Ana SayfaEkolojiDoğaMuş "orman" kaybediyor!

Muş “orman” kaybediyor!

-

Muş’un merkezine bağlı köylerinde kontrolsüz şekilde yapılan kaçak ağaç kesimleri ormanları yok olmanın eşiğine getirdi. TEMA Vakfı Muş Temsilcisi ‘orman köylerinde ormandan eser kalmadığını’ belirtti.

TEMA Vakfı Muş Temsilcisi İhsan Aytemiş, Muş Merkez’e bağlı 358 köyünden 93 tanesinin resmi olarak orman köyü olduğunun tescillenmiş olmasına rağmen; yarısından fazlasında ormandan eser kalmadığını söyledi. Aytemiş, gerekli gereksiz binlerce ağacın kesildiğini ve herkesin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiğini ifade etti.

Orman köylerindeki ‘orman krizi’nin bilinçsiz ve kaçak ağaç kesimlerinden kaynaklandığını belirten Aytemiş, devletin gerekli kontrol mekanizmalarını oluşturmaması sonucunda ormanların yok olduğuna işaret etti. Zamanında alınmayan önlemler ve birçok köyde sürdürülen bilinçsiz kesim nedeniyle ormanların yok olduğunu vurgulayan Aytemiş, “Ne yazık ki şimdi, bu orman köylerindeki ormanlardan eser kalmadı. Orman tahribatları, genellikle köylüler tarafından ve özellikle kış aylarında yapılıyor. Bu durum ciddi anlamda geleceğimizi tehdit ediyor. Bu konuda hem yurttaşlar hem devlet duyarsız. Kesilen ağaçların yerine yenisi dikilmediği gibi, kesilen ve tahrip edilen ağaçların kökleri bile çıkarılmıyor. Ne yazık ki şimdi bu orman köylerindeki ormanlardan eser kalmadı” dedi.

Aytemiş, ağaç katliamı sonucunda kenttin doğal dengesinin bozulduğuna ve bunun birçok olumsuz sonucu olduğunu açıklayarak sorumluluğun devletle birlikte yurttaşların da görevi olduğunu, fakat her ikisinin de konuya duyarsız olduğunu söyledi. Aytemiş; “Aldığımız duyumlara göre özellikle merkeze bağlı bazı köylerde ağaç kesimleri yapılmakta ve insanlarımız duyarsız kalmaktadır. Lütfen bu konuda yetkililerden çok köylerdeki vatandaşlarımızın ormana zarar verenlere geçit vermemelerini istiyoruz. Bu durumlarda acilen yetkili kurumlara ihbarların yapılmasını istiyoruz. Bu toplumsal bir sorumluluktur. Lütfen geleceğimizi karartmayalım” diyerek vatandaşları uyardı.

“Ekolojik dengenin bozulması insan sağlığını olumsuz etkiliyor”

Ekolojik dengenin bozulmasının insan sağlığındaki olumsuz etkilerini anlatan Aytemiş şöyle konuştu: “Bu durumun yarattığı çevre kirliliği, toprakların kirlenmesine neden oluyor. Böylelikle yeraltındaki sular da etkileniyor. Bunların, kalıcı ve bazen de ölümcül hastalıklara sebep olduğunu gördük. Bunun yarattığı hava kirliği, insan yaşamını kötü etkiliyor.

Ormanların, bilinçsiz kesimin yanı sıra bir de otlak alan olarak kullanılması sonucunda yok edildiğini ifade eden Aytemiş, bunun özellikle filiz halindeki ağaçların yeşermesini engellediğini hatırlatarak, duyarlılık çağrısında bulundu.

”1 Milyar 400 ton toprağı erozyon ile kaybediyoruz”

Her yıl Muş’ta tonlarca toprak kaybının olduğunu ifade eden Aytemiş, “Murat nehri Fırat ile birleşince yılda 108 milyon ton toprak taşımaktadır. Yeşil ırmak ise yılda 55 milyon ton toprak taşıyor. Kısaca her yıl 20 tonluk, 70 milyon kamyon dolusu, diğer bir ifade ile 500 milyon tonu tarım alanlarından olmak üzere 1 milyar 400 milyon ton toprağımızı erozyonla kaybediyoruz” dedi.

