Okuma süresi: 8 dakika

Dünyadan ve Türkiye’den yüzlerce kuir yaşanmışlığı ve çok çeşitli lubunya hallerini film gösterimleri, söyleşi ve atölyelerle festival severlerin ilgisine sunan KuirFest, 23-26 Eylül’de Ankara’da; 30 Eylül-3 Ekim’de İstanbul’da onuncu kez gerçekleşti.

Festivalin ilk ayağı Ankara’da başladı

#Gönlüm10dadır hashtagi ile Goethe-Institut Ankara’da start veren festival programı, açılış resepsiyonu ve Türkiye’den Kısalar özel gösteriminin ardından 28 film, 5 söyleşi ve 1 atölyeye ev sahipliği yaptı.

Türkiye’den çıkan kuir yapımların yer aldığı Ğ seçkisinde yer alan Hayalimdeki Sahneler (Scenes I Imagine, 2020) ve Patrida (Patrida, 2021) gösterimlerinden sonra filmlerin yönetmenleri -sırasıyla- Metin Akdemir ve Ayça Damgacı – Tümay Göktepe ile söyleşiler yapıldı.

Metin Akdemir: “…bu filmlerde queer potansiyel var mı?” üzerine düşündüm

Hayalimdeki Sahneler filminin yönetmeni Metin Akdemir gösterim sonrası yapılan söyleşide filmle alakalı, “80’ler, 90’lar çocukları olduğumuz için zaten Hayalimdeki Sahneler’de yer alan filmler aslında televizyonda hep dönüyordu. Fakat queer konularla/durumlarla tanışınca o filmlere başka bir gözle bakmaya çalışıyorsun. Buradaki filmlerde yönetmenler kadın meselesini ele alıyor, ama ben bu filmlerde ima/sansür meselesi üzerinde durdum ve ‘acaba sansürler bu filmlerin hikayelerini etkiledi mi’ diye düşünüyordum ama asıl derdim ‘bu filmlerde queer potansiyel var mı’ üzerinde durmaktı. Her filme böyle bakabiliriz fakat ‘Türk sineması kadınlar arasındaki ilişkiyi nasıl anlatıyor’ bunun üzerine yoğunlaşarak, genelde kadınlar arasındaki ilişkinin arkadaşlık üzerinden anlatıldığı ve bu arkadaşlığın ‘bacı-koli’ diye tabir ettiğimiz arkadaşlığın ötesine geçemediğini farkettim. Hayalimdeki Sahneler’de yer alan üç filmde de kadınlar arkadaş olmuş fakat sevgili olma ihtimalleri hiç olmamış. Bu hikayelerin bir yerinde bir erkek var ve kadınlar bu erkeklerle ilişkilenmelerinden doğan sonuçlar nedeniyle arkadaş oluyorlar.” dedi.

Ayça Damgacı: “Babamın deportasyon hikayesini öğrenmemiz harekete geçirici bir nokta oldu”

Geçtiğimiz yıl 2. Zeliş Deniz Kuir Sinema Ödülü’nün de sahibi olan oyuncu ve yönetmen Ayça Damgacı, Tümay Göktepe ile birlikte yönettikleri Patrida filminin gösterimi ardından izleyicileriyle buluştu. Ayça Damgacı, “Filmi çok fazla seyirciyle izleme şansımız olmadı. Seyircinin de reaksiyonunu görebilmek iyi hissettiriyor, bu yüzden bizim için özel bir gösterim oldu. KuirFest içerisinde yer almak çok kıymetli” diyerek söze başladı. Filmi çekme süreçleriyle ilgili olarak Damgacı, “Eurasia Doc’un proje geliştirme atölyesinbaşvurduk ve kabul edildi. Kabul edilince filmi çekmeye dair bir ışık var dedik. Kabul etmeselerdi herhalde bu film olmazdı. benim de büyüdüğüm Mecidiyeköy’de ‘kim bu beyaz Türkler’ diye düşünüyordum ve bunun üzerine babamın deportasyon hikayesini öğrenmemiz filmi yapmak için harekete geçirici bir şey oldu. Babama dair onun anlayamadığım iletişimsizliği, öfkesi, tuhaf varolamama hali o an kafamda biraz çözüldü. Göçmensin, deporte edilmişsin bir yandan bu ülkenin bayrağına, ideolojisine sarılıyorsun, bütün bunlar çok çelişkili gelmişti. Aslında bunun temsiliyet açısından dertlerimizi çok kapsayıcı bir hikayeye doğru yelken açabileceğini düşündüm.” dedi.

