“Barış” diyen 102 canımızın katledildiği, Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör eylemi olan 10 Ekim Ankara Katliamı davasının 2. duruşmasının görülmesine bugün Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Dava 10 Şubat Cuma gününe kadar devam edecek.

Duruşma öncesinde Ankara Adliyesi önünde davaya müdahil olarak gelen ve yakınlarını Ankara Katliamı’nda kaybeden aileler ile birlikte, kendilerine destek olmak üzere gelen çok sayıda yurttaş Ankara Adliyesi önünü doldurdu.

Birinci duruşmadaki sanık ifadelerinden, iktidar ve devletin içerisinden unsurların da bu katliama dahil oldukları, katliamı gerçekleştiren IŞİD’li teröristlerin özellikle hedef belirleme, lojistik destek ve istihbarat konularında devletin bir çok kademesinden yardım aldıkları öğrenilmişti.

Davaya özellikle özgür basın kuruluşları yoğun ilgi gösterirken, başta NTV olmak üzere bir çok AKP yanlısı kuruluş ve ana-akım yayın organları ise, aslında Sincan’da kurulan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan 15 Temmuz Darbe Girişimi davasını takip etmeyi tercih etti. Ancak iktidar yanlısı basının aksine, gerek Türkiye’nin muhalif basını, gerekse yurtdışındaki basın kuruluşlarının asıl ilgisi, sonucu bile belli olan 15 Temmuz davasından ziyade Ankara Katliamı davası üzerine yoğunlaştı.

“Bu dava sanıklardan ibaret değil”

Davayı izlemek üzere çok sayıda yabancı kurum ve basın kuruluşu da Ankara Adliyesi’ndeydi. Mathias Giese (Bremen), Konrad Schafer (Bremen), Walter Hofman (İG Metal), Verdi Sendikası, Hamburg Barış Forumu gibi birçok örgütün bir araya gelerek oluşturulan delegasyon adına yapılan açıklamada: “Biz bu davayı kararlılıkla takip edeceğiz. Yoldaslarınızı kaybetmiş olmanızdan büyük üzüntü duyuyoruz.” ifadelerine yer verildi.

Dava öncesi yapılan basın açıklamasında konuşan Demokrasi için Hukukçular’dan Avukat İlke Işık, “Savcılıkta bu katliamın aydınlatılması için çalıştık, şimdi mahkemede çalışıyoruz. Bu davanın iki-üç sanıktan ibaret olmadığını biliyoruz” dedi.

Aileler adına Dicle Deli’nin babası Faik Deli, “Burada hayatını kaybeden canlarımızın isteği buydu; antidemokratik uygulamaların son bulması, akan kanın durmasıydı. Hayatlarını bunun için kaybettiler. 2. duruşmamız bugün başlıyor. Duruşumuz örgütlü mücadelemize yakışır şekilde olmalı” ifadelerini kullanırken, 10 Ekim-Der Başkanı Mehtap Coşgun ise açıklamasında “Bu dava tarihin önemli bir yargılaması. Yan yana duracağız. Dava boyunca bugüne kadar adalet için gerekli mücadeleyi yaptık. Biz henüz bize gösterilmeyen adalete karşılık yan yana dayanışma içerisinde olmaya devam edeceğiz. 10 Ekim davası ilk ve gerçek mücadelenin göstergesi olacak” vurgusunu yaptı.

Sanık eski AKP üyesiymiş

Duruşmanın başlangıcında Almanya’dan gelen heyetin içerisinde bulunan Bremen Barosuna kayıtlı Alman avukatların gözlemci sıfatı ile tutanağa geçirilmesi mahkeme heyeti tarafından reddedildi.

Duruşmada ilk olarak, katliamın planlayıcılarından Halil İbrahim Durgun’un eşi ve davanın tutuksuz sanıklarından Esin Altıntuğ’un ifadesi başladı. Katliamdan sonra Durgun’un Antep’te kendini patlatmasının ardından yakalanan Esin Altıntuğ’un üzerinden 3 bin 170 TL ve 9 bin 461 dolar çıkmıştı.