Bilinçsiz ve kontrolsüz mera otlatmaları ile bitki örtüsünün adeta bitirildiğini vurgulayan Aytemiş, “Bir taraftan ormanlar, yeşil bitki örtüsü ve doğa varlıkları yok olurken, diğer taraftan da hızla artan nüfus, çarpık kentleşme, teknik önlemler almayan sanayileşme, kimyasal madde üretimi ve kimyasal maddenin belki de dozajını aşarak birçok yerde kullanımı, derken adeta çölleşmeye doğru gitmekteyiz. Bunların sonucunda enerji, oksijen yani temiz hava yok olmaya yüz tuttuğu gibi, insanların tüketim anlayışının kötüye gitmesiyle sera gazları atmosfere salınarak küresel ısınmaya neden olmuştur. Bunların sonucunda enerji, oksijen yani temiz hava yok olmaya yüz tuttuğu gibi, insanların tüketim anlayışının kötüye gitmesiyle sera gazları atmosfere salınarak küresel ısınmaya neden olmuştur. Küresel ısınmayla küresel iklim değişiklikleri meydana gelmiştir. Tüm bu bilimsel bilgilere göre önlem alınmadığı takdirde Türkiye 30 yıl sonra çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Bütün bu tahribatkâr ve gaddar olan zihniyetin sonucu kaybolan geleceğimizi kurtarmak için geç kalmış sayılmayız. Yapılacak daha çok şey var” şeklinde konuştu.

SON YAZILAR

Cephede enerji hasadı: Mimariyi canlı bir organizmaya dönüştürme manifestosu

Modern mimaride akıllı bina kavramı dijitalleşme ile anılırken, Hamburg’daki BIQ House bu zekayı biyolojiden alıyor. Dünyanın ilk biyoreaktif cepheli yapısı, cam panellerin içinde yaşayan mikro-alglerle hem enerji üretiyor hem de binaya dinamik bir gölge sağlıyor. Statik beton bloklardan, yaşayan organizmalara geçişin hikayesi.

Doğa kendi evini inşa ediyor: Karbon negatif bir yapı bloğu olarak “Kenevir Betonu”

İngiltere'deki Flat House, kenevir tarlasından doğan duvarlarıyla mimaride devrim yaratıyor. Karbon negatif, prefabrik ve nefes alan kenevir betonu (hempcrete) teknolojisini inceledik.

Bir sandalyeyi yetiştirmek: Nucleo’nun Terra projesi üzerinden ekolojik tasarımın yeni dili

Endüstriyel üretimin hakim olduğu bir çağda, tasarımın doğayla ilişkisi çoğu zaman "malzeme seçimi" düzeyinde kalır. Oysa bazı projeler, bu ilişkinin yalnızca yüzeysel bir tercih değil,...

Doğadan mimariye: Cam, deri ve çeliğin ötesinde ahşap atıklardan yeni nesil kompozitler

Günümüzde karşı karşıya olduğumuz çevresel zorluklar, yenilikçi çözümler ve sürdürülebilir malzemeleri her zamankinden daha önemli hale getirdi. Doğal kaynaklarımız hızla tükenirken, iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri...
Gamzegül Kızılcık
Gamzegül Kızılcık
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Kadın hakları mücadelesi, çocuk hakları ve LGBTİ hakları konularına ilgili. Doğal hayatın korunması konusuna meyledişi ve Gaia Dergi ile yollarının kesişimi sonucunda da; direnişçi bir kadın, gazeteci.

ÇOK OKUNANLAR

95,278BeğenenlerBeğen
17,593TakipçilerTakip Et
22,156TakipçilerTakip Et
243AboneAbone Ol