3. Zeliş Deniz Sinema Ödülü sahibini buldu

10. Pembe Hayat KuirFest kapsamında üçüncüsü verilen Zeliş Deniz Kuir Sinema Ödülü Ankara’da gerçekleşen açılış resepsiyonunda yönetmen Metin Akdemir’e verildi. Ödülü Akdemir’e oyuncu/yönetmen Ayça Damgacı verdi.

Akdemir ödülünü, “Zeliş benim de hayatımda olan, bana dokunmuş ve iyi ki de hayatımda oldu dediğim bir arkadaşımdı. Bu yüzden onun adına verilen bu ödül çok duygulu ve kıymeti ölçülemez. Kuir sinema alanında üretim yapmak çok kolay değil, bundan dolayı üretimlerimizin görünür olması ve bunun böyle ödüllendirilmesi motive edici ve sinema tutkumuzu arttıran bir şey. Kendi komünitemizin önünde bu ödülü almak ve onlarla paylaşmak da ayrıca keyifliydi. Teşekkür ederim” sözleriyle aldı.

Mücadelenin ortak bir zemini olan kuir sinemayı güçlendirmek, kuir sinemanın tarihine sahip çıkmak, kuir sinemada emeği olanların yanında olmak ve tıpkı Zeliş Deniz gibi “dert bizde, derman bizde” diyebilmek için verilen ödül, geçtiğimiz yıl oyuncu Ayça Damgacı’ya verilmişti.

K’nın Sesi Atölyesi Ankara ve İstanbul’da

Kadınların, kuirlerin hikayelerinin merkeze alındığı podcast kanalı K’nın Sesi, 10. Pembe Hayat KuirFest kapsamında ses tiyatrosu oyunlarından biri olan “Kırık Bir Jilet Parçası” üzerine bir dinleme/paylaşım ve podcast fikir geliştirme atölyesi gerçekleştirdi. Hem Ankara hem de İstanbul’da gerçekleşen atölye katılımcılarla birlikte interaktif bir şekilde yapıldı. K’nın Sesi ekibinden Beril Sarıaltun, Duygu Dalyanoğlu ve Nihal Albayrak’ın yürütücülüğünde gerçekleşen atölyede katılımcılarla birlikte dinledikleri oyun üzerine izlenimler paylaşıldıktan sonra katılımcılar kişisel hayatlarından deneyimlerini aktardı.

Ankara’da Sirkaf Sirkaf

KuirFest onuncu senesinde film gösterimlerinin yanı sıra partilere de programında yer verdi.
Ankara Haymatlos Mekan’da 24 Eylül’de yoğun katılımla gerçekleşen “Sirkaf Sirkaf” partisine, İstanbul eğlence sektörünün önemli isimlerinden Üzüm Derin Solak, Samy Winehouse ve  Q-bra‘nın DJ performansları ile eşlik etti. Ankara’daki partiye yaklaşık 500 kişi katıldı.

KuirFest 10.kez İstanbul’da

30 Eylül-3 Ekim tarihlerinde İstanbul’da Fransız Kültür Merkezi (FKM), Kıraathane ve Feminist Mekan’da festival programına devam eden Pembe Hayat KuirFest; 28 film, 7 söyleşi ve 2 atölyeye ev sahipliği yaptı. FKM, Kıraathane ve Feminist Mekan’da gerçekleşen film gösterimlerine 750 kişi katıldı.