Esin Altıntuğ verdiği ifadesinde eskiden AKP üyesi olduğunu, eşinin de eskiden dışarı çıkan, içki içen birisi olduğunu vurgularken, eşinin son bir senede değiştiğini ve namaza başladığını aktardı.

Altıntuğ ifadesinde, “Resul Demir, Halil Alcay, Yakup Karaoğlu bize gelip sohbete katılıyorlardı. Mısıra eğitime gitti işiyle ilgili, ilk bir ay aramadı. 3 ay sonra da geldi.” dedi.

Esin Altıntuğ, üst aramasında bulunan flash diskin içeriği ile ilgili sorular üzerine ise “Eşimle birlikte kullaniyorduk, bizim ve çocuklarımızın resimleri vardı. Eşim de birşeyler yüklemişti.” dedi. Hakimin, o flash diskte IŞİD üyelerinin fotoğraflarının bulunduğunu hatırlatması üzerine ise ifadesini “Fotoğrafları bana arananlar diye atmışlardı.” şeklinde değiştirdi.

“Polis operasyonu sırasında üzerinde bomba yoktu”

Kendisine gösterilen fotoğraflardan sadece Resul Demir’i ve Mehmet Çevik’i tanıyan Altıntuğ, evlerinde sıklıkla ‘fıkıh’ sohbetleri düzenlendiğini belirtirken, sanıkların Suriye’ye gidiş gelişleri konuştuğunu duyduğunu ancak IŞİD’li olduklarını bilmediğini iddia etti.

Katliamdan sonra, çantasında çok sayıda silah ve bomba yapımında kullanılan malzemelerle yakalanan ‘Ebu Eymen’ kod adlı sanık Metin Akaltın’ın evine yerleştiklerini anlatan Altıntuğ, Halil İbrahim Durgun’un öldüğü polis baskınını ise şu sözlerle aktardı:
“Akşam saat 5 gibi Metin Akaltın ve Burak Ormanoğlu markete gitti. Uzun süre gelmediler. Daha sonra evin etrafında araba hareketliliği oldu. Halil üstünü değiştirmeye başladı. Balkona girip çıktı. Hiç sigara kullanmazdı, sigara kullanmaya başlamıştı. Ben yine ne olduğunu sordum. Yine yanıt vermedi. Bu sırada yoğunluk arttı. Evin etrafını polisler sardı. Halil beni ve çocuğumu Hatice Akaltın’ın odasına koydu. Eline silah vs. aldığını görmedim. O sırada polisler kapıyı kırmaya başladı. Sonra ateş sesi duydum ve patlama oldu. Ama Halil’in bomba yeleği giydiğini görmedim. Sadece en son elinde silah gördüm. Sonrasını hatırlamıyorum. Eşim kendini patlatmadan önce bomba hazırlığı yaptığını görmedim, hatta polislerin vuracağını düşündüm”

Esin Altıntuğ’un ifadesi sonrasında, Antep’te gerçekleşen patlamanın ardından kamuoyuna birçok farklı kaynaklardan yansıyan “Halil İbrahim Durgun devlet tarafından ortadan kaldırıldı” görüşleri de güç kazanmış oldu.

İfadesinin ardından sanık Esin Altıntuğ’un, müşteki avukatları ve savcı tarafından, mahkemeden bilgi-belge gizlediği ve eşi Halil İbrahim Durgun gibi kendisinin de IŞİD’e üye olduğunun açığa çıkmış olması dolayısıyla tutuklu olarak yargılanması talep edildi. Verilen kısa aranın ardından davanın hakimi tutuklama talebini kabul etti.

“Şeriatçıyım ama değilim, Suriye’ye gitmedim ama gittim”

Duruşmaya verilen aradan sonra diğer sanık Talha Güneş’in ifadesine geçildi. Halil İbrahim Durgun’un yardımcısı olan Güneş, ifadesine “Şeri hukuk dışında herşeyi reddettiğim için burada yargılanıyorum. Suçlamalar savcının hezeyanlarıdır, burada adalet beklemiyorum, beraatimi istiyorum” diyerek giriş yaptı. Diğer sanıklarda da olduğu gibi, kendisine verilen tavsiye üzerine “FETÖ’cülerin cumhurbaşkanını dahi kandırmış olması“, PKK’nin hendekleri ve diğer gündem dağıtıcı konulara da girmeyi ihmal etmedi.
Ardından kendisine avukatlar tarafından yöneltilen sorulara yanıt vermeyeceğini söyleyen Güneş, sadece mahkeme başkanı tarafından yöneltilen sorulara cevap vermeye başladı.

Durgun’un, yanında çalışırken değil patlamadan 5-6 gün sonra IŞİD’li olduğunu öğrendiğini belirtirken, bir diğer patlamanın sorumlularından İsmail Güneş’in kuzeni, Ahmet Güneş’in ise abisi olduğunu söyledi.

Hakimin “Suriye’ye geçtin mi?” sorusuna önce hayır yanıtını veren Güneş’in, “Hiç mi?” sorusuna “Ziyaret için gittim” yanıtını vermesi ise sanığın hikayesini kendi kafasında dahi oturtamadığını ortaya koydu.

Gaziantep Valiliği’nin açıklamasında IŞİD’in resmi kimyacısı olarak eçen bir diğer sanık Abdülmubtalip Demir’in kaldığı eve rahatlıkla girdiğini, kendisinde de anahtar olduğunu itiraf etmesine rağmen Güneş, israrla bomba işlerinden haberdar olmadığını ifade etti. Ancak Demir’in evinde yapılan aramada çok sayıda canlı bomba yelekleri, glock silahlar ve patlayıcılar bulunmuştu.

Talha Güneş son olarak da birlikte mühimmat kutuları taşırken görüntülendikleri kişileri tanıdığını da inkar ederek ifadesini bitirdi.

Şeriatçı sanıktan önce besmele, ardından hakaret

Bugün ifade veren üçüncü sanık olan, bombalı yeleklerin imalatından sorumlu ve Yunus Durmaz’ın eniştesi Abdülmubtalip Demir savunmasına ilk önce besmele ile başladı. Ardından diğer sanıklar gibi AKP’nin FETÖ ilişkilerine değindikten sonra salondaki müşteki avukatlar ve salondaki ailelere hakaretlerde bulunması üzerine salonda kısa süreli bir gerginlik ve arbede yaşandı.

Ardından kendi ifadesiyle “islam düşmanları” tarafından iddianameyi de reddeden Demir, IŞİD üyesi olduğu ancak para almadığı iddialarını da reddetti. Ancak reddederken sarfettiği “Kim yapar ki böyle bir şeyi, madem çalışmıyorum tek işim örgüt, neden para almayım?” şeklindeki ifadeleri de adeta bir itiraf niteliğindeydi.

Demir ayrıca hiçbir nitrat satıcısının kendisini tanıdığını söyleyemeyeceğini, bulunan hiçbir bomba malzemesi üzerinde ise parmak izinin dahi bulunamayacağını da ifadesine ekledi.
Demir’in, bomba üretimi yapılan Alyaz sitesine gidğini itiraf etmesi ancak sinirlenerek arapça beddualara başlaması üzerine mahkeme başkanı tarafından uyarıldı.

Demir, daha önce tanımadığını ifade ederken, güvenlik kayıtlarının gösterilmesi üzerine ise görüntülerdeki kişinin kendisi olmadığını iddia etti.

Sanık Abdülmubtalip Demir’in müşteki aileleri hedef alarak “Susturun şunları yoksa ben mi susturayım?” şeklindeki saldırıları ve provokasyonu üzerine salon bir kez daha karıştı.

Sanığın sorgusunu sürdüren savcı tarafından sanık Abdülmubtalip Demir hakkında, mahkeme salonundaki tehditleri ve başta savcılık makamı olmak üzere salonda bulunanlara yönelttiği hakaretleri dolayısıyla suç duyurusunda bulunuldu.

Son olarak, tutuksuz yargılanan ancak bugün duruşma salonunda hazır bulunmayan sanık Hatice Akaltın hakkında yakalama kararı çıkartılmasının ardından duruşmaya yarın 7 Şubat saat 10.00’a kadar ara verildi.

Alıntı: İnadına Haber