İstediğimiz yöne hareket etmekle akışta savrulmak arasında bir yerdeyiz bir süredir. Bazen bir tarafa, bazen diğer tarafa kayıyoruz. Bazense tam ortada, bıçak sırtı bir yerde. Canımızın acımamasıyla dengede kalabilmek ve ilerlemek arasında cambazlığı öğrenmek. E haliyle çok yorulduk.

Yine böyle bir zamanda bu hengamenin dışına çıkmak, biraz nefes almak için Arter’deyim. Nasılsa tekrar içine atlanılacak ama bir de dışarıdan bakalım meseleye. Anlamsızlık Aleminde!

Sergiye alt kattan başlıyorum. Karşımda gülümseyen bir emojiyle. Karanlıkta. İçine girince de farklı cam bölmelerde parçalanmış, parçalayan, giyinik, çıplak, insanlar, yaratıklar, akbabalar, kutup ayılarını yiyen penguenler derken karmaşa içinde kalabalıklar yer alıyor.

İlk defa şunu fark ediyorum. Karşımdaki kana, vahşete, parçalı bedenlere, kavgaya hiç bir şey hissetmeden bakabiliyorum. Ne gözümü çeviriyor, ne korkuyor, kaygılanıyor ne de hayret ediyorum. Umut falan da aramıyorum. Bir nazi subayının elindeki sempatik balonlar da vahşetin içindeki ufacık aydınlık umut falan değil. O balonları taşımak görevidir herhalde. Emredilmiş. Diğer taraftaki tankı insan yığınlarının üzerinden sürenle aynı noktada bir etkisi ve sorumluluğu var.

Aynı cam bölmelerde farklı çağlardan ve sokaktan geçen herkesin anlayacağı kadar açık ve bilinen minyatür biblolar var. Dinazorlarla uzay üssü, taş devri arabalarıyla nazi subayları, Mc Donalds’ın palyaçosu hepsi bir arada. Kullanılan canlı karakterlerin yoğunluğun değişmesi zaman algısını destekliyor. Hepsinin her zaman bir arada oluşu ve karmaşa ise zaman ve mekanın algısallığını anımsatıyor. Sergi alanını gezmeye sağdan başlarsanız hayvanlardan insanlara; insanlardan, doğayla ilişkilenmeye, buradan bilim, teknoloji, sosyalizm ve kapitalizme uzanan bir yolculuk. Bazen çıplak insanlar çarmıhta, bazen Mc Donalds palyaçoları. Yani şimdi gibi. Geçmiş gibi. Gelecek gibi. Demek ki değişen bir şey yok. Bir taraftan üniversite zamanlarımdan kalan en net ifadenin “Hızla değişen çevrede…” olmasıyla değişime, dönüşüme atfettiğim yücelik, bugünlerde bu algımın aslında hiç bir şeyin özünde değişmediği, sadece şekillerin, renklerin, boyutların değiştiği şeklinde dönüşerek yeni bir denge arayışında.

EserlerTüm Kötülüğün Toplamı, Dünyaya Hükmetmek Suretiyle Dünya Barışı II, III, IV, Neşesiz Ayaklar, Nein! Eleven, Başka Türlü Kuleler.

Orta kata çıkınca ise ortam biraz aydınlanıyor. Pirimitif malzemelerin kullanımıyla derin anlamları ifade edebilmek daha önce Paulina Maksjan’ın Gizli Bahçe sergisinde karşıma çıkmıştı. Malzeme, fikir, bunların ilişkilenmesi, uygulama gibi aşamalarla ortaya çıkan sonucun nasıl bir şekilde işlenmesi sanat ya da değil, bu soruyla bırakıyorum burayı.

Duvardaki resimler bugünler için fazla karmaşık. 2 boyutlu, sarımtırak nostaljik görüntülerin zaman zaman renkli hayvan ya da farklı karakterlerin kafalarıyla bozulması ilgi çekebilir ama mevcut zihin, ruh ve dünya halinde bir de bu karmaşaya dahil olmak fazlaca yorucu şu anda. Bu da bugüne dair bir yansıma olarak algımızda kalsın.

EserlerSanatçıyız Biz II, Aynısı Hatta Daha İyisi, RETROSBOKTİF, Yaraya Tuz

Ohh! Üst katta ışıklı kelimelere ulaştığımda istemsiz bir derin oh çekerek rahatladım. İçeriği de şekli de kafamın içi gibiydi ve buna dışarıdan bakabilmek, bir düzen içinde görebilmek rahatlattı içimi, zihnimi. Bu işi görsel olarak bozulmuş bir şekilde paylaşıyorum. Kendini de böyle ifade ediyor zaten, tüm serginin konseptine paralel olarak. Oksimoronlukla başlayan ve anlamsızlıklar aleminde birbirine eklenen kelimeler, ifadeler.

Gürültülü bir yerleşimi taşıyan bu alan bugün gibi, çok tanıdık. Çocukluğumuzun, gençliğimizin, çok yakın geçmişin ve bugünlerin evleri, sokakları, yatakları, kitapları gibi. Alt kattan üst kata doğru ilerleyerek en son bu kata gelmek birazdan sokağa çıkınca hayata daha hızlı uyumlanabilecek bir güzergah olur.

EserlerArşivden Eserler 1971-2013, CFC74378524, Gün Gelecek Sen de Sevilmeyeceksin II (# 4), Gün Gelecek Sen de Sevilmeyeceksin II (# 8), Gün Gelecek Sen de Sevilmeyeceksin (böyle mi olacaktı…) V, CFC72337192, Yeni Gelen, Kötülüğün Axminster Kilimi, IDIOTIDYLL II, Hastalık İçindeki Hastalık, CFC76372567, Yut Onu Köpek

Mesela, Arter’den çıkıp yakındaki bir kiliseye girmek. Dış kapıdan bina kapısına kadar geçen 5 metrelik merdivenlerden inerken karşından üç kişilik bir aile yukarı çıkıyor. Solda bir kadın sevgilisinin kucağına oturmuş, sevişiyorlar. Dışarıdan arabesk pop şarkı söyleyen bir genç grubun sesi baskın bir şekilde duyuluyor. Anlamsızlık aleminde. Farklı anlamların farklı alemlerinin bir aradalığında.

Sanatçılar: Jake ve Dinos Chapman
Küratör: Nick Hackworth

Arter; İstanbul; 10.02-07.05 2017