Yönetmen Monika Treut, 10. Pembe Hayat KuirFest’te

Bu yıl, festival programında yer alan Cinsiyet Kimlikleri (1999) ve Cinsiyet Jenerasyonları (2021) filmlerinin yönetmeni Monika Treut’yu ağırlama heyecanını yaşayan KuirFest, filmlerin gösteriminin ardından Fransız Kültür Merkezi ve Feminist Mekan’da düzenlenen söyleşiler ile biraraya geldi.

Treut: “Trans tarihi üzerine bir şey üretmek çok sık rastladığımız bir şey değil.”

Zeynep Dişbudak moderatörlüğünde yapılan söyleşide Monika Treut, “Cinsiyet Kimlikleri filmini San Francisco’da 20 yıl önce çektim. Her şey organik bir şekilde gelişti o dönemde translarla birlikte çalışıyordum. Orada yaşayan birçok transla tanıştım. Bu filmin çekilmesini aslında onlar istediler. 90’larda ABD’de translar ciddiye alınmıyorlardı. Toplumda bir tehdit/canavar olarak görülüyorlardı. Cinsiyet Kimlikleri filmimde yer alan bazı karakterleri Cinsiyet Jenerasyonları’nda da görebiliyorsunuz. İki filmi kıyasladığımda bazı değişiklikler de görebiliyorum. Mesela ilk filmde yer alan Steford, cinsiyet kimliği konusunda daha belirsizdi. Hormon terapisi görüyordu fakat bunu almayı durdurmuştu. Androjen bir hali vardı. Fakat ikinci filmde baktığınızda gerçekten kararlı görünüyor. Neden bir devam filmi çektiğim konusuna gelecek olursak, daha önce katıldığım festival ya da gösterimlerde bana “bu kişiler şimdi neler yapıyorlar” sorusu çok yöneltildi. Bu soruyu çok duyduğum için bu filmin devamını yapmam gerektiğini düşündüm.” ifadelerini kullandı.

Treut konuşmasına, “Trans tarihi üzerine düşünmek veya bir şey üretmek çok sık rastladığımız bir şey değil. Çünkü toplum dışarısına itilmiş bir şekilde yaşıyorlar. Filmde yer alan karakterlerin devam filmini çekebilmek onların bana bahşetmiş olduğu bir ödül oldu. Bu trans tarihini kaydetmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü zamanla birçok şey elimizin altından kayıp gidiyor. Bu yüzden devam filmini çekmiş olmak benim için önemli” şeklinde devam etti.

KuirFest yönetmen Lyle Kash’i ağırladı

Türkiyeli oyuncu Denise Türkan’ın da yer aldığı Ölüm ve Bowling filmi yönetmeni Lyle Kash, KuirFest’e geldi.

OutFest Seyirci Özel Ödüllü Ölüm ve Bowling (Death and Bowling, 2021), festivalin bu yılki Gökkuşağı Altında seçkisinde yer alan filmlerden biri. Filmin yönetmen koltuğunda oturan Lyle Kash, KuirFest’in İstanbul ayağına dahil oldu ve izleyicileriyle buluştu. Institut français’te düzenlenen gösterimin ardından Lyle Kash, Ekin Çalışır ve Aslıhan Örün’ün konuşmacı olarak yer aldığı ‘KT Film Yapımcılığı LTD. ŞTİ.’ oturumu; film üretim modelleri, casting, fon bulma ve kuir ve trans filmlerin çekim ve üretimi üzerine odaklandı.

Lyle Kash: “Ölüm ve Bowling filmini ABD dışında ilk defa KuirFest’te gösterdim.”

