Kulağımıza yıllarca çalınan bir şarkının peşinden gider miydiniz? Ben giderdim! Eğer bu şarkı Dolores’in soft sesinden Loud & Clear ise neden gidilmesin?

Hiç aklımda yokken bir anda millerimin yeterli olduğunu da fark edince nereye gitsem diye düşündüm. Küçüklükten beri hayalim hep Dublin’i görmekti hatta daha ötesine niyetlenip herhangi bir mekânda solistin canlı performansına denk gelebilmekti. Ne yazık ki ne 90’ların popüler rock kültüründen ne de şehrin demografik yapısından eser kalmıştı. The Cranberries’in dediği gibi: No need to argue…

İstanbul üzerinden direkt uçuş ile 4,5 saatte Dublin’e vardık.

1.000 yıl öncesine dayanan tarihi, yüksek yaşam standardı, güler yüzlü ve misafirperver insanları, doğası ile Dublin bana göre Avrupa’da görülmesi gereken belli başlı başkentlerden biri.

İrlanda tarihi İÖ 6. yüzyılda Keltlerin gelişi ile başlar. Güçlü ve savaşçı Keltler bölgelerini çok iyi muhafaza etmiş ve geleneklerini sürdürmüşlerdir. İÖ 4. yüzyılda ise Aziz Patrick İrlanda’ya misyoner olarak geldi. İkna kabiliyetini de kullanarak barış içerisinde ülkeyi Hristiyanlaştırdı. Kral’a üç ilahi varlığı tanımlamak için de üç yapraklı yonca örneğini kullandı. Kral hristiyanlığı kabul etti ve o zamandan beri üç yapraklı yonca bitkisi İrlanda’nın sembolü haline geldi.

İrlanda Avrupa’nın en mutlu ülkesi, Dublin ise Avrupa’da yaşanacak en iyi başkent seçilmiştir. Ayrıca LGBT bireylerin evlilikleri ve çocuk sahibi olmaları için yasaları onaylamıştır. İnsan haklarına üst düzey önem veren sevimli mi sevimli bir başkent…

Havalimanından çıkar çıkmaz şehir merkezine götüren Airlink otobüsü ile karşılaşıyorsunuz. Ücreti 6 Euro’dur. Şehir meydanı O’connell Street’de inip köprü üzerinden karşıdaki cadde Aston Quay’e geçebilirsiniz. Burası şehrin kalbidir.

Görmeden gelmeyin!

Dublin Kalesi: Dame caddesi üzerinde bulunan Dublin Kalesi 13. yüzyılda inşa edilmiş, 18. yüzyılda ise tamamen İngiliz yönetimine ait bir yapı olarak kullanılmış. Daha sonra ise İrlanda yönetimine geçmiştir. Yapı; müze, katedral, belediye binası ve büyük bir bahçeden oluşmaktadır. Özellikle bahsetmeyelim ki (çoğu insan dikkat etmemiştir) Veronica Guerin’in anısına yapılmış bir heykel de bahçede konumlandırılmıştır.

İçerisinde yer alan Chester Beatty Kütüphanesini özellikle ziyaret etmenizi öneririm. Osmanlı dönemine ait İslami kitabeler bulunmaktadır. Giriş ücretsizdir.

Trinity Koleji: Dublin kalesinden çıkıp yürüme mesafesinde karşımıza Trinity Koleji ya da Dublin Üniversitesi çıkmaktadır. 1592’de kurulmuş üniversite İrlanda’nın ilk üniversitesidir. Victor Wilde, Isaac Newton, James Frazer gibi ünlüler bu kolejden mezun olmuşlardır. Geniş bir alan üzerine kurulu bu sükseli üniversitenin içerisinde en nadide bölümü Book Of Kells gelmektedir. Bu kütüphane 5 milyondan fazla kitap ve 400 yıllık koleksiyonları ile Avrupa’nın en köklü kütüphanelerinden biridir. Giriş Ücreti: 11 Euro (Book of Kells)

Tarihin tozlu yapraklarının kokusunu aldıktan sonra biraz soluklanıp meşhur İrlanda kahvesi içmeye gidiyoruz. 2-3 euro karşılığında lezzetli kahvelerden tadabilirsiniz.

