Okuma süresi: 3 dakika

Amerika tarihindeki milyonlarca lekeden biri. En acımasız, en vahşi. Bu günün tarihi 29 Aralık 2014. Amerika’nın Avrupalılarca sömürgeleştirilme sürecinin en kanlı tarihlerinden Yaralı Diz Katliamı‘nın (Wounded Knee) 124’üncü yılı.

500 kişilik 7. Süvari alayı… 1890 yılının aralık ayında ABD Hükûmeti, içinde çok sayıda kadın ve çocuğun olduğu Minneconjou Lakota yerlilerinin kamp yerini basıyor. Çıkan çatışmada aralarında altmış iki kadın ve çocuğun yer aldığı en az 153 Siyu öldürüyor.

Kaçmaya çalıştık. Ama yaban sığırı gibi bir bir vurdular bizi. Beyazların içinde de iyi insanlar bulunduğunu biliyorum, ama kadınları ve çocukları da vurduklarına bakılırsa askerler çok kötü insanlar olmalı. Kızılderili askerler beyaz çocuklara asla böyle yapmazlardı.” –Katliamı yaşayanlardan, Gelincik Louise 

Kızılderililer açlık, hastalık, fakirlik içerisinde dayanmaya çalışırken ruhani bir kurtuluş için hayalet dansı yaparlardı..Bu dansı bir çeşit çağrı; beyaz adamın doymazlığına, yıkımına ve otoritesine tepki niteliğinde yaratmışlardı. ABD hükümeti Amerikan yerlilerinin yaptığı ‘Hayalet Dansı’nı bir savaş dansı olarak görüp bunu tehdit belledi. Savaş Bakanlığı, yerlilerin bir isyan hareketine kalkışacakları düşüncesiyle 7. Süvari alayını Pine Ridge ve Rosebud bölgelerindeki Lakota yerlilerinin kamp yerine gönderip, bu kutsal dansı yapanları tek tek tutuklamalarını istedi.

Hepimizin biliriz ki dans etmek kimseleri incitmez ve kimseleri öldürmez. İnsanları öldüren mermilerdir, tüfeklerdir.

Amerika’nın misafirperver, güler yüzlü yerlilerinin sembolik sonu bu şekilde olmuştur. Toprağı annesi, göğü büyükbabası, ayı büyükannesi ve beyaz adamı ‘kardeşi’ bilen aşmış uygarlık böylece katledilmiştir 29 Aralık günü.

Amerika’nın katliam sonrasında ölüleri gömmek için kiraladıkları sivil vatandaşlar savaş meydanına geldiklerinde 84’ü erkek, 44’ü kadın, 18’i çocuk Lakota cesedi ile karşı karşıya kalmışlardır. General Nelson Miles, katliamın sorumlusu Albay Forsyth’ı görevden almış, Askeri Araştırma Mahkemesi taktik hatasından dolayı kendisini eleştirmiş ancak yine de mahkemede hakkında beraat kararı çıkmıştır. 

Kolomb’un günlüklerinden:

Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Keskin demir silâhları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler. Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar, ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmeyi bilmiyorlar. Hiç silâhları yok. kızılderililer son derece sade, dürüst ve eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. Komşularını kendileri kadar çok seviyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar.

Açlıktan ve soğuktan tükenme noktasına gelmiş ve çoğu çocuk ve kadınlardan oluşan ’’Sioux’’ kabilesinin maruz kaldığı bu cani yıkım daha sonrasında ülkede çok ses yükseltmiştir. Yirminci yüzyılın sonlarında tarihçi Dee Brown ‘’Wounded Knee Katliamı’’ (Kalbimi Vatanıma Gömün) kitabını yazmış, Buffy Sainte-Marie ise protesto için bir müzik bestelemiştir.

Ünlü oyuncu Marlon Brando, 1973’de Baba (The Godfather) filmindeki rolüyle en iyi erkek oyuncu dalında verilen Oskar ödülünü bu sebeple reddetmiştir. Ödül törenine kendi adına konuşma yapması için Sacheen Littlefeather adlı Kızılderili genç bir kadını gönderir ve Brando’nun kaleme aldığı, tamamının okunamadığı yazının bir bölümü şu şekildedir:

Marlon Brando… benden şu an zaman darlığı yüzünden sizinle paylaşamayacağım uzun bir konuşma yapmamı istedi ancak basınla paylaşmaktan memnuniyet duyacağım şey şu ki o, çok üzülerek bu cömert ödülü kabul edemiyor. Ve bunun sebebi de… günümüz film endüstrisinin… beni affedin… ve televizyonlardaki filmlerdeki yeniden çevrimlerde Amerikan Yerlileri’ne yaptıkları ve Wounded Knee’deki son olaylardır. Bu akşam aranızda bulunamadığım için beni affedin gelecekte kalplerimiz ve anlayışlarımızda sevgi ve cömertlikte bir araya geleceğiz. Marlon Brando adına sizlere teşekkür ederim.” 

Daha sonra konuşmanın tam metnini basına dağıtılmıştır.

200 yıl boyunca toprağı, ailesi, ve özgür olma hakkı için savaşan Yerli halka şöyle dedik: “İndir silahını arkadaş gel birlikte oturalım. İndirirsen eğer silahını arkadaş senle barıştan söz ederiz, senin hayrına anlaşırız birlikte.” Silahlarını indirdiklerinde onları katlettik biz. Onlara yalan söyledik. Onları topraklarından koparmak için kandırdık. Onları açlığa mahkûm ettik ki antlaşma dediğimiz ama hiçbir zamanda andımıza sadık kalmadığımız o hileli anlaşmaları zorla imzalasınlar. Onları, yalnızca yaşamın anımsayacağı kadar uzun bir süredir yaşam vermiş bu kıtada dilencilere döndürdük. Ve tarihi istediği kadar çarpıtılmış dahi olsa nasıl yorumlarsanız yorumlayın: Biz doğru yapmadık. Ne adil davrandık ne de dürüst.” (Marlon Brando’nun açıklamasından bir bölüm)

Katliamı yaşayan Kara Geyik:

O zaman kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde  yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları hala o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum .Evet bir halkın düşü öldü orada…” 

ABD’nin, yerli hakların topraklarına ve doğal kaynaklarına el koyan; onları asimile eden politikası 70 milyon Kızılderiliyi ortadan kaldırıldı. İlk biyolojik silah, Kızılderililer üzerinde uygulandı ve sayısız işkenceler…

Doğayla barışık, ağacanına, toprağına aşık bu halk açgözlülüğe böyle kurban gitti. Kristof Kolomb’un 1492’deki keşfinden hemen sonra başlayan sindirme süreci, 1886’da son Kızılderili direnişçisi Apache Reisi Geronimo’nun teslim olmasıyla tamamlandı. Amerika kıtasındaki milyonlarca yerli, Avrupalılar tarafından ortadan kaldırıldı; yüzlerce ulus, yüzlerce dil, yüzlerce kültür bir daha dönmemecesine yeryüzünden silindi..

Tüm yeryüzüne barış, insanlara iyi niyet dilerim…