Kadının eril toplumda kendine yer bulmasının ve hatta sokakta yürümesinin önündeki psikolojik ve fiziksel engeller saymakla bitmez. Akşamın geç saatinde dışarıda yalnız yürüyen kadının tecavüzü hak edip etmediği, sevgilisi tarafından tecavüze uğramış olmasının normalleştirildiği, onlarca erkek tarafından tecavüze uğramış olan kız çocuklarının kendi rızasının olabileceğinin konuşulduğu bir ülkede yaşıyoruz.

Biz, unutmak ya da görmezden gelmek istesek dahi her gün yeni bir olay vuku bulduğundan kaçsak da kurtulmamızın mümkün olmadığı bir gerçeklik bu. Bu durumdan rahatsız olan, bunun normal olmadığını düşünen ve bu durumu normalleştirmişler olarak ikiye ayrılıyoruz ilk önce ve sonra bu iki grupta kendi içinde kollara ayrılıyor. Bunların içinde tabii ki en çok canımızı yakan kendine ya da diğer hemcinslerine dayatılan bu hayatın doğru olduğunu düşünen ve bunun aksini savunan kişileri topa tutarken, erkeklerden daha ateşli ve acımasız olabilen kadınlar. Bunun altında; korkular ve savaşa başlamadan kaybedeceğini düşündüğü için, düşmanla işbirliğini daha güvenli bulmak yatıyor olmalı.

Evet, bu bir savaş; kadının varoluş savaşı…

Çalışabilmek, üretebilmek, sokağa çıkabilmek ve en önemlisi yaşamda kalabilmek için vermek zorunda olduğumuz bir savaş. Dayatılanları kabul ettikçe ve orta yolu bulmaya, uyumlu olmaya çalıştıkça daha sert dayatmalar peşi sıra gelir. Çemberin gittikçe daraldığı ve en nihayetinde kadını dört duvar arasına hapsedip, bununla da yetinmeyip evin içinde kısıtlamalarına ve zulmüne devam eden eril toplumla uzlaşmamız ve şartlarını kabul edip yok olmamız mümkün olmadığından savaşmak zorundayız, hiç pes etmeden ve korkmadan.

Bu savaşın en önemli ve asla terk etmememiz, kaybetmememiz gereken kalelerinden biri sokaklar. Gündüz ya da gece demeden korkusuzca sokağa çıkmaya, hayatın içinde olmaya, çalışmaya, üretmeye ve gezmeye devam edebilmeliyiz. Sadece kadın olduğumuz ve sokakta yalnız olduğumuz için bize zarar verebileceğini, sindirebileceğini düşünen kişilerden kendimizi korumalı ve onlar kadar bizim de orada olmayı hak ettiğimizi öğretmeliyiz.

The Last Round, bu mottoyla ayda bir gün kadınlara özel, ücretsiz öz savunma seminerleri düzenliyor. 40 kiloluk bir kadının bile ona saldıran, kendisinden çok daha iri bir erkeği etkisiz hale getirebilmesinin mümkün olduğunu anlatıyor ve tekniklerini öğretiyor. Bir dövüş sanatları kulübü olan The Last Round, dövüş sanatları ustası Egemen Baranok ve Elif Ural tarafından işletiliyor. Geçtiğimiz yıl üst üste gelen kadın cinayetleri ve tecavüz haberlerinden sonra duruma dikkat çekmek ve kadınlara çaresiz olmadıklarını gösterebilmek için Mart ayı boyunca kadınlara ücretsiz öz savunma teknikleri dersleri vermeye başlıyorlar ve Mart ayı sonrasında da her ayın bir günü ücretsiz seminerlerine devam ediyorlar.

Kulübü ziyaret edip anlamlı sosyal sorumluluk projesi hakkında bilgi aldığımız Egemen Baranok:

Öz savunma derslerinin iki boyutu var; teknik-teorik boyut ve psikolojik boyut. Psikolojik boyutta korku ve panik eşiği aşılmadığı sürece teorik bilginin tek başına çok da anlamı yok. Karşısına fiziksel olarak daha avantajlı ve güçlü bir erkek çıktığında, hangi tekniği kullanarak onu etkisiz hale getirebileceğini öğreniyor fakat bu noktada eğer psikolojik boyuttaki öğretiyi içselleştirmemişse, bir erkekten gelen tehditle karşılaştığında kadın panik yapıyor, korkuyor ve bu duygu durumu, bildiği teorik bilgiyi uygulayıp kendisini korumasının önüne geçiyor.

Burada, dersler esnasında farklı gelişen olaylar ve pozisyonlar karşısında doğru tekniklerle karşı tarafın ona zarar vermesini engelleyebileceğini öğrendiği pratikler yapıyor. Bunun mümkün olduğunu öğrenen kadın, genetik kodlarına işlemiş korkusundan sıyrılıyor. Bir kere kendini koruyabileceğini, zayıf olmadığını öğrenen kadın hayata daha sağlam bir duruşla devam ediyor. Bu önemli; bir kadının kendi olabilmesinin önündeki tüm engelleri aşabilecek güçte olduğunu öğrenmesi, kendi potansiyeline ulaşması, potansiyelinin farkında ve iyileşmiş nesillerin yetişmesi için, toplumun iyileşmesi için önemli.

Elif Ural:

“Kadınlar çok güçlü, fakat bu gücü bir gün bile hissetmeden yaşaması üzerine kurulmuş ve sıklıkla zayıflığına vurgu yapılan bir düzenin içine doğuyor. Biz kadınların gerçek gücünü keşfetmesi için, hiçbir dayatmaya ve şiddete boyun eğmeyecek kadar güçlü olduğunu hatırlatmak fikriyle başladık bu projeye.

Geçtiğimiz yıldan bugüne gelene kadar birçok kadına ulaştık, onların derslerden sonra hayatlarında daha korkusuz ve rahat olduklarını gördükçe, değişimlerine şahit oldukça heyecanımız büyüyor, daha çok kadına ulaşmak ve ‘düşündüğünüzden daha güçlüsünüz’ demek istiyoruz.”

Umut dolmamıza sebep olan bu projeyle ilgili daha detaylı bilgi almak ve ücretsiz seminerlere katılmak için; sosyal medya hesaplarından The Last Round’u takip edebilir, web sayfalarından yapılan çalışmaları inceleyebilir ve kendileriyle iletişime geçerek merak ettiklerinizi sorabilirsiniz.