Dublin yaya olarak gezilebilecek bir şehirdir. Dublin Castle, Dublin City Hall aynı caddenin üzerindeler. O yüzden kolaylıkla birinden çıkıp diğerine giriş yapabilirsiniz. Dame Street üzerinden devam ederken de Trinity Koleji’ne uğrayabilirsiniz. Trinity Kolejinden sola girerken Avrupa’nın meşhur caddelerinden biri olan Grafton’da alışveriş yapabilir, sokak sanatçılarının showlarını izleyebilirsiniz.

Akşam üzeri eğlencesiyle damga vurmuş Temple Bar bölgesine uğruyoruz. Temple Bar bölgesini turlamaya başladığınızda İrlandalıların ne kadar sempatik ve güler yüzlü olduğu dikkatinizden kaçmıyor. Her barda canlı müzik performe ediliyor. İçerisi tıklım tıklım. Hareketli İrlanda müziği sizi içeriye sürüklüyor. Ama benim istediğim Cranberries’in çıktığı veya o tarzda yapılan müziklerin olduğu bir bar. Şanslı günündeyseniz denk gelebilirsiniz. Benim terciğim sokağa da ismini veren Temple Bar.

Temple Bar filmlere konu olan ünlü bir bar. Her gün canlı müzik, televizyonlarda maç yayını, insanların bol kahkahası ve sürekli dolan içki kadehleri…

Harika konsepti ile akşam eğlencenize doyamayacağınız bir yer. Fiyatlar makul. Lakin yer bulmak biraz meşakkatli. İçmeniz gereken içkiyi söylemiyorum bile…

Temple Bar’dan çıkıp o sıra üzerinde başka barlara uğrayabilirsiniz.

Guiness Store House: Ertesi gün haritamıza bakıp rotamızı Guiness StoreHouse’a çeviriyoruz. Burası bol turist çeken yerlerden biri. Guiness marka biranın fabrikası. Adım adım rehber eşliğinde size biranın tarihini ve yapım aşamasını anlatmaktadır. Giriş ücreti: 18 Euro (Tadımlık birada hediye)

St.Patrick Katedrali: Guiness StoreHouse’dan çıkıp Dublin tarihinin önemli bir parçası olan St.Patrick Katedralini ziyaret ediyoruz. Adını İrlanda’nın koruyucu azizi Patrick’den almıştır. Turunuzu özellikle St.Patrick gününe denk getirirseniz şahane bir festival sizleri bekliyor. Giriş ücreti: 6 Euro

Dublin eski bir tarihe sahip olmasından dolayı birçok zengin müze, katedral, kilise, kale barındırmaktadır. Özellikle yazarlar ve James Joyce müzesini ziyaret etmeli, Killmainhaim Goal hapishanesinin iç karartıcı odalarında dolaşmalısınız.

Dublin alışveriş için bir cennet… Grafton, Dame ve O’Conell caddeleri üzerinden ünlü markaları bulabilir, hediyelik eşyalar için ise Carrolls mağazalarından dilediğinizi alabilirsiniz.

Dublin yeşillikler ülkesi. Bünyesinde birçok park bulunmaktadır. Bunlardan biri St.Stephen’dır. Bol oksijenli, farklı türden ağaçları ve sevimli ördekleri ile huzur dolu bir park.

Dublin Pub ve gece klüpleri bakımından da doyurucu. Lillie’s Bordello Dublin’in en lüks ve en çılgın partilerine ev sahipliği yapmaktadır. Mutlaka uğrayın.

Dublin için 3-4 gün yeterli. Bu sevimli şehir Avrupa’nın mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerinin başında gelmektedir. En güzeli ise şehrin yaya gezilebilmesi ve her yerde ücretsiz internet bağlantısı olması… Tarih, doğa, kültür, eğlence ve yemek konusunda iddialı. Ne kadar Avrupa’nın en pahalı şehri olarak bilinse de, bana göre giyim dışında her şey makul. En önemlisi ise insanlara karşı hoş görülü olmaları. İnsan haklarına üst düzeyde önem veren bu şirin başkenti ziyaret etmeyi geciktirmeyin…

Dublin’den;

  • Guiness Birasını tatmadan,
  • Ha’penny köprüsünde Yürümeden,
  • İrlanda barlarında maç izlemeden,
  • Trinity kolejinin avlusunda kahve içmeden,
  • Ve uğur getirildiği inanılan yoncalardan almadan

Dönmeyin!