Lyle Kash, Ekin Çalışır ve Aslıhan Örün ile başlayan KT Film Yapımcılığı LTD. ŞTİ. oturumu’nda ‘queer yapımı nasıl tanımlıyorsunuz” sorusu yöneltildi. Ekin Çalışır soruyu, “ben ağırlıklı olarak belgesel filmler çektiğim için orada yer alan karakterlerin queer ya da LGBTİ+ olmasında da prodüksiyonun; feminist perspektiflere uyması, queer dostu olması gerekiyor. Prodüksiyonun uyumlu bir şekilde işleyebilmesi, izleyiciye mesajın doğru bir şekilde ulaşabilmesi, ekipteki insanların rahat çalışabilmesi için queer bir prodüksiyon yaratmak gerekiyor.” şeklinde cevapladı. Ölüm ve Bowling filminin yönetmeni Lyle Kash queer yapımlar ile ilgili olarak, “Queer yapımlardan bahsederken iki önemli unsur aklıma geliyor. ‘Queer bi yapımı nasıl tanımlarız’ diye sorarken, queer ve translar tarafından yapılmış bir film, özellikle queer ve trans bir kitleye yapılmışsa bunun queer bir yapım olduğu düşünülebilir. Veya işin kendisi queer ya da feminist sorular barındırıyordur. Toplumda hali hazırda kök salmış ve güç ilişkilerine meydan okuyan, onları yüzümüze vuran filmler/yapımlar olabilir. Queer ilişkilerin, ailenin, yaşamın nasıl olduğuna dair bilgiler, sorular barındırıyor olabilir. Ölüm ve Bowling filmini ilk defa ABD dışında bir yerde KuirFest’te gösterdim. ‘Bir filmi queer yapan şey nedir’ diye soracak olursak, LGBTİ+ların içerisinde bulunduğu yapımlar olabilir. Ancak illaki böyle olması da gerekmiyor. Filmin kendisinin sorguladığı bir durum söz konusu olabilir, queer bir perspektiften yapıldığını düşünmemizi sağlayan şeyler olabilir. Prodüksiyon anlamında da ‘benim filmim acaba ne kadar feminist çerçeve içerisinde yapıldı’ diye sorulacak olursa bunun cevabını vermek de biraz zor. Benim ekibimde neredeyse ekibin tamamı translardan oluşuyordu. Ancak bütçe çok düşüktü. Bu nedenle onlara ABD’deki asgari ücretin altında bir ödeme yapmak durumunda kaldım. Bu noktada acaba feminist ilkelere ne kadar uydum. Feminist ilkeler çerçevesinde yapmış olsaydım ücretlerini gerektiği şekilde vermem gerekirdi. Dolayısıyla ben bu çerçevede bir yapım içerisinde bulunamadım. Filmimi yapmamalıydım diye düşünmüyorum ama yine de bu soru işaretleri insanın aklında kalıyor. “ ifadelerini kullandı. 


Ankara’da da KuirFest’in konuğu olan Hayalimdeki Sahneler filminin yönetmeni Metin Akdemir, İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde gerçekleşen film gösteriminin ardından izleyicileriyle buluştu.


Ayça Damgacı’nın uzun yıllar önce ailesiyle yapmış olduğu zorunlu göç yolculuğunu tersinden anlatan filmi Patrida’nın 2 Ekim günü gerçekleşen gösteriminin ardından, filmin yönetmenleri Ayça Damgacı ve Tümay Göktepe ile söyleşi gerçekleştirdi.

Habibitch İstanbul’a geldi.

Dansçı ve aktivist Habibitch, 10. Pembe Hayat KuirFest’in Vogue Atölyesi için İstanbul’a geldi.

Sınırlı katılımcıyla festivalin son günü (3 Ekim) The Circle’da Habibitch ile gerçekleşen Vogue atölyesinde katılımcılar orijinal voguing biçiminin temellerini öğrendi. (60’ların sonlarında New York’ta doğan voguing, sistemik ırkçılığa karşı direnişteki siyah ve Latin LGBT topluluğun bizzat kendileri için yarattıkları, balo kültürünün dans biçimi.)

