleştiriyi de doğru bulmuyorum. Bunlar çok ince çizgiler. Yazım hatası mümkün olduğunca az olmalı bunu kabul ediyorum. Okur da hiç olmasın istiyor ama çok mümkün de olmuyor. Tekrar tekrar kontrol ediyoruz ama bazen bazı metinlerde zaman sıkıntısı oluyor ve gözden kaçabiliyor. 80.000 kelimede birkaç harf hatasından bahsediyorum ve olabiliyor. Karşılaştığımız durumlarda sonraki baskılarda düzeltmeye çalışıyoruz. Oldukça üstesinden geldiğimize inanıyorum. Bir de bir sürü yazım kılavuzu var. Biz temel olarak Necmiye Alpay’ı kullanıyoruz. TDK’yı kullanmıyoruz çünkü sürekli değişiyor. Hepsine göre farklılık olabileceği için hangisinin temel alındığı ve hangisine göre hata olduğu da önemli. Bir kuralı da yanlış bilme ve kontrol etmeme gibi bir huyumuz olduğu için burada da çok geniş bir tartışmadan söz edebiliriz. Gözden kaçtığı maalesef oluyor ama en azından bizim için sorun olacak kadar sık yaşanan bir durum değil.

 

Gelecek aylarda raflarda olacak kitaplar ise şöyle;

Mart ayında, Robert Bryndza Dedektif Erika Foster serisinin 3. Romanı Dark Water (muhtemel adı Tehlikeli Sular), Nisan’da Zack King – My Magical Life (Sihirli Hayatım) Amerikalı Vine yıldızı, film yapımcısı ve youtube yıldızı Zack King’in ortaokul çağındaki çocuklar için yayımladığı romanı okuyucularla buluşacak ayrıca kitabın akıllı telefon aplikasyonu da mevcut olacak. Krysten Ritter Bonfire (muhtemel adı Şenlik Ateşi) Netflix’in başarılı dizisi Jessica Jones’un kahramanı tarafından yazılmış psikolojik gerilim romanı da Nisan ayında raflardaki yerini alacak. Mayıs ayında ise, Sarah Vaughan Anatomy of a Scandal (Bir Skandalın Anatomisi), Wendy Walker’ın ikinci psikolojik gerilim romanı Wendy in the Night, Neal Bernard’ın Peynir Tuzağı isimli beslenme kitabı kitapseverler ile buluşturulacak. Ayrıca Netflix’in dizi projesi de olan, 2017 yılında İsveç’in en iyi gerilim romanı ödülünü de alan gerilim romanı Malin Persson Giolito Bataklık da önümüzdeki aylarda çıkacak olanlar arasında.