Katılımcılardan Feleknas atölyeye dair düşüncelerini; “Vogue atölyesi gelmiş geçmiş en güzel etkinlikti. İlk duyduğumda çok mutlu olmuştum ve heyecanlanmıştım. Atölyeye başlamadan heyecandan kalbim duracak gibiydi, bitiminde ise uzun zamandır bu kadar mutlu hissetmemiştim bunun için Pembe Hayat ve KuirFest ekibine sonsuz teşekkürler.” ifadeleriyle dile getirdi.

Habibitch’in atölyenin yürütücüsü olduğunu duyunca araştırma yaptığını ve birkaç performans videolarını izlediğini belirten Feleknas atölyenin içeriğine dair; “Beni resmen Efsunladı gibi ve kesinlikle bu atölyede olmam gerekiyor dedim. Habibitch biraz Vogue ve ballroom tarihinden bahsetti ben zaten bu iki kültüre hayran olduğum için daha evvelden yaptığım araştırmalar bana pratik oldu. Örneğin vogue’un çıkışı elementleri vs. gibi” dedi. Feleknas son olarak, “Habibitch harika bir insan özellikle Vogue konusunda. House of Gucci’nin vaftiz annesi kendisi beni Türkiye’deki ilk kızı ilan etti. Sohbeti vs. harika, sürekli görüşüyoruz onunla ve cidden onu çok sevdim” şeklinde düşüncelerini dile getirdi.

Eleştirel Erkeklik: Trans Maskülen Deneyimler Oturumu yapıldı

KuirFest direktörü Esmi Göko Akyel ve Merih Beler’in yürütücülüğünde Eleştirel Erkeklik: Trans Maskülen Deneyimler oturumu yapıldı. Merih Beler, kendi açılma süreci ile ilgili olarak, “Bir lubunya olarak pek çok yerde sansürlendiğim/baskılandığım bir hayat yaşadım. Bu sansür ve baskının getirdiği bir çekince de var. Bu nedenle hayatın belli noktalarında seçim şansında hep bir kaygı yaşadım. Bu kaygılardan birisi de isim seçmekti” dedi. Oturumun katılımcılarından Doğukan Karahan ‘erkeklik’ üzerine, “Bizim toplumumuz içerisinde kendimizi ifade etmeye, varlığımızı göstermeye, toplumsal cinsiyet normlarını yıkmaya çalıştığımız bir kesim var. Bu kesimde genelde translar için şöyle bir şey vardır; birinin erkekliği terkedip kadınlık mertebesine ‘düşüş’ yapması çok kötü algılanır. Fakat bir trans erkek kadınlık mertebesini bırakıp erkekliğe doğru yükseldiği için; ‘erkek gibi kadın’ vs dendiğinde daha negatif okuyoruz sanki. Cinsiyetlerimizi performe ederken yine bu cinsiyet normalarından kurtulamıyoruz. Bir erkekliği performe etmek isteyen insanlar da var ama erkeklik mütemadiyen kötü ve hiç varolmaması gereken bir şey gibi mücadele ediliyor. Trans hareketi ile feminist hareketin kesişimi burada. Bu tartışmalar ve açılan bu akademik alanlar ortak bir şekilde neye karşı mücadele ettiğimizin altını çizecek.” ifadelerini kullandı.

KuirFest’ten Pavyon ve Okşa!

30 Eylül gecesi Shelby’de arabesk rüzgarı estiren Kuirfest’in PAVYON partisi Jilet Sebahat’in sunumu eşliğinde yapıldı. Gecede; Babykilla, Komalı Gömlek, Kika, Ecrin Bolkar ve Güllü festival sahnesinde performans ve şarkılarıyla yer aldı. PAVYON partisine 350 kişi katıldı.

10. Pembe Hayat KuirFest 3 Ekim Pazar günü SumaHan’da kapanış partisi “Okşa” ile İstanbul programını sonlandırdı. Yaklaşık 400 kişinin katılımıyla gerçekleşen partide; DJ performanslarıyla Elif KK, İpek İpekçioğlu ve Şevval Kılıç kabinde yer alırken, Habibitch’in sürpriz Vogue performansı geceye damga